Batılı Gözleri Doğuya Çevirten Sanatçı: Halil Cibran

Ali Riza Esin, 19 Nisan 2008 — 6 dk.

“20. Yüzyıl’ın ikinci yarısında Lübnanlı Halil Cibran (Khalil Gibran) Batı dünyasının en çok sözünü ettiği Yakın Doğulu şair ve düşünür olmuştur. İngilizce ve Arapça yazdığı eserleri, Japonca ve Sanskritçe de içlerinde olmak üzere birçok dile çevrilmiştir; Avrupa’da, Arap ülkelerinde, ABD’de her sınıftan milyonlarca kişi tarafından sevilerek okunmuştur. Çağının sosyal çalkantılarla dolu günlerinde düşünceleri Lübnan’daki işçi, öğrenci ve aydın kesimlerince benimsenmiş, bunun kaçınılmaz sonucu olarak da eserlerinin okunması yasaklanmış, kitapları meydanlara yığılarak yakılmıştır. Aynı zamanda ressam da olan Cibran, Fransa’da ve ABD’de çeşitli sergiler açmıştır.

Ünlü heykeltıraş (ve hocası) Auguste Rodin, Cibran’ın resimlerini 19. yüzyıl’da ölen İngiliz şair ve ressam William Blake’in yapıtlarıyla kıyaslamıştır.”

…diye başlıyor Anahtar Kitaplar Yayınevi tarafından 2006 yılında basılan “Ermiş” (The Prophet, 1923) kitabının önsözünde, çeviriyi yapan Aytunç Altındal.

Milliyet Sanat Dergisi’nin 23 Ağustos 1974 tarihli 94. sayısında çıkmış olan aynı yazının son paragrafında Altındal şunları söylüyor:

Etkisi Sürüyor

“Halil Cibran’ın en büyük başarısı, hiç kuşkusuz kendini kapitalist batı toplumuna kabul ettirebilmiş olmasındadır. Kendi düzenini en uygar ve üstün düzen sayan Batı’ya ‘akıl hocalığı’ yapmak hiç de kolay değildir. Akıl öğretmeye kalkışacak kimse kendi içinden gelmiş olursa pek ses çıkarmaz Batı, ama Doğulu, hele Yakın Doğulu’ysa hiç dayanamaz. ‘Kim oluyor bu Şarklı?’ der, Cibran Batı’nın işte bu insafsız önyargıcılığını kırmıştır. Üstelik, kırmakla da kalmamış, Batı’nın gözlerini Doğu’ya çevirtmiştir. Özellikle Batı’nın 1960 sonrası ‘çiçekli devrimcileri’ Cibran’ı bayrak edinmişlerdir. Etkinliği her geçen gün biraz daha artmış, düşünceleri biraz daha yayılmıştır. Öyle ki ABD’nin devlet başkanı John F. Kennedy bile ünlü söylevinde onun düşüncelerinden yararlanmıştır: ‘Vatan benim için ne yapabilir değil, ben vatanım için ne yapabilirim diye sorun.’”

Ermiş, 6 Ocak 1883 tarihinde Lübnan’da doğan Halil Cibran’ın Anahtar Kitaplar Yayınevi tarafından yayınlanan toplam 18 Cibran kitabından biri sadece. Diğerlerinin isimleri; Ermişin Bahçesi, Sözler, Gezgin, İnsanoğlu İsa, Bir Damla Yaş ve Bir Gülümseyiş, Kendimle Konuşmalar, Aşk Mektupları, Deli, Haberci, Kum ve Köpük, Vadinin Perileri, Asi Ruhlar, Kırık Kanatlar, Dünya Tanrıları, Lazarus ve Sevgilisi, Dost Mektupları, Gönül Sırları.

Bir kitap tanıtımında belki değinmeye hiç gerek olmayan, belki de en son söylenmesi gereken şey kitabın fiziksel özellikleri olabilir. Ama bu kitapların dikkat çeken bir özelliği var ki, ayırdediciliğinden dolayı kitap rafları arasında kolayca seçilebilmelerini sağlıyor.

Kitaplar CD kutusu boyutlarında. Bu da ayrıca her yerde zahmetsiz okuma kolaylığı sağlayan bir unsur. Küçük boyutlu olmalarından dolayı yazı fontları da küçük tutulmamış, gayet okunaklı. Kitapta ayrıca Cibran resimlerinden örnekler bulunmakta yeri geldikçe. Başka yayınevleri tarafından basılan yeni baskılarının bazıları bu özelliğini korurken, bazılarında ise standart kitap boyutlarına dönülmüş.

Kitaptan diğer Halil Cibran yazıları gibi sade ve şiirsel anlatımlı bir bölümü alıntılayarak bitirmek istiyoruz sözümüzü.

Önsözde yer verilen alıntıdan iki paragrafı daha vererek ama önce:

“(…) çektiği acılar Cibran’ı romantizmin koyu derinliklerine ya da mistisizmin içinden çıkılmaz bataklarına sürüklememiştir. Sevgiyi “tüm insanları ve doğayı sevme” olarak almış, bireysel acı ve kederlerin gerçekte toplumsal nitelikte olduğunu göstermiştir.

(…) Kadın-Erkek ilişkilerinde ne kadına, ne erkeğe üstünlük tanır. (…) ‘Sevginin tutsağı olmayın, sevginizi kullanarak birbirinizin üstünde baskı kurmayın. Çünkü şunu aklınızdan çıkarmayın ki, sevginin tek hedefi vardır; kendi kendine yetmek. Sevgi, ne kendinden bir şeyler verir ne de bütünlüğüne dışardan bir şeyler katılmasına göz yumar…’”

Özgürlük Üzerine

“Daha sonra bir konuşmacı söz aldı ve bize Özgürlük’ten söz et, dedi.

Ve El Mustafa yanıtladı:

Kentin kapısı önünde ve ocaklarınızın başında özgürlüğünüze tapınmak üzere yere kapanmış olduğunuzu görmüşümdür.

Bu tapınmalarınız sırasında, kölelerin, kendilerini ezip öldürmekte olan bir zalim buyrukçunun karşısında eğildikleri gibi öne kapanmıştınız.

Hatta aranızda en özgür diye bilinenin bile, tapınağın korusunda ve burçların gölgesinde özgürlüğünü bir boyunduruk ve kelepçe gibi taşımakta olduğunu da görmüşümdür.

Ve içim sıra yüreğim kanamıştır; çünkü, ne zaman ki özgürlüğün arama tutkusu dahi sizi rahatsız eder ve özgürlüğün bir erek ve tatmin olduğuna dair konuşmayı kesersiniz, işte ancak o zaman özgür olabilirsiniz.

Ne zaman ki günleriniz ihtiyaçları düşünmeden ve geceleriniz de bir pişmanlık ve tutkuyla dolu olmadan geçer, işte o zaman gerçekten özgür olursunuz.

Daha doğrusu bu gibi dertler yaşantınızı alt üst ettiği halde kendi bağımsızlığınız ve isteğinizle bunların üstesinden gelebildiğinizde özgür olursunuz.

Ama idrakinizin sabahında, öğle saatlerinize vurduğunuz zincirleri kıramazsanız, gecelerinize ve gündüzlerinize nasıl üstün gelebilirsiniz?

Oysa gerçekte, sizin özgürlük dediğiniz bu zincirlerin en sağlamıdır, ama her halkası güneşin ışınlarıyla parıldamakta ve gözlerinizi kamaştırmaktadır.

Ve özgür olabilmeniz için, kendi benliğinizin görüntülerinden uzaklaşmanız gerekir, değil mi?

Diyelim ki, bu görüntülerden biri adil olmayan bir kanun ama onu sizlerin alnına yazmış olan yine kendi ellerinizdir.

Alnınıza yazmış olduğunuz bu kanunun, ne kanun kitaplarını ateşe atmakla, hatta ne de okyanusun bütün suyuyla yargıçlarınızın alınlarını yıkamakla silip-temizleyebilirsiniz.

Ve, diyelim ki, kendisinden kurtulmak istediğiniz bir despot var, ilkin onun içinizde kurmuş olduğu saltanatı yıkmanız gerekir.

Çünkü bir zalimin özgür ve başı dik insanlara hükmedebilmesi için, onların özgürlüklerinde bir zulüm ve gururlarında bir utanç bulması gerekmez mi?

Eğer kurtulmak istediğiniz bir dertse, bilin ki bu derdi bir başkası değil kendiniz kendi başınıza sarmışsınızdır.

Ve eğer kurtulmak istediğiniz görüntü bir korkuysa, o korkunun yerleştiği yer kendisinden korkulanın eli değil, sizin yüreğinizdir.

Gerçek şudur ki, varlığınızın içindeki her şey birbiriyle sarmaş dolaş olarak devinmektedir. Arzulanan ile korkulan, nefret edilen ile kutlanan, kendisine yönelinen ve kaçılan birbirine girmiştir.

Bütün bu nesneler, sizlerin içinde birbiriyle kesişen gölgeler gibi çift çift gezinmektedir.

Ve ne zaman ki bir gölge soluklaşıp silinir, gerideki ışıklardan biri öne çıkar ve bir başka gölgeye ışık olur.

Bu nedenledir ki, özgürlüğünüz kendisine vurulmuş olan zincirlerinden kurtulduğunda, daha büyücek bir özgürlüğe zincir olur.”

Halil Cibran,
Ermiş

Kategori: alıntı, exlibris, yazı

Bir yorum yaz