Bölük pörçük ama ilişkili

Ali Riza Esin, 18 Aralık 2011 — 4 dk.

Kitabın* giriş yazısından bölük pörçük alıntılar… “Gökkubbedeki Manevi Şerler” başlıklı giriş yazısından…

Birbiriyle ilişkili ama başını sonunu okumadan, kontekstini bilmeden okunması neye yarar, orası biraz muallak. O nedenle “bölük pörçük”. Çok belirgin olmasa da aralarında belirli bir ilişki bulunan paragraflar bunlar yine de. Hemen aynı yazıdan, birbirine yakın komşu ifadeler; cımbızla çektiğime bakılmasın. Belki ilgilisini çeken bir albeni doğurabilir, belki bulundukları yerden* okunmaları için bir merak uyandırabilirler. Kitabın künyesi metnin en alt katındadır.

“‘Yorum, evet ya da hayır yargısına varmayı sağlayan bir hakikatle sınanmaz; yorum hakikatin kendisini tetikler.’ Bu berrak ifadenin ‘teolojik’ bir tarafı filan yoktur; söz konusu olan şey, psikanalitik yorumda (tabii sadece bununla sınırlı kalmayan) teori ile pratiğin tam anlamıyla diyalektik birliğine dair bir içgörüdür sadece: Analizcinin yaptığı yorum, hastada tetiklediği hakikat-etkisiyle ‘sınanır’.”

“‘İnanmak için onu görmelisin!‘ şeklindeki basmakalıp söz her zaman ters yüz edilmiş haliyle birlikte düşünülmelidir: ‘Görmek için ona inanmalısın!’ Bu bakış açılarını birbirinin karşısına koymaya meyledebiliriz — kör imanın dogmatizmi karşısında beklenmeyene açıklık. Yine de ikinci cümlede saklı duran hakikatte ısrar etmeliyiz: Hakikat, bilginin aksine, Badioucü bir Olay gibidir; ancak bağlanmış bir bakışla, ‘ona inanan’ bir öznenin bakışıyla görülebilecek bir şey. Aşk örneğini ele alalım: Aşkta aşkının sebebi olan X’i, yani paralaks-nesneyi ancak âşığın kendisi görebilir; bu bakımdan, aşkın yapısı ile ancak kendini onun içinde görenler için var olan Badioucü Olay’ın yapısı aynıdır: Bağlanmış olmayan nesnel bir gözlemci için herhangi bir Olay söz konusu değildir. Böyle bağlanmış bir konumdan yoksun mevcut durum tasvirleri, ne kadar doğru olursa olsun, özgürleştirici etkiler yaratamaz. Yapıp yapacakları tek şey yalanın yükünü daha da ağır hale getirmektir.”

“Sartre 1948 yılında Soğuk Savaş’ın iki tarafının da kendisini kötüleyeceğini sezdiği zaman şunları yazıyordu: ‘Böyle olursa, tek anlama gelir bu: Ya beceriksizin biriyimdir ya da doğru yoldayımdır.’ Aslına bakarsanız ben de çoğu zaman kendimi böyle hissediyorum: Hem antisemitist hem de siyonist yalanları yaymakla, hem gizli bir Sloven milliyetçisi hem de ulusunu sevmeyen bir hain olmakla, hem terörü savunan gizli bir Stalinist olmakla hem de Komünizm hakkında burjuva yalanları uydurmakla itham ediliyorum… Öyleyse belki de, yani bir ihtimal doğru yolda, özgürlüğe sadakat yolundayımdır. (Son cümleye dipnot: Sadakati bağnazlığın tam karşısına koymak gerekir: Bağnaz’ın Davasına olan fanatik bağlılığı, kafa karışıklılığının ve şüphesinin, Davasına duyduğu güven eksikliğinin çaresiz bir ifadesinden ibarettir. Kendisini davasına sahiden adamış birisi, ebedi sadakatini sürekli ihanet ederek yoluna koyar.)”

“‘Mücadelemiz gerçekte yozlaşmış insanları değil, genel olarak iktidardakileri, otoritelerini, küresel düzeni ve bu düzenin sürmesini sağlayan ideolojik mistifikasyonları hedef alır.’ Bu mücadeleye girmek Badiou’nün mieux vaut un dêsastre qu’un dêsetre düsturunu onaylamak anlamına gelir: Sonu felaket olsa bile riske girip bir Hakikat-Olayına sadakatle bağlanmak, Nietzsche’nin deyişiyle ‘son insanların’ olaysız faydacı-hedonist diyarında ot gibi yaşamaya çalışmaya yeğdir. Badiou siyaseti olabileceklerin en kötüsünden kaçınmaya, tüm olumlayıcı tasarıları bir kenara bırakıp kötünün iyisinin peşinden koşmaya indirgeyen liberal-kurbancı ideolojiyi tereddütsüz reddeder. Viyanalı Yahudi yazar Arthur Feldman’ın acıyla belirttiği gibi, hayatta kalmak uğruna ödediğimiz bedel genelde bizatihi hayatımız olur.”

Ve alıntının alıntısı, dikkat çekici başka bir cümle:

“Halka cesaret vermek için halkın kendisinden dehşete düşmesine yol açmak gerekir.”

Yazarın “Pek az kişinin farkına vardığı çok önemli bir gözlem” sunumuyla, Marx’tan yaptığı bir alıntıydı bu sonuncu cümle. “Hegel’in Hukuk Felsefesi’nin Eleştirisine Katkı başlıklı metninde Almanya’nın geriliğini tahlil etmiş ve utanç, dehşet ve cesaret arasındaki bağa dair pek az kişinin farkına vardığı çok önemli bir gözlemde bulunmuştur:” diyerek aktardığı bir paragrafın son cümlesi.

Bu da benim sondan bir önceki cümlem olsun.

Hiçbir anlamı yoktur; sınamayınız.

 

Slavoj Žižek,
Ahir Zamanlarda Yaşarken
(Living in the End Times, 2010),
Çeviren: Erkal Ünal,
Metis Yayınları

Kategori: alıntı