Felsefenin oyunsal biçimleri

Ali Riza Esin, 9 Kasım 2012 — 2 dk.

Johan Huizinga, Homo Ludens (Çev. Mehmet Ali Kılıçbay,
Ayrıntı Yayınları), aynı başlıklı bölümden alıntıdır:

“Oyun kavramının yardımıyla tasvir etmeye çalıştığımız çerçevenin tam ortasında Yunan sofisti yer almaktadır. Sofist, arkaik kültürel hayattaki, sırasıyla kâhin, şaman, gönül gözüyle gören kimse, keramet sahibi ve şair olarak gördüğümüz ve en uygun adının vates olduğunu düşündüğümüz şu merkezi figürün hafifçe sapmış devamıdır. Mümkün en iyi gösteriyi sunmak ve bir rakibi halkın gözü önünde cereyan eden bir çarpışmada yenmek; birden fazla kişi arasında oynanan oyunun bu iki büyük devindirici gücü, sofistin faaliyetinde daha ilk bakışta görülür. Sofist adının Aiskhylos’ta, Prometheus ve Palamedes gibi bilge kahramanları işaret etmekte olduğunu unutmayalım. Bunların ikisi de, keşfettikleri ve insanın hizmetine verdikleri bütün sanatları iftiharla sayarlar. Yetenekleri konusundaki bu övüngenlik onları Hippias Polyhistor gibi geç tarihlerde yaşamış bir sofistle özdeşleştirmektedir. Hippias kendini bilgi küpü, bellek üstadı olarak görmekte ve sanki bir tutumluluk kahramanıymışçasına, giydiği her şeyi kendi yapmış olmakla övünmekte ve her konuda tartışmak üzere hep Olympos’a gitmektedir; en iyi şekilde nutuk atmak ve sorulacak her soruya cevap vermek üzere inceden inceye hazırlandığı her konuda konuşmaya hazırdır ve kendinden ustasına hiç rastlamadığını iddia etmektedir. (…)

Epideixis, temsil, sergi, gösteri: Sofistin sahneye girişine bu ad verilmektedir. Daha önce zikrettiğimiz üzere, başarılı sonuçlar elde edebilecek, sağlam bir repertuvara sahiptir. Bunun karşılığında ücret almaktadır: Hatta bazı parçalar için sabit ücretler söz konusudur, örneğin Prodikos’un elli drahmilik söylevleri gibi. (…) Bunlar keramet sahibi sayılmakta ve atletlerle kıyaslanmaktaydılar: Kısacası, sofistlerin faaliyeti tamamen spor alanında gelişmektedir. Seyirciler iyi atılan bir laf karşısında gülmekte ve alkışlamaktadır. Bu tam bir oyundur: Rakipler bir söylev maçı yaparlar; birbirlerini nakavt ederler; verilecek her cevabın yanlış olacağı tuzaklı sorular sormakla övünürler.

Protagoras sofistik’i ‘eski bir sanat’ —techén palainan— olarak adlandırdığında, sorunun özüne temas etmişti. (…) Werner Jaeger, ‘Pythagoras’ı bir cins şarlatan olarak kabul etmeye yönelik yeni moda’yı geçerli görmemiştir. Şarlatanın, hem filozofların hem de sofistlerin bakış açısıyla ve tarihsel olarak gerçekten onların ağabeyi olduğunu unutmaktadır. Ve hem filozoflar, hem de sofistler, bu eski akrabalığın bütün çizgilerini korumaktadırlar.

Bizzat sofistler, kendi faaliyetlerinin oyunsal karakterinin tamamen farkındadırlar. Hatta Gorgias, Helena Methiyesi’ni bir oyun olarak —emon dé paignion— adlandıracak kadar ileri gitmiş ve Doğaya Dair adlı incelemesi bir hitabet oyunu olarak değerlendirilmiştir. Bu açıklamaya karşı çıkanların, sofist hitabet alanında oyun ile ciddiyet arasındaki sınırların tam olarak belirlenmediğini ve oyun nitelemesinin aslında bütün bunların doğasını çok iyi ifade ettiğini göz önüne alması gerekir. (…)”

Epideixis…

Güzel isim.

Kategori: alıntı, exlibris