Hani…

Ali Riza Esin, 17 Nisan 2012 — 2 dk.

“QUOTE

8.

Gelecekti ama o sana işte:-

Senin zorunlu anlamın — zor anlaman; ama, işte, öyle!

Geldi de — kuşkun olamaz artık.

Şimdi onu barındırmayı, ona barınak, sığınak olmayı öğrenmelisin — bütün ‘bildiklerini sandıkların’ı bir yana bırakıp, bir kenara atıp, onlardan kurtulup———

(…)

13.

Ama bunu öyle herhangi bir ‘sonuç’; bir ‘gelecek’ beklentisi olmaksızın gerçekleştireceksin : geçmişinden bugün(ler)ine uzanan uçlar ‘ileri’ye doğru ‘gelişme’ olanağı tanımayacak — anlamın, ne sonlu ne sonsuz, bir şimdi içinde gerçekleşecek: O şimdi(ler)in anlam yoğunluğu öyle olacak ki, ‘ileri’de, ‘gelecek’te sürüp gitmesinin düşünülmesi saçma olacak.

(…)

16.

Bunların da yalnızca ‘uygun’, ‘yerinde’, ‘isabetli’ eğretilemeler olarak kalacaklarını sanma — en gerçek şeylerin onlar: Böyle bir değişim de,   h e r ş e y i n i   değiştirmeni, yenilemeni;   h e r ş e y e   baştan, yeniden başlamanı gerektirir — gerektirecek. Göğünü ve yerini yeniden kurmanı…

Bu ‘yeni’ ama, ‘yepyeni’ olmayacak aslında: Senin geçireceğin —geçirmen gereken ve geçirdiğin— evrimin kendiliğinden, olması gereken, sanki doğal uzantısı olacak: Nasıl, o, sana,   s e n    o l a r a k ; kendisi olarak —sen, sensin; o da, kendisidir diye— kendiliğinden gelmişse; sen de onu   o    o l a r a k   —çünkü sen, sensin diye— beklemişsen; işte, geldi, o da : kendisi olarak, kendiliğinden, sen olarak, sana…

Geldi, işte…

(…)

19.

Yıllarca, senin bir ülkü, bir uzak olanak, bir özlem olarak koruduğunu; o, gerçekleştire gerçekleştire yürüdü, sana doğru — sen, o ülküyü güdükleştiren, o olanağı daha da uzaklaştıran, o özleme hüsran getiren yerlere girip çıkarken; o, onu saf, arı, dokunulmamış hâliyle yaşadı — ve yürüdü…

Şimdi, sana ulaşmışken — sana “en çok senin olan”ı getirmişken —gelmişken—, sende bulduğu—

—ne?…

* * *

En iç, en içten, en içteki sesine bile aykırı düşebilir mi kişi?–––

Düşer…

(…)

22.

Kendi olarak, sana gelen —
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen —
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen —
kendi olmasını, senin ile olmaya bağlayan — —
O, işte…

(…)

32.

İşte, geldi———

Bunun nasıl bir geliş olduğunu da ancak yavaş yavaş anlayabileceksin; çünkü hem bütün o eski hayallerin teker teker —ama, harıl harıl—, parlıyor gözünde, hem de, o yıllar boyu özlemlerini kırıp yıkan gerçekler, sıraya girmiş, geçit resmi yapıyorlar, önünde!—

* * *

“…yoksa, bütün o acıları
boşuna yaşamış olacaksın”—

(…)

45.

Öyle ki, artık yazmayabilirsin de — yaşamının gerçekten anlamlı olması için yazmanı gerektirmeyecek artık, o işte:-

İşte–––

UNQUOTE”

 

Oruç Aruoba, hani, Metis Yayınları

Kalem ısırtıyordu ki insana… Hâlâ ısırtıyor. Demek ki, gelmemiş hâlâ.

Gelmiş gibi de sanki ama… Durumsama; “işte”, yanılgının büyüğü.

Yol çok uzun, hâl bu ki…

Kategori: alıntı, exlibris