I’m at “Nerede olduğunun bilincinde olmak yazısı” w/ some others

Ali Riza Esin, 6 Nisan 2012 — 8 dk.

Geçenlerde bir durumsama postasında John Berger’den birkaç alıntı yapmış, onun “Mekânla İlgili On Not”unda bahsettiği “Hiçbiryer”e öylesine bir dalıp çıkmıştım, durup dururken. Ertesi gün ancak, kulaklarıma kaçan suyu boşaltmak için olduğum yerde zıplayıp durduğumu farkedince, ancak o zaman, Oruç Aruoba’nın kitaplarından birinde yer verdiği, “Burada” yazısını hatırlayıverdim. Hatırladım hatırlamasına ama her istediğin zaman olmuyor her şey; olamıyor. Bugünü bekliyormuş… Ve işte, o yazıdan, hatırlı, hatıralı bir alıntı…

Yalnız, neredeliği anlatır bir “Tostumu yedim bekliyorum” tadında (kolaylığında) bir yazı değil bu. Yine de —ve elbette, onu bile— kapsadığı düşünülebilir belki, bir bakıma…

“‘Buradayım’, bir önermedir : dile getirenin kendi üzerine bulunduğu bir önerme…”

“QUOTE

1. Ne demek “burada” olmak?

2. Kalmakla, durmakla, yani uzamla ilgiliymiş gibi görünüyor ‘bura(da)’ nitelemesi — oysa, en iyi müzikte görülür o : hiç durmayan bir ‘şimdi’de — uzamsız…

Ama ‘burada’ nitelemesinin kullanılması uzamdan nasıl bağımsız olabilir, diye düşünülebilir — şöyle : bu niteleme, herşeyden önce, onu kullanan birisini varsayar. “Burada”, dendiğinde, (nitelenen neyse ne) niteleyendir nitelemenin ilk belirttiği : ‘Burada’ olan, ‘burada’ diyenin bulunduğu yerde bulunur. Bu durumun en iyi göstergesi de, birisinin birisine “Buradayım”, demesidir. — Burada da, ‘burada’ diyen ile burada olduğu söylenen, çakışır:-

“Buradayım” : bir bilinç dizisini varsayar, gerektirir; gerektirmiştir, bu nitelemenin kullanılması, demek ki.

3. “Buradayım” diyen, kendi bilincindedir herşeyden önce: —Evet, uzamsızlığıdır dilegetirdiği. Ancak zaman içinde bir yerdir, bu nitelemeyle belirtmeğe çalıştığı. Bir ‘yer’dir ‘bura(sı)’; ama, bulunulmakta olması ancak zamanın çerçevesi içinde gerçekleşebilecek bir ‘yer’ : ‘bura(sı)’, birinin bulunmakta olduğu yer değil, bulunduğunu belirttiği yerdir (her bulunulan yer bir ‘bura’ —birisinin ‘bura(sı)nı— oluşturmaz; oysa her bura(sı) birisinin burası olarak onun yeridir). Örneğin, bir başkasının kişinin bulunduğu yeri ‘tespit’ etmesi (“Orada” demesi) bambaşka bir iştir. ‘Burada bulunma’da sözü edilen ‘burası’, işte, sözü edilen bir yerdir; “Buradayım”, bir önermedir : dile getirenin kendi üzerine bulunduğu bir önerme…

İkincisi, bir başkasına —başka birisine; ötekine— söylenen birşeydir, “Buradayım” önermesi : dilegetirilen, iletilen birşeydir; bir tümcedir.

Bir başkasına seslenmektedir “Buradayım” diyen —ona bir anlam iletmenin anlamıdır, önermesinin dilegetirdiği.— Ancak, sınır durumda, kişi kendi kendine de “Buradayım” diyebilir : o durum, bilinç içeriğinin bilinçlenme gereksinimi ile çakıştığı yerdir —belki, kendi ‘yer’inin belirsiz —sallantılı, kaygılı, ürkünç— hâle gelmesiyle ulaştığı bir bilinç içeriğidir bu.

4. Dolayısıyla, bir hazır-olmayı dilegetirmektedir; çünkü ‘burası’, “Buradayım” diyen için, bazı şeylerin başlangıç noktası olma anlamını taşır — o ‘bura’dan başlayarak olanaklı bir ‘ora’ya doğru, zaman içinde bir süreç öngörülmektedir.

Bu süreç, (o ‘başlangıç noktası’) “Buradayım” diyenin bir eylemi olabileceği gibi, onun, bir başkası ile (belki kendisi de ‘ora’da bulunan ile) buluşması; ikisinin, birlikte birşeyi başlatmaları, yapmaları, yaşamaları da olabilir.

Bir bekleme yeridir öyleyse ‘burası’; bu da onun salt zamansal niteliğini belirtir. Uzamsal olmadığı ayrıca şuradan da bellidir ki, ‘burası’, farklı uzamlar olabilir — yani, “Buradayım” diyen, bunu derken çok farklı uzamsal konumlarda bulunabilir —hatta, bir yerden bir başka yere doğru gidiyor; yolda, olabilir—; oysa söylediği, bu konumların hepsi için eşit ölçüde geçerlidir : hep ‘burada’dır —yani, nerede duruyor ya da nereye yürüyor olursa olsun, “Buradayım” diyorsa, ‘ora’dadır — öyleyse, önemli olan nerede ‘bulun’duğu değil, bulunduğu yer için ‘bura(da)’ demesidir.

Bir de tutum içerir, “Buradayım” diyenin kurduğu bilinç zinciri: ‘Burada’sında olmakla bulunduğu konum ve ‘burada’sının başlangıcı olacağı süreçle ilgili bir tutumdur bu : “Kabulleniyorum” — “Tamam — öyle olsun” / “Pekâlâ; öyleyse, öyle…” / “Ne olursa olsun, hazırım, razıyım” — gibi bir anlamı vardır. ‘Burada’sının bilincinde olan ve bunu (ötekine) bildiren, oradan yola çıkan süreç(ler) konusunda hazırdır, kararlıdır.

5. ‘Bura’, “Buradayım” önermesini dilegetiren için, bir toplanma yeridir — sanki, kendisini bir bütün olarak bir konuma, bir duruma getirmiş ya da gelmekte— ve oradan çağırıda bulunmaktadır : belli birisine sesleniyor olmasa bile (ki çoğunlukla öyledir), söylediği, “Beni bulmak isteyen; gel — işte : Buradayım”dır. Belki ilkin ona seslenilmiştir, ya da değil: Bir yanıt da olsa; örneğin, “Orada mısın?” sorusunun yanıtı olan “Evet” gibi, değildir. “Neredesin?” sorusunun yanıtı olduğunda bile, sorana yerini belirtme amacından öte bir anlam taşır.

(Eski Ahit’in Tanrı’sı, zaman zaman, ‘seçtikleri’ne seslenir:-

“İbrahim, İbrahim—neredesin?”

“İşte ben—buradayım.”

Dinin mantığı içinde, Tanrı’nın İbrahim’in ‘nerede’ olduğunu bilmemesinin —onu görememesinin— olanaksız olduğunu düşünürsek, ona seslenmesinin amacının onun ‘yer’ini ‘tespit’ etmek değil; nasıl bir bilinç konumunda olduğunu anlarız. Dolayısıyla, İbrahim’in verdiği yanıt da, ‘şu şu yerdeyim’ saptamasını bildirmek değil; ‘söyle söyleyeceğini—ben hazırım’ gibi bir anlamdır.)

Bu anlam, bir sorunun yanıtı olmadığı durumlarda açıkça belirir: Kendiliğinden, konumunu, yerini belirtenin durumunda — bu açıdan, bir başkasına ya da başkalarına yönelik bir seslenme olmayabilirdi: Belirtmiştik: kişi, kendi kendine de “Buradayım”, diyebilir — ama, işte, beklemenin herzaman birşeyi ya da birisini bekleme olması açısından, yalnızlıkta söylendiğinde bile, böyle bir yönelme taşır.

6. ‘Burada’ olmak —ve bunu söylemek; “Buradayım” demek— ne demek, temelde?

Birşeyin hesabını vermeğe hazır olmak gibi birşey — hesabına hazır olunan bu ‘birşey’ de, bütün bir yaşam olabileceği gibi, kişinin bir sözü, bir eylemi de olabilir. Yaşamı açısından taşıdıkları anlam bakımından, bu söz ya da eylemin imledikleri, söylenen açısından fark yaratmaz.

Yani, aslında, hep bütün bir yaşamın ağırlığıyla söylenir, “Buradayım” sözü.

Çünkü o yaşamın bütün anlamına yönelmiştir temelde, bunu söylediği anda, bunu söyleyen : bütün yaşamına verebileceği —vermek durumunda kalınca vermekten çekinmeyeceği; beklediğini bulunca, isteyebileceği— bir yönü dilegetirmektedir. Bir yolayırımıdır üzerinde bulunduğu; bulunduğu, “Buradayım” dediği yer, demek ki, ‘saptanmış’ bir yer değil, bir yola götüren bir yöndür.

‘Bura(sı)’, bir kapıdır, temelde — bir yönde olan bir yolağzındaki bir kapı : biri(si)nin içinden geçebileceği —geçmekte olduğu, ya da, en azından geçmeğe hazır olduğu— bir kapı…

Ancak, ‘bura(sın)da’ bulunan, yönün nereyi gösterdiğini, kapının hangi yola açıldığını (aslında, önünde yürünebilir bir yol olup olmadığını) bilmemektedir henüz — çünkü, işte, daha, ‘bura’dadır. Bulunduğu yeri bilir yalnızca — ‘bura’dan ‘nere’ye gidebileceği, gideceği (genel olarak gidilip gidilemeyeceği), bilgi alanının içinde değildir, henüz — belki de hiç olmayacaktır…

7. Böylece, “Buradayım” diyen, bir bekleme ile bir yolun başında olma bilincini birleştirir, tutumunda.

Durduğunun, beklediğinin (—belki, gelmeyeceğini bildiği birşeyi ya da birisini beklediğinin) bilincindedir; ama, bu bilinç, ileriye dönük, geleceğe yönelen tutumuyla, aynı zamanda, zamanı gelince bir yere doğru yolaçıkma kararlılığını da içinde barındırır:-

“Buradayım” diyen, demek ki, aynı zamanda, “Günü gelince burada olmayacağım”, dilegetirişi ile, “Yönü bulunca yola çıkacağım”, dilegetirişine de hazırdır. Bu iki anlam, bir bakıma, “Buradayım” önermesinin içleminde kapsanır. Ancak bunlar, “Buradayım” diyenin (dolayısıyla, ‘ileri’de ‘orada olmayacak’, ‘yola çıkacak’ olanın) dolaysızca kendi eylemine bağlı olmayan, bazı dış, ek koşullar gerektiren anlamlar olarak, “Buradayım” önermesinin sonuçları; ondan yapılan çıkarımlar olarak da görülebilir.

8. ‘Burada’ olma bilinci, çevre ‘dünya’dan kişiye doğru uzanan ilişki uçlarının toplandığı ve düğümlendiği bir noktanın (bir ‘yer’in : topos) varlığına ilişkindir. — Bu bilince, aslında, her insan, her düşündüğü anda, sahiptir; ancak, bu (‘sıradan’) bilinç içinde, içeriğin yönelişi, o yoğun noktadan, ilişki iplikleri boyunca, dışarıya doğrudur. Bu –çoğunluk– durumlarda, bilinçlendirilen, kişinin uzamsal konumudur : o —fiziki, toplumsal, iktisadi, kültürel, vb.— yerinde kendine ulaşan ilişkiler içindeki konumudur, ilgilenilen —kendi dışına yönelmiştir, kişi…

Bazı ender anlarda ise, kişi, iplikler boyunca, içeriye yönelen, katı düğüm noktasında toplanan bir içeriği bilinçlendirir. Bu durumlardaysa, kişinin ilgilendiği artık ‘dış’ ilişkileri değil, kendi konumunda toplanan içeriğiyle, zaman içinde ‘akıp geçmekte’ olan yaşamıdır —geçmişinden geleceğine akan oluşumlarıyla şimdide odaklaşan yaşamı…

“Buradayım” önermesi bu bilinç içeriğinin dilegetirilişidir. Bu önerme, o ‘yer’i gösterir; o içerik de, o kişinin ‘kendi’sidir.

(…)

UNQUOTE”

…der, ve devam eder Aruoba. 9, 10, 11, 12, 13…

Şu —özellikle yarım koyduğum— “tümce” de, yazısının son paragrafından (13. fasıl):

“Dolayısıyla, hep biryerlerimizdeyizdir de, —şimdi, burada— hiç buradamızda olmuş muyuzdur, diye, gene, sorulabilir : (…)”

Devamını, “şimdinin” başka hallerini de “kendisinden” okuyunuz.

“Kitabın kendisinden”…

 

Oruç Aruoba, benlik, Metis Yayınları

Kategori: alıntı, exlibris, yazı