My kind of “akil insan”

Ali Riza Esin, 6 Nisan 2013 — 2 dk.

Bir kızılderili atasözü der ki: “Yediğin içtiğin senin olsun, sen gördüklerini anlat…”

06.08.2008 tarihinde, Cumhuriyet’in 14. sayfasında yayımlanmış bir yazı… Turgay Fişekçi imzalı. Yeniden okumakta fayda var:

Pragmatik-Fikrisabit

“Eski dilde saplantı durumunu alan düşünceler için kullanılırdı, fikrisabit sözcüğü. Günümüzde günlük dilden çok, ruhbilimde, ‘yersiz olduğu bilinen ama kişinin etkisinden kendini bir türlü kurtaramadığı düşünce’yi tanımlamakta kullanılıyor.

Yersiz olduğunu bilse, kişi o düşünceye neden saplansın değil mi? Yersizliğini belki başkaları biliyor ama o bundan habersiz. Yersiz değil, tersine doğruluğuna inanıyor.

(…)

İç ve dış koşullar ne denli zorlasa da, fikrisabit değişmiyor. Çok zorlandığında, değiştim diyor, değiştik diyor, değişeceğiz diyor ama içini kemiren o düşünceden kurtulamıyor. Çünkü ülkesinin, insanının mutluluğunu değil, kafasındaki düşünceyi, yaşama biçimini egemen kılmayı varlık amacı olarak görüyor.

Öğrenim yıllarında bir gence, düşünmeyi değil de inanmayı öğrettiğinizde, o beyinlerin sonraki yıllarda gelişimi, dünyayı irdeleyebilmesi, tartabilmesi olanakları da ortadan kalkıyor. Çünkü neyin doğru olduğuna inanmış bir kez. Artık ne yapsanız başka bir düşünceye yakınlık duyabilmesi olanaksız. Yaşadığı sürece doğruluğuna inandığı düşünceyi savunmayı, onun gereğini yapmayı sürdürecek. Dünyada tek başına da kalsa, fikrisabitin düşüncesini değiştiremezsiniz. O bildiğini söyleyecek ve yapacak.

Fikrisabit, siyasete ağırlığını koymuş, koca bir ülkeyi yönetiyor ya, bu işin dengelerini, inceliklerini de gözetmekten geri kalmıyor. ‘Pragmatist’ diyorlar onun bu yönüne. Pragmacılar, felsefede ‘bilgiyi ve doğruyu yaşam için yalnızca bir araç olarak gören, eylemleri sonuçlarıyla, başarılarıyla değerlendiren okul’ olarak tanımlanıyor. Türkçesini söylersek, evirir çevirir, döndürür dolaştırır bildiğimi okurum, bunu da dünya âleme yuttururum, demeye geliyor.

İktidarda durabilmek için pragmatik olmak gerekiyor. Çünkü dünya öyle bir yere gelmiş ki, uluslararası kurallar var, hukuk ilkeleri var, yapılmış anlaşmalar var. Bunların tümü sınırlıyor iktidardakinin keyfi tavırlarını. Ama ne gam! Ona öyle, buna böyle deyip gözboyamak, kendini bütün bunlarla uyum içinde gösterebilmek de pragmatik’in hüneri.

(…)

Napolyon’dan Hitler’e, dünya pek çok fikrisabitle tanıştı, sonuçlarını gördü. Ama ‘büyük insanlık’ın yasaları her zaman fikrisabitlere baskın geldi. İnsanlık insanlık olarak kalabildiği sürece de bunun yeni örneklerini göreceğiz. (…)”

Turgay Fişekçi

Olumlu sayılan amaçlarla yola çıkılmış olsa da, gündemdeki “akil adamlar/insanlar” kadrosuna dahil bazı isimlere bakarak “işte başka bir pragmatik-fikrisabit işbirliği” demekten kendini alıkoyamıyor insan — ve biliyor ki, yönteme sırt çeviren bir sonuç odaklılık, beklenen sonucu vermiyor her zaman.

Aynı tadı vermez diyeyim ya da — işkembeyi şişirmek değilse o amaç

— sadece.

Kategori: alıntı