RedHack konuşmasından aldığım notlar

Ali Riza Esin, 5 Temmuz 2013 — 21 dk.

“Sonra RedHack diye bir şey çıkıyor ortaya ve diyor ki: N’apıyosunuz?.. Hayırlı işler?..”

Geçtiğimiz Pazartesi akşamı, 01.07.2013 tarihinde bir program yayınlandı, Standart.fm’de. Şenol Erdoğan’ın Deniz Cansever ile birlikte sunduğu Ruj Lekesi’nin konukları, Ulvi Yaman editörlüğünde RedHack, Özgür Uçkan ve Hürrem Sönmez idi. “—imiş” demem lazım daha doğrusu… Twitter sayesinde haberim oldu ve dinlemeye başladım yakaladığım yerden; oradan öyle söylendiği üzre, “RedHack Deklarasyonu”nu…

Programı hem canlı dinledim, hem de hemen akabinde kısmen yayınlanan ses dosyalarını yeniden dinleyerek notlar aldım. Yaptım bunu.

Kısa bir süre sonra da programın tamamının internete eklendiğini gördüm. Ben başını epeyce kaçırmışım, bir de onu öğrendim. RedHack yine yapacağını yapmış, SoundCloud hesabını hackleyerek yüklemiş programı. Dinlemek isteyen olursa, şuradan dinlenebiliyor hâlâ…

Aşağıda yazılı şeyler, evet, RedHack’in kendilerine ait düşüncelerdir ancak bir radyo programında konuşulanları oturup not etmek ve sonrasında kendi bloguma eklemek, tamamen kendi özgür irademle gerçekleşmiştir. Altını çizeyim. Bunu yapmak için —belki programın yapımcıları haricinde— kimseden icazet almama ya da birilerinin bu yeri de hacklemesine gerek olmadığı kanısındayım. Gerek varsa, yanılıyorumdur. Yanılıyor olabilirim. Her durumda yanılıyor olabilirim mütemadiyen ve fakat kendi kendime yanılıyorumdur. Okumuyorsunuz ya da okuduklarınızı unutuyorsunuz, geçiyor. Okur okumaz, okuduktan biraz sonra, okuduktan çok sonra olabiliyor bu. Hatta hiç okumuyorsanız daha kolay. Yüzde doksan dokuz yanılıyor olamaz!

Değil mi ki, ifade özgürlüğü varsa ifade edileni duymama ve dahi anlamama özgürlüğü de var fazlasıyla…

Kimse kimseyi bir şeye zorlamıyor yani. Birilerinin başkalarını bir şeylere zorladığını söylemek, o başkalarının kendi iradelerini küçümsemekten, yoksaymaktan başka anlama gelmiyor. Sadece bunu anlamak bile yeterdi aslında. Hadise, “Biz kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz.” noktasındaysa bu biz’i aşmıyor mu zaten… Aşıyor. Siz’de tıkanıp kalıyor, pozisyon. Herkes size gelin beraber oynayalım diyor, topu yalnızca kendi aranızda çevirip duruyorsunuz. Mesele de o zaten.

Bir radyo programından bahsediyordum ya…

İşte o programda konuşan RedHack’in sözlerinden aldığım notlardan müteşekkil bir derlemedir aşağıdaki metin. Konuşmanın tamamı değil yani… Zaten bu mümkün değil. Hiç ara vermeden dakikada üç bin beş yüz kelime konuşuyor Abi, öyle diyeyim. Derleme derken de… okuma kolaylığı bakımından bazı başlıklar altında topladığımı ifade etmek istedim. Programın akışını tam olarak takip etmeseler de konuşmacının konudan konuya atlayan, ancak çoğunlukla aynı temel şeylere işaret eden diline çok da aykırı olurmuş gibi gelmedi bana.

Olur muydu, olmuş mudur, bilmiyorum.

REDHACK NOTLARI…

KISA KISA

“Sokak hemzemindir. İnsanları eşitler.”

“Kişilerin kendi iradelerini iktidarın eline bırakması zaten faşizmdir.”

“Bizim için ölçü halk.”

“Korku, yalanı ve ahlâksızlığı besler.”

“Yaşam kendi alternatiflerini, çözümlerini üretmede ustadır.”

“Yaşasın demliklerin bölünmez bütünlüğü!”

SOSYAL MEDYA VE SANSÜR

“Sosyal medya bir er meydanıdır. Kimin kime ne dediği, ne tür bir çağrıda, sorguda bulunduğu da diğerleri tarafından görülüyor, biliniyor, takip ediliyor. Özellikle Twitter…”

“Bütün sosyal medya, dünyanın bütün çatılarından kuşlama yapmak gibi bir şey aslında. Siz mesajınızı dünyanın bütün çatılarından atıyorsunuz. Yine okumayan var mı, illaki var. Ama okuyan sayısı çok daha fazla. Çok ciddi bir kamuoyundan bahsediyoruz.”

“Bugün sosyal medya üzerindeki uygulamalara ‘antrenman’ diyoruz. Önce duyururlar, bir şekilde basına sızdırırlar, bir şekilde bunun dedikodusu yapılır, toplantılarda dile getirilir. O toplantılardan bir şekilde basına yansır. Halkın nabzını alırlar. Halkta nabız çok atmıyorsa, ölü taklidi yapıyorsa halk, bir şekilde bunu uygulamaya kalkarlar. Halk aynı anda tepki verdiğindeyse, hükümetin görevlilerinden birileri çıkar der ki, ‘Yanlış anladınız, yok öyle bir şey… öyle bir şey olur mu?’ diye yalanlar.”

“Bu ülkede direkt veya dolaylı yoldan yasaklanmış, erişime kapatılmış yirmi beş bin site var. Ama bu bahsettiğimiz bilgilere, temel bilgilere ulaşmak için hâlâ milyonlarca milyonlarca kaynak da var. Bilgiyi çoğaltalım diyoruz. Kendi gerçeklerimizle yüzleşebilmek için bildiklerimizi bilmeyenlere anlatmak zorundayız.”

“Son derece başarılı bloglar var, internet üzerinde… Bu bloglar, bu yazılar, kitap okumaktan uzak kişiler için bile çok ciddi bir okuma pratiği kazandırıyor.”

“Sosyal Medya söz konusu olduğunda başbakan bir tutarsızsızlık abidesidir. 2011’de başbakan çıkıp ‘Bunlar berbat şeyler, çirkin şeyler, bu Facebook, bu Twitter filan…’ gibi, böyle bir tavır almıştı, sosyal medyaya. 2013’de döndü, ‘Sosyal medyayı en az onlar kadar iyi kullanmalıyız’ dedi! Baştacı etti bu sefer. ‘Onlar’ artık hangi ayrıştırıcı söyleminin parçasıysa, ‘onlar’ kadar iyi kullanmak zorundayız.”

“Üç sene sonra Silikon Vadisi’ne gitti. Oradaki teknoloji şirketlerinde koskoca Türkiye’nin başbakanı gelmiş dediler, kapılarından ağırladılar. Ağzı açık kaldı, ‘Bu nedir’ diyemiyor. Valla biz de Fatih Projesi diye bir proje ürettik. Ama bu demode tabletleri hangi yandaş üstünden tedarik edeceğimize de karar veremedik henüz.”

“Halkın geçmişteki YouTube yasaklarını, Tunnel’lar, Proxy’ler, VPN’ler üzerinden nasıl aştığını hatırlayın. Hep beraber hatırlayalım. İnsanlara YouTube’u yasakladıklarında insanlar YouTube’u izlemediler mi? Ama bu yasakları aşmayı bilmeyen de öğrendi bu vesileyle. Bilen, bilmeyene öğretti. Hiç bu uygulamaları, maskeleme tekniklerini bilmeyen insanları bu teknikleri öğrenmeye ve uygulamaya ittiler. Hiç gerek yoktu bütün bunlara. Rezil olmaya da gerek yoktu, başka şeylere de gerek yoktu.”

“Sosyal medya sansürü hamleleri yeni değil ki, bunların dünya tarihindeki en geniş katılımlı ‘İnternetime Dokunma’ eylemi bu ülkede yapıldı birkaç yıl önce. İnsanlar tepki vermeye veriyorlar.”

“Sosyal medya yasaklarını ülkenin itibarını korumak adına savunanlar, ülkeyi düşük kalibreli insanların ellerine teslim ettikleri için hiç mi suçluluk duygusu taşımıyorlar, bilmiyoruz.”

“YÖK’ü hacklediğimiz dönemde, devletin siber-güvenlik toplantısına davet edilmişti YÖK yetkilileri. Ama YÖK, merak edip gitmedi bile o toplantıya. Ne kendi gitti, ne temsilci gönderdi, ne bir şekilde dahil oldu o sürece. Hacklenmişsin, yıllarca hak etmediğin halde gördüğün saygı yerle bir olmuş ama tenezzül edip toplantıya dahi gitmiyorsun. Yaptırımı var mı? Hayır. Adaletin olmadığı yerde siz sisteminize sahip çıksanız ne, tedbirini alsanız ne, almasanız ne. Çünkü, sizi aklayacak mekanizma, zaten aklayacak. Yani, bütün bu rezaletlere rağmen kime ne oldu? Hiç kimseye. Çünkü halkına karşı örgütlenmiş bir devlet pratiğinden bahsediyoruz.”

“Siber-suçlardan bahsedenlerin siber-suç tanımını netleştirebilecek kapasitede olması lazım. Kamu yararı söz konusuyken, bilginin tekelleştirilmesi, gerçeklerin zaman aşımı, kamu aleyhine işlenmesi gibi detaylardan bağımsız olarak bu konuları ele alamazsınız. Bu ancak, bu devlet terörüne hizmet eder. Devlet terörünü oluşturursunuz, çoğaltırsınız. Sadece baskı ve yasaklar üzerinden kendi pratiğinizin sorgulanmasını arttırırsınız.”

“Christiane Amanpour, CNN International’da programcıdır. Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşme yaklaşık dokuz ay kadar önceki bir görüşmeydi. Dedik ki, ‘Sen Tayyip Erdoğan’la ne görüştün?’ Amanpour kendi blogundan deşifre edip yayınladı. Görüşmenin tam metnini yayınladı.”

ADALET, SOSYAL ADALET

“Bu kadar aleni bir şekilde kendi halkına dirsek çeviren, kendi halkını dışlayan, ötekileştiren bir iktidardan çok daha iyisini hak ediyor bu halk. Sık sık dile getirme sebebimiz o aslında bizim. Kanun = Adalet denklemi yanlıştır. Kanunlarınız vardır, kanunlar koyabilirsiniz ama adalet barındırır mı, adaleti barındırmaz. Adalet çünkü vicdan gerektirir.”

“Bütün bu yapılanlar, bütün bu ikiyüzlülükler, bütün bu taraf tutmalar, bütün bu benim adamım senin adamın mantıkları, bütün bunlar kanuni olabilir, bir şekilde kanunu denklersiniz. Ama kanunları adalete denkleyemezsiniz.”

“Birtakım insanlar korunup kollanıyor, ama halka geldiği zaman, halka her türlü zulüm reva.”

“İnsanlar eğer fırsat bulurlarsa özel okullara gidiyorlar, o özel okullarda bir şekilde nispeten izole, nispeten rafine bir eğitim telaşına düşüyorlar, çok ciddi bütçeler ayırıyorlar… Hali vakti yerinde olanlar bunu gerçekleştiriyorlar. E, hali vakti yerinde olmayanlar da, yani varoşta yetişen, yoksullukla boğuşan, kıt kanaat geçinen aileler de artık okullarda kendilerine ne layık görülmüşse ona talim ediyor.”

“Zaman aşımı ne kadar suçsa o davada, Sivas’ı unutmak ve unutturmak da en az o kadar suçtur. Sivas aslında bir onur meselesidir.”

“12 milyonu aşkın icra dosyası var adliyelerde. Kişi başına düşen milli gelir bu kadar yüksekken, gelir dağılımının ne halde olduğunu bir kez daha görüyoruz burada da.”

“Bütün terazimiz adalet. Adalet üzerinden yürüyoruz. Sosyal medya da eğer buna hizmet ediyorsa, bundan vazgeçmeyi gerektirecek hiçbir koşul yoktur.”

TEMEL HAKLAR VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

“Bugün sosyal medya yasaklarıyla anonim olmaya zorlanıyor insanlar. Bu yasaklamalar insanları meşru haklarından alıkoyma gayretinin tezahürüdür.”

“Belki de bizi bu hale getiren sistemi yeniden düşünmek, yeniden ele almak gerekiyor. Birleşmiş Milletler İnsani Gelişmişlik endeksinde nal toplayan, dünyanın saygın basın kuruluşlarındaki makalelerde ve meslek örgütleri nezdinde ‘açık hava hapishanesi’ olarak adlandırılan bir ülkede yaşıyoruz biz.”

“İnsanlar haklarını aramak bir yana, haklı taleplerini dile getirmeye çalıştıklarında, son derece insani tepkilerini dile getirmeye çalıştıklarında dahi dövülüyor, sövülüyor, kovuluyor.”

“İnsanların kendilerini ifade özgürlükleri anayasal bir haktır. İnsan hakları evrensel beyannamesinin maddesidir.”

“İnsanların haklı ve meşru beyanlarını dile getirmelerinin önüne geçerseniz, onlar da tabir yerindeyse, yeraltına inerler; takma isimlerle, müstear isimlerle, nicklerle. Söylemek istediklerini bir şekilde dile getirirler.”

“Siz, legal olma yoluna insanları çekeceğinize, tam aksine, yeraltına itiyorsunuz.”

“Yaşam alanlarını daraltmak, demokrasi olarak adlandırılamaz diye düşünüyoruz. Ezildiğinde, hor görüldüğünde, yaşam alanı daraltıldığında o mevcut durumdan kurtulma çabasında olmayan, herhangi bir canlı gösterebilir misiniz doğada?”

“Yaşam alanı başkasınca tayin edilmiş herhangi bir canlı var mıdır dünyada. Hangi kuş diğerine “sen bu şekilde öteceksin” der? “Sen artık bundan böyle bu şekilde öteceksin; öteki türlü öttüğünde, katlin vaciptir” diyen kuş var mı doğada?”

“Her muhalifi terör yaftasıyla yaftalamaktan vazgeçmek gerekiyor.”

“Hatırlayın, amatör gazetecilik yapan Anonymous’un sözcüsü olan Barret Brown, yargılanıyor biliyorsunuz. Barret Brown için delil üretmekte inanılmaz zorlanıyorlar. İnanılmaz zorlanıyorlar, çünkü Barret, ‘Ben gazeteciyim’ diyor. Yaptıklarım‘ haberdir, haber değeri taşıyor’ diyor. Jeremy Hammond var, California’da, o da hapis. Yine bir özgürlük savaşçısıdır Jeremy Hammond. Benzer bir davada yargılanıyor, o da Anonymous davasında. Hakim şöyle demişti davada: ‘Madem Tweet atmak cıvıldamaktır, madem pencereden dışarı seslenmektir, öyleyse senin seslendiklerini bizim duymamızda bir mani yok, Twitter’dan isteyelim yazışmaları, bize ulaştırsın.’ Jeremy’nin avukatının cevabı çok anlamlı: ‘Sayın hakim, o kendi mahallesinde cıvıldıyordu, siz onun mahallesine geldiniz, o size duyurmak istemedi ama siz ısrarla duymak istediniz. Bu kişilik haklarına saldırıdır.’ dedi. İnsanların tartıştığı nüanslara bakın, ince detaylara bakın.”

VASATIN FAŞİZMİ

“Kendilerine özeleştiri vermekten aciz olanların tüm bunları nasıl yorumladığı, nasıl bu onurlu direnişçileri neyle yaftaladığını ciddiye almak mümkün değil.”

“Başbakan otur derse oturacak, kalk derse kalkacak, git derse gidecek, gel derse gelecek… Bu nasıl bir varlığım varlığına armağan olsun mantığıdır?”

“Kitlelerin faşizm ruhuyla hareket etmesidir Gazlıçeşme. Kendi iradesinin dışında, bir başkasına teslim olmuşluğun adıdır, bu; biat kültüründen geliyorlar çünkü ciddi bir kısmı. Bu insanların cidden din tandanslı olduğunu, dinden hareket ettiklerini, dini en iyi temsil eden insanlar olduklarını söylemek mümkün değil.”

“Fitne çoğalır denilerek matbaanın gelişi kaç yüz yıldır ertelenmiştir bu ülkede. Zaten okumaya çok meyilli nesiller yetiştirmeyi başarmış değiliz işin doğrusu, böyle bir gerçek var orta yerde.”

“Aslında kolay da değil. 12 Eylül’de 300 günden fazla gazete basımının yasaklandığı bir ülkede yetişti insanlar. Tabloid dediğimiz, boyalı basının yüceltilmesi de yine o baskı dönemlerine dayanır. O baskı, korku, yıldırma, yalan getiriyor, ahlâksızlık getiriyor, yozlaşma getiriyor, vasatlaşma getiriyor.”

“Cumhuriyet tarihinde vasatın bu kadar yüceltildiği bir dönem yaşanmış mıdır acaba? Yani, hem vasat olacaksın, hem yüceltileceksin. O yükselttikleri adamlar kalkıp bir başka sınıf, hakim sınıfın tanımını yapıyorlar. ‘Seçkinlerin düğünleri yapılamadı Gezi Parkı eylemi yüzünden’ diyorlar. Bülent Arınç’ın kendi söylemidir. İnsanlar özgürlük talebiyle orta yerde dururken, seçkinlerin düğününü telaş ediyorlar.”

“İnsanlar okumuyor diyoruz ama sırf arka sayfa güzeli için gazete alan insanlar, kahvehaneler oldu uzun yıllarca bu ülkede. Arka kapak güzelleriyle, bilmemnelerle insanlar başka ufuklara yelken açtılar. Okumanın törpülenmesinin önünde kademe kademe, gerek askeri darbelerden, gerek iktidar baskılarından, gerek komünizm için gerçekleştirilmiş korkutmalardan hareketle çok ciddi engeller oldu.”

“Çok çabuk gaza gelen bir kitle var karşımızda. İşte, köşe yazarlarından aldıkları ezberler var, grup toplantılarından devşirilmiş cümleler var. Bütün bunlarla siyaset yaptıklarını düşünüyorlar, bütün bunlarla laf cambazlığı yaptıklarını düşünüyorlar.“

“Bakıyorsunuz, sıkıştıkları yerde ağır hakaretler var, küfürler var, tehditler var… Peygamberin güzel ahlâkından, Mevlânâ’dan alıntı yapanlar, bir anda akla hayale sığmayacak derecede sığ, akla hayale sığmayacak kadar kaba, küfürbaz, kötü niyetli ve saldırgan bir surete bürünüyor.”

“Yani kendilerine taraf edemedikleri Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nu unuttular. Halkın ciddi bir kısmına dönüp sorsanız, ‘bugünkü Diyanet İşleri Başkanının adı nedir’, muhtemelen onu da bilmez ama bir öncekini daha da zor hatırlar. Bu ülkede diyanette olmak da aslında düşünüldüğü kadar keyifli bir şey olmayabilir. Çok lezzetsiz tepkiler alabilirsiniz, eğer gerçekten ‘dininizi’ kendinize bir nirengi noktası alıyorsanız.”

“Süleyman Ateş çıktı dedi ki, ‘Ben dinin özünü gözden kaçırmayalım dediğim için beni aforoz etmeye kalktılar.’ Şimdi bütün bunları unutan, bütün bunları hatırlamayan, bütün bunları günlük yaşamının herhangi bir yerinde barındırmayan insanlar Dolmabahçe Camii görevlisinin de zorunlu izne çıkarılmasını yadırgamaz.”

“Bir tutarlılık arıyorsunuz, bir olgunluk arıyorsunuz. İçten içe, bana yön veren, benim hayatıma katkı sunan birileri varsa, o benden daha iyi olsun telaşındasınız. Yani, daha fazla dil bilsin, daha fazla yol bilsin, daha fazla hesap yapabilsin, ülkenin refahını kendi evlatlarının refahının önünde tutsun, kendi refahının önünde tutsun.”

“Başka dünyalarda, başka havalarda, sokağın nabzından son derece uzak, insanların farklı platformlarda neyi nasıl konuştuklarını bilmiyor. Aslında bilmelidir. Hakkıdır. Bilgi, herkesin hakkıdır.”

“Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp. Rasmussen ‘How are you‘ diyor, ‘Good good, siz how are you’ diyen bir adamdan bahsediyoruz. Bunu kınayarak söylemiyorum. Ama bu bahsettiğimiz şahıs da benim karşı komşum değil. Mesai arkadaşım değil. Bir parça da benden farklı olsun. Bir parça da benden ötede olsun. Beni temsil ediyorsun. Benim yaşadığım ülkeyi temsil ediyorsa, benden daha donanımlı olsun. Bunu kim istemez?”

“Bizim itiraz ettiğimiz kendilerini zeki sanmaları değil. Bizim ona hiçbir itirazımız yok. Hükümetin kendini zeki zannetmesine hiçbir itirazımız yok. Bizim itiraz ettiğimiz şey bizi salak zannetmesi. Bizim itirazımız buna.”

BAŞKA BAŞKA MESELELER

“İsmi sır gibi saklanan sadece yedi şirketin 1 Milyar liralık vergi borcunu tek kalemde sildiler. Ispatlı şahitli…”

“Bizim için belirleyici olan insani eksende, insani paydada, gerçekten yaptığı işin, söylediği işin arkasında ne kadar durabildiği. Ne kadar onurlu bir tavır sergileyebildiği. Onur çünkü, çok güçlü bir turnusol. Onursuz hareket etmek, dün dündü, bugün bugündür tutumu bir şekilde bu ülkeden eksiltti hep. Çünkü bu manevra alanları, bu yanar döner tavırlar, insanların ‘Koskoca Başbakan yapıyor bir şey olmuyor, ben yapsam ne olacak’ algısını besledi.”

“Timsah gözyaşlarını ciddiye almak mümkün değil. Bütün koşulları oluşturun, ondan sonra oturun ağlayın. Böyle bir gerçeklik var. Bunlar tercüman kullanırlar, kendilerine manevra alanları yaratırlar ve söylediklerinin arkasında durmak gibi bir hasletleri yoktur, çünkü, söylediğinin ardında durmak, onun peşisıra gitmek gerçekten onurlu bir duruş gerektirir.”

“Çuval hadisesinde Irak’ta askerlerin başına çuval geçirildi. Esip gürlediler. Böyle terbiyesizlik olur mu, biz büyük devletiz, biz Ortadoğu’da belirleyici unsuruz, stratejik konumdayız. Coğrafyamız… Yeraltı kaynaklarımız… Esip gürlemelerinden yaklaşık 7-8 gün sonra Beyaz Saray’ın girişinde Tayyip Erdoğan’ın açıklaması vardı. Çok manidardır.”

“Kendi dinamiklerinden yararlanamayan bir sistem oluşturmuşsun, ‘Her ilde üniversitem var” diye uydurma bir masal üretmişsin, ona da inanmışsın sonra Sırf her bir coğrafik bölgede öğrenci ekonomisi yaratayım diye, 400’den fazla iş konulunu destekler diye bir TOKİ ekonomisi yaratmışsın, istihdama yönelik hiçbir şey yapmamışsın, çıkıp neyin iddiasındasın?”

SORULAR SORULAR SORULAR

“İnsanları öyle dezenformasyonel beslediler ki, öğrenim parasızdır yaygarası kopardılar mesela. Bakın bugün çıkın sokağa, insanlara sorun. Olaya yabancı olanlar, bu masala inandılar. Öğrenim parasız mıdır, paralı mıdır diye sorun; bir anket yapın, apartmandaki komşularınıza sorun, dolmuşta bir mevzusunu açın şakacıktan, kahvehanede açın… Yani, küçük bir kamuoyu yoklaması yapın. İnsanlar size öğrenim parasız artık diyeceklerdir. Sağlıkta olduğu gibi.”

“Hesap sormak gerekiyor, bu paralar bizim. Yani, insanların aylık 16.000 Euro bedelle lüks araçlara, makam araçlarına bindiği bir ülkede herkes bunun hesabını soruyor olsaydı, zaten olaylar biraz daha farklı gelişirdi.”

“MİT ile Polis, Milli İstihbarat ile Polis arasında çok ciddi bir çatışma, çok ciddi bir sürtüşme söz konusu. Keşke birileri çıkıp, Milli İstihbarat söz konusu olduğunda, Gaziantep patlamasının olduğu gün, o patlamanın olduğu gün, Emniyet İstihbarat’tan görevden alınan amirlerin, niye o gün görevden alındığını bir kere sorsa.”

“15 Şubat 2013 tarihinde Yasin El Kadı’yla Usame Kutub, MİT müsteşarıyla yapacakları bir gayriresmi görüşme için araçlarıyla belirlenen noktaya giderlerken bir trafik kazası geçirdiler. Keşke birileri çıksa sorsa, dese ki, ‘Bu kaza oldu ama bu görüşme neyle ilgiliydi?’ Medipol hastane kayıtlarını niye tahrif ettiniz? Bunu birileri çıksa sorsa.”

“Adana’da ele geçirilen 2,5 Kg sarin gazı söz konusuydu, Rusya Dışişleri Bakanı da çıkıp sormuştu: ‘Bu kimyasal silah nereden gelip nereye gidiyor?’ Keşke birileri sorsa, dese ki ‘Dışişleri, sen buna ne cevap verdin?’”

“Keşke birileri çıksa sorsa, Tübitak’ın başındaki şahsın hikmet-i kerameti nedir? Baskılar sebebiyle istifaya zorlanmış kaç tane akademik vardır? Ya da Tübitak’ta satın almanın başı olarak tayin edilen şahsın şoförlük dışında en küçük bir meziyeti var mıdır, birileri çıksa sorsa keşke… Biz de bilsek.”

“‘Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa’ diyordu Ahmet Telli. Yani, doğru soruları sormak gerekiyor. Çünkü muhalif bir damar dışında medya kepazeliği hiç bu kadar orta yerde durmamıştı, bizi bu kadar yanıltmamıştı.”

“Çok bilmiyoruz, izah edebilecekler mi, onlardan bu izahatı bekleyen kitle aslında kim olmalı, bütün bunların tartışılması gerektiğini düşünüyoruz. Tartışılmalıdır, sorulmalıdır, peşisıra gidilmelidir ama bunu sadece sosyalistler, komünistler, devrimciler, aydın insanlar yaptığı için belki de, bu ülkede bazı şeyler değişmekte güçlük çekiyor.”

“Bütün bunlara bir şekilde eyvallah diyorlar. ‘Vardır, büyüklerimizin bir bildiği’ diyor ya Hakan Şükür. ‘Valla, ben bilmem, büyüklerim bilir’ diyor. İşte onun biat kültürünün yansımaları bunlar. Sorgulamaya ihtiyaç duymuyor.”

“Kim ayaktı kim baştı, niye ayak var, niye baş var, hiçbiri olmasa nasıl olur diye bütün bunları konuşmak, tartışmak ve artık gündemimizden çıkartmak zorundayız. Herkesin çok farklı telaşları var dünyanın değişik yerlerinde.”

KENDİLERİ HAKKINDA

“RedHack diye bir şey çıkıyor ortaya, diyor ki: N’apıyosunuz?.. Hayırlı işler?..”

“Bizim için Hack, DDOS atakları, tüm bunlar aslında tükürmek gibi, duvarlara yazı yazmak gibi, ayağını yere vurup çığlık atmak gibi birer tepki aslında. Çünkü tepki vermek yaşam demektir.”

“Sen benden daha iyi Hacker’sın. Ol kardeşim? Yani, çok güzel bir aracın var, çok güzel araçla bir yerden bir yere ne kendin gidiyorsun, ne bir başkasını götürüyorsun. ‘İstesem ben seni geçerim’ Tamam da, bu seni nereye götürüyor? Senden medet umanları nereye götürüyor?”

“Çok iyi bildikleri şeyler de var. Unvan verirler, şilt verirler, plaket verirler, kendilerinden yana olanları çağırırlar, onurlandırmaya çalışırlar. Çünkü böyle grupların onurlanmaya ihtiyacı vardır. Eksiktir onurları.”

“Bizim de faturalarımız var, bizim de hayatımız devam ediyor. Biz de işlere gidiyoruz, faturaları ödemek zorundayız bir şekilde, emeğimizi yok pahasına sömürülerek satıyoruz ve vergi ödüyoruz. Ama bu vergiler kardinale gidiyorsa, bize söz hakkı düşer.”

“Bizim korkuyu adlandırış şeklimizi bizi takip edenler, dostlarımız, yoldaşlarımız çok yakından bilirler. Biz Erdal Eren’e bakarız. İçimizde en küçük bir korku emaresi görsek, birbirimize Erdal Eren’i hatırlatırız.”

“Nazım Usta önemli. Nazım Usta, vatan hainliğine devam ediyor madem, biz de Nazım Usta gibi vatan hainliğine devam ediyoruz hâlâ.”

“Devletini bile isteye zarara uğratanlardan olmadığımız için biz bu vatan haini tabirini bir onur payesi olarak taşımaya hazırız.”

BA(Ğ)ZI SONUÇLAR

“Bu nesiller ortadan kalkana değin, Gezi Direnişi’ni yaşayan, gören, duyan, büyüklerinden dinleyecek olan nesiller ortadan kalkana değin, korku ve sindirilmişlik, bu ülke tarihinde bir daha yakın dönemdeki gücüne kavuşamaz.”

“Cesaret, bir diğerini anlama çabası, aslında kalıcı izler bırakıyor. Çünkü korku gibi cesaret de bulaşıcı.”

“Bu eylemlerin hatırlattığı en önemli detay, bizler aslında düşünülen ve sürekli pompalanan genel algının tam aksine, ortak paydası olmayan kitleler değiliz.”

“Biz, birbirimizle daha çok konuşacağız, daha çok öğreneceğiz, birbirimize daha çok hatırlatacağız ve oluşan bu ortak dili daha da yaygınlaştıracağız. Çünkü çok saygılı bir dil bu.”

Kategori: alıntı, yazı