Klişe mlişe ama Game of Thrones…

Ali Riza Esin, 7 Mayıs 2013 — 5 dk.

Justice

Dikkat: Bu yazı biraz spoiler, biraz klişe1 ve bolca retorik içerir. Mümkünse… Bunlar sizi bozuyorsa sakin olun ve tarayıcının bu sayfasını yavaşça kapatın. Okumayın kısacası.

George R. R. Martin’in dilimize Buz ve Ateşin Şarkısı2 ismiyle çevrilmiş A Song of Ice and Fire3 başlıklı bir dizi kitabından uyarlanan Game of Thrones4, son bölümüyle izleyenleri ağlattı.

Bendeki klişe bu kadar.

Bu yazı daha ziyade dizinin akil adamlarından ikisi arasında geçen bir diyalog üzerine… Bir diğer akil adamımız ise Büyük Üstat Pycelle,5 biliyorsunuz. O bu bölümde yok. “Belini doğrultmakla meşgul olabilir; olsun, o da insan…” deyip, kendisini özlemiyoruz.

Devam etmeden önce şunları söylemem lazım. Ben bu diziyi “ergen dizisi” şeklinde nitelendirebilen ergenlerden değilim. Beğenerek izlediğim ender dizilerden birisi Game of Thrones. Senaryosu, Sibel Kekili’si, terminatörün annesi filan bir yana, en başta prodüksiyonuna harcanmış emek ve verdiği görsel şölen hissi ilgi alanıma giriyor.

İlgi alanıma girmesine neden olan bir diğer husus ise, son zamanlarda sıkça karşılaştığımız üzre, Felsefe, Tarih, Mitoloji, Dinler Tarihi vb. alanlardan rol çalmalarıyla, bu alanları başarılı hatırlatmalarla işlemesiyle diğerlerinden sıyrılan yapımlardan biri olması. Daha basit ifadesiyle, yukarıda saydığım alanlar ve erken tarih (tarih öncesi) kültürlerinden günümüze yansıyan “klişe” hikâyeleri günümüze taşıyan diziler bunlar. Sadece “epic fantasy” deyip geçmemek gerek. Kurgubilim görünümlü, modern dünyada geçen dizilerde de mevcut aynı hava, aynı işleyen formül.

Neyse efenim, dizinin bu bölümünde6 Üstat(!) Petyr Baelish,7 muhabbetlerinin gidişatından ürkerek kendisine “Ben ne yaptıysam, krallığın iyiliği için yaptım.” diyen Lord Varys’e8 “Krallık mı?” diyerek (ayakta olduğu halde her daim arkasına yaslanan bir duruşla kendinden gayet emin ama yine de karşısındakine ağzındaki baklayı çıkarması amacıyla hayret edermiş gibi davranmayı ihmal etmeden) sorusunu sorar ve diyalog (altyazı)9 devam eder:

– Krallığın ne olduğunu biliyor musunuz?
– Aegon’un 1000 kılıcıdır krallık.
– Yalan olduğunu unutana kadar, birbirimize durmadan anlattığımız bir hikaye10.

Lord Varys belli belirsiz irkilir ve “ben diyeceğimi diyeyim de günah benden gitsin” hissiyatıyla araya girer:

– Peki yalandan vazgeçersek, elimizde ne kalır?
– Kaos.
– Hepimizi yutmayı bekleyen koca bir çukur.

Baelish cevabını almış, konuyu (ve bölüm finalini) beklediği kıvama getirmiştir:

– Kaos bir çukur değil; kaos bir merdivendir.
– Yükselmeye çalışanların çoğu düşmüş, tekrar deneyememiştir.
– Düşüş, cesaretlerini kırmıştır.
– Bazılarına ise, yükselme şansı verilmiştir ama geri çevirmişlerdir.
– Onlar da krallığa, Tanrılara
– veya aşka tutunmuştur.
– Hayallere kapılmışlardır.
– Gerçek olan yalnızca merdiven.
– Tek çare ise yükselmek.

Son sahne ise bu altyazıya manzaralık eden koskoca bir klişedir.

Ve “klişe klişe” diye ortalıkta gezinenlere bakmayın siz: Klişeler güzeldir. Güzelliği, sana güzel gelmiyorsa (sen kanmıyorsan) güzel gelen (kanan) başkalarının daima var olduğunu hatırlatıp durmasındadır —ki, biz o başkalarına dizi diliyle “diğerleri” diyoruz.

Kaos kaos dedikleri şey ise, sonrasında aydınlığın olduğu söylenegelmiş şeydir tarih boyunca ve kaos, tanrıların tanrısıdır ayrıca. Kral adamdır. Mitolojide önce Khaos gelir.

Sonrası hikâye…

<

ol id=’footnotes’>

  • [Klişeyle ilgili, konuyla ilgisiz bir not] Klişelerden faydalanmak bir “yöntemdir.” Reklamcılıkta yöntemlere güzel veya çirkin denmez. “Olmaz.” denir ya da “Olur bu!” denir. Bunu da diyebilecekler parayı bastıranlardır. Bu konuda konuşması ayrıca beklenebilecekler, ya bir reklamı kötülemek suretiyle mevzusunun açılmasına neden olup şanının yürümesini sağlayanlar (ki bu da bir yöntemdir), ya da şimdi benim yaptığım gibi boşboğazlık edenler olabilir. Bu “sistemde” yöntemler ne sonuç verdikleriyle değerlendirilirler (Beğenmiyorsanız, değiştirebiliriz). “Sonuç” beklentilerini karşılayabilen her yöntem geçerlidir, reklamcılıkta her şey “mübahtır” (Hayır, iyi reklam-kötü reklam alanına girmiyor bu kadarı ve benimseyerek yazmıyorum elbette. Reklamcılık iyidir, reklamcılık iyi değildir, bu tartışılabilir — tartışılıyor da zaten). Örneğin, bir “reklam filminde” güzel veya çirkin diye, yöntemin nasıl işlendiğine, prodüksiyonuna, oyunculuklarına, vs. denir. Bu tarafı her yönüyle tartışılabilir ancak reklamlar insanların hoşuna gitsin diye yapılmazlar (öyle yapılanları da vardır — para bok ya…). Reklamlar, nihayetinde yapımcılarına ve reklamverenlere para kazandırsın diye yapılırlar. Klişe kullanımlarında esas, en kısa yoldan “hedef kitle” diye tarif edilebilecek insanların beyinlerine nokta atışıyla kenetlenmeyi başarmaktır. Hedef kitleyi oluşturan kesimlerin (senin veya benim değil, hedef tahtasındaki alıcıların), evet, sadece onların zihninde yapışacak yer bulan her mesaj, işini daha kısa yoldan ve daha etkili halledebilecektir. Bundan sadece bunu becerebilen reklam, iyi reklamdır sonucu da çıkmasın. Klişeden bahsettim. Bu da bu kadar. (Dediğim didaktik. Retorik var demiştim.) ↩︎
  • Buz ve Ateşin Şarkısı, Vikipedi ↩︎
  • A Song of Ice and Fire, Wikipedia ↩︎
  • Taht Oyunları (Game of Thrones), IMDb ↩︎
  • Julian Glover, Game of Thrones dizisindeki Grand Maester Pycelle isimli karakter ↩︎
  • Games of Thrones, 3. Sezon, 6. Bölüm ↩︎
  • Aidan Gillen, Game of Thrones dizisindeki Petyr ‘Littlefinger’ Baelish isimli karakter ↩︎
  • Conleth Hill, Game of Thrones dizisindeki Lord Varys isimli karakter ↩︎
  • Çeviri: eşekherif. İngilizce “(bir yere) 100 kere tırmanmak” (rakam senaryoda abartılı bir ifade olarak geçmektedir) ifadesini bizde yerleşmiş haliyle “50 kere” şeklinde çevirip Türkçe’ye İngiliz olmadığını bu bölümde bir kere daha anladığımız yüce insan. Dizinin ABD’de yayınlanmasının hemen ardından çeviri yayınlayabilmesini hayret ve hayranlıkla karşıladığım harika kişilik (aynen okunduğu gibi okuyunuz). ↩︎
  • “(The realm is) A story we agree to tell each other over and over till we forget that it's a lie.” ↩︎
  • Kategori: dizi, yazı