Samimiyet şablonlarına tipografi katkısı

Ali Riza Esin, 14 Nisan 2012 — 3 dk.

Yellow Design Studio, Veneer (MyFonts, 2012)

İşim bu ama durumsama’da “tasarım” yazıları yazmıyorum. Görür görmez (okunur okunmaz?) böyle denebilecek yazılar, daha doğrusu…

Aslına bakarsanız, her yazı ya da yerleştirme (itkisini de hesaba katarak —in medio) bir tasarımdır öncelikle; yapanının, edeninin tasarımcı olması gerekmezden evvel ve bir şart bile değilken. Özellikle öyle yapılmamışsa bile ve okuyan (bakan) kendine göre bir anlam devşiriyordur, farkında olsun ya da olmasın, şeklen de akış olarak da mutlaka — kaçarıyla: “ya da bana öyle geliyor”. Görünenin, anlatılanın haricinde oluşan uzamı, istemli ya da istemsiz ama kendiliğinden oluşan amaca hizmet etsin veya etmesin, sonuçta yansıyabilen genel algıya işaretle… İçerik bir yana, içeriğin bulunduğu ortamla ve kendi bünyesini oluşturan unsurlarla (tek bir nokta, bir virgül ya da bir boşluk, boşluklar, tüm bunların oluşturduğu alanlar) ilişkisi bakımından… Bir yazıdan bahsediyor gibiyim haliyle ama her türlü medium için geçerli olduğunu düşünürüm bunun.

Bilenler bilir, yıprak fontlara ve vintage görüntülere (kullanılmalarına, tedavüle sürülmelerine) ilgi hayli yüksek son yıllarda. Çoğunlukla, baz alınan aslı düzgün ve buna yatkın bir fontla yapılan, o fontun karakterleri özellikle yıpratılarak —kontürleri taşkın mürekkep hissi verecek bir biçimde gelişigüzel bozulup, et kalınlıklarının içine negatif gürültüler eklenerek doku kazandırmak suretiyle “hazırlanmış” fontlar bunlar. Basılı materyallerde bir damga etkisi yaratmalarıyla bulundukları zeminle hemhâl olmaya, yerle yeksan görünmeye —araziye uyup, arazidekilere yapışmaya (edinilmeye)— daha yatkınlar ve ayrıca, daha da önemlisi, bir yaşanmışlık hissi oluşturduklarını söylemek mümkün —ki söylüyorum işte! Yeninin o parlak, kendiliğinden cafcaflı ve bu yönüyle hop-dedik-dur-bakalım-bir görüntüsünü kırıyorlar —beri yandan.

Bahsettiğim şeyin kullanım örneklerine bugünlerde neredeyse her reklam görselinde (özellikle gıda sektörü) ve farklı mecralarda, ilanlarda, reklam filmlerinde tesadüf edebilirsiniz. Olmadı, en altında (veya sonunda) yer verilen Facebook veya Twitter adreslerine, kullanılan fontlara bakın bakalım, tanıdık gelecek mi…

Sizce niçin?

Yaşanmışlık ve henüz-yaşanmamışlık arasında ne fark var? “Olmuş” hissi vermekle adeta doğaya (ortama) önceden salınmış, oraya uyum sağlamış, çoktan bir parçası olmuş “gibi” göstermek ve göstermemek arasındaki fark?

Tasarım tercihlerine/eğilimlerine yansıyan bir vintage, bir grunge “modası”, 2000’li yılların başından itibaren hep olageldi. Yanısıra, bir düzensizlik, boşvermişlik, serkeşlik hattâ, bir sıradanlık, bir araziye uyma hâli, isyankârlık (bu en önemli olanı) kolay kabul görebilen arızalar; çünkü çok bizdenler, tıpkı bizim gibiler… İlginçtir, birer “farklılık” gibi de algılanabilen şeyler ama ilginçliğinden eksilten şey daha önemli: Gerçekte var olan ama bir tavır olarak, duruş olarak bastırılmış arızalarımızdan(!) değil mi bunlar? Eh, sergilendiği “şeyi” ilginç, —samimiyetli— kılabiliyorlar; hiç de masum olmayan hadiselerde bile.

Tüm bunlar, buraya yazdığım ilişiklerden haberi dahi olmayanlar tarafından da kullanılıp durmaya devam ediyor. Bu da var ama olgunun bu yanını, daha çok taklitlerle ve moda olanı tekrar etmekten fayda umanlarla (faydasını görüp de yapanlarla ya da…) açıklamak daha isabetli görünüyor sanki.

Vintaj düşkünlüğüne her eskiye rağbet teşebbüsünde olduğu gibi “Bit pazarına nur yağdı!” denmeyince ne deniyor?

Hazır samimiyetlerimiz, samimiyet şablonları varken cepte, bol bol… Neden kullanmayalım ki?.. Yapılmışları var! Tükenmiyorlar da üstelik…

Yenisini kurmak kolay mı?..

Eh, her şey gibi, emek istiyor bu da ve emek harcıâlem bir şey günümüzde. Yine de, herkesin harcı değil tabii ki.

“Herkesin harcı değil”imi “herkes yapamaz” değil, herkesin “harcına karılmamış olabilir” anlamıyla okuyunuz.

Yoksa niye böyle olsundu ki…

Kategori: tipografi, yazı