Agos’a Türk Bayrağı mı?.. Hadi canım.

Ali Riza Esin, 18 Mayıs 2012 — 3 dk.

Osmanbey’den Şişli’ye kadar neredeyse tüm caddenin, Halaskârgazi Caddesi’nin dev bayraklar ve dev Atatürk resimleriyle giydirilmesinin bir eylem olduğuna katılırım; kimilerine güzel gelebilir ama bana göre bir ilkellik (Siyah-beyaz televizyon zamanında Sovyetler Birliği’ndeki geçit törenleri gelir gözümün önüne; daha küçüklerini de bizim Vatan Caddesi’nde izlemiştim, çocukken.), bir çağdışılık, hoyratlık, hamhalatlık, hepsini sığdırmışlar ama ben şimdi ne dersem diyeyim buraya sığdıramam ölçeğinde bir “boy gösterme”dir. Hepsi bir yana, akla ziyan büyüklükte, kocaman bir israf.

İyi de, kimin, kimlerin parasıyla?..

“Öyle bayram olmaz, böyle olur!” aklına aklım ermiyor benim bir defa… Ermez de zaten, çünkü o aklı bir akıl olarak görmüyorum. Bir sidik yarışıdır… Ya da…

Bayrak göstermek… İyi de abi, sen zaten o bayrağın temsil ettiği bir yerde yaşamıyor musun? Kime neyi gösteriyorsun? Bayrak göstermek dediğin şey, yabancı sularda yapılır; o bayrağın kendi yurdunda değil.

Bayram denince sadece bayrak akla gelen başka bir ülke var mı dünyada, bunu bilmiyorum. Ha, vardır tabii… Mutlaka vardır. Ama hangileri acaba?..

Yıllardır ülkece nasıl bir özgüven eksikliği içinde yaşadığımız meydanda aslında. Meydanlarda… Göstermemiz lazım; yoksa olmuyor.

“Hadi çocuğum, göster ablana çükünü…”

“Atatürk ölmedi, yüreğimde yaşıyor. Uygarlık savaşında bayrağı o taşıyor…” gibisinden sözleri olan bir çocuk şarkısı vardı, hatırlarım; TRT’dendi yine. Peki, sen ne taşıyorsun, onu bir söylesen? Bugüne kadar neyi taşıdın? Ne kadar taşıdın, bizatihi?.. Bunu söyleyeceksin; eğer o bayrağın, o insanın/insanların ardına saklamıyorsan kendini —ki yaptığın asıl şey budur: “Değerleri kullanmak”… Neredeyse tüm politika hayatımızın (hayatlarının) eksiksiz bir özeti…

Ha, Agos’un hedef alındığına dair yorumlara, kimse kusura bakmasın, gülüp geçmek zorundayım. Güldüm ama geçemedim tabii; bu yazı o yazı…

Böyle vehimlerle asıl büyük işgüzarlıklar, eziyetler göz ardı edilmiş olmuyor mu? Zulümlerin büyüğü?.. Oligarşik düzenin, egemenlerin (hangi surette olursa olsun) egemen ol(a)mayanları (Olmayanlar değil, “olamayanlar”, evet. Bu da başka bir fasıl.) ezmesi, ezilenlerin daha bir ezilmesi varken…

Sarıgül’ün bütün caddeyi salt Agos’a bayrak asmak için mi süslediği zannediliyor? Buradaki kabadayılık bundan daha büyük değil mi?..

Yoksa…

Acaba azınlıklar (değilse de onları desteklemek gerektiğinde bundan geri durmayanlar —ben de onlardan biriyim; akıl bir yana, insanlık diye bir şey var itirazıyla.) salt kendi dertlerine yanmakla kendi kabuklarına çekilmiş ve orada kalmaya da dünden razı bir şekilde daha büyük bir bütünden (hep savunageldiğimiz bir “önce insanlık”ı kastediyorum) kopmak gibi de bir çaba içindeymiş görüntüsü çizmiyorlar mı? Aksini söyleyerek ne kadar inandırıcı olabilirler? Olabilirler mi? Olabiliyorlar mı?..

Böyle böyle…

Benim Agos’a ya da Ermenilere bir diyeceğim (dediğim) yok. Sözüm (sorum) sadece öylesi durumları böyle yorumlayanlara (Caddenin tümünü görmemişlerse, o da başka bir durumdur.). Ermeniler de öyle görüyorlarsa, onlara da… Aynı söz.

Tarafkârların, “iktidar” veya “muhalefet”ten kişisel (gide gide zümresel ya da) çıkarları, öncelikleri savunmayı anlamaklıklarını da, hangi yola çıkışlarla böylesi sonuçlara vardıklarını da açık seçik görmenin en kolay yolu ters mühendislik.

Ama neyse tabii, aynen devam edilsin; ben sizi bölmüş olmayayım.

Biz böyle iyiyiz(!).

Kategori: yazı