Algıda sıçıcılık

Ali Riza Esin, 5 Şubat 2011 — 3 dk.

“Eğer ilk perdede duvara asılı bir tüfek varsa, oyunun bitmesinden önce patlaması gerekir.” sözü Anton Çehov’un(muş) ve fakat ben bu sözü ilk defa nerede gördüm, onu söyleyeyim önce; Ulus Baker’in “Sinemanın Hikayeleri – Figüran Üzerine (1)” başlıklı bir yazısında rastlamıştım ve nerede okuduğumu iyi bildiğimden tekrar bulabildim kolayca.

Hayır, ilk gördüğüm yerden tekrar okuyunca öğrenmiş değilim Allahtan, dün bir sohbetten ayrılırken ayaküstü konuşulanlara kulak kabartınca, “Tarkovski’nin değil miydi o söz?” diye sorarak öğrendim.

Durun, ne ilgisi var demeyin hemen, daha vahimi de var…


Aynı sözü tüm harflerini kendi ellerimle dizdiğim Gennaration’ın önemli bir yazısının hemen başlarında “görmüşlüğüm” ve hatta hem önünden hem de arkasından birkaç kez okumuşluğum(!) var; Çehov diye bas bas bağırıyor en başında üstelik.

“Yanlış bildiğim şeyde ısrar etmemişim iyi ki…” dedim, –sözün sahibinin Tarkovski olduğunda yani– ama bunda doğrusunu öğrendiğim insanların bilgisine güveniyor olmamın rolünün daha büyük olduğunu kabul etmem ve belirtmem gerek.

Hadiseyi şöyle hikâye ettim sonrasında kendi kendime:

Ben biliyordum(!) ya zaten sözü kimin söylediğini, aslında gazetedeki o yazıyı okur gibi yapıp geçtiğim bir duruma yakalanarak kendi bildiğimi okumuşum; “Aman öyle yapmayın, şöyle yapın.” diye aynı yanlışa işaret eden şeyler yazıp duruyor olmama rağmen üstelik!.. Sıçmışım yani resmen, algı ne yapsın! Ya da algıda sıçıcılık değilse bu, başka bir şey olabilir mi?

Bu yanlışıma yol açan şeyi de bilir gibiyim. Çağa ayak uydurmaya çalışanlardan hiçbiri çağın getirdiği bazı hastalıklardan muaf olmasa gerektir veya ben başkaları kadar mükemmel değilim.

Hızlı okumak, “okumaya çalışmak”, daha bir şeyi tam olarak hazmedememişken ilgini beklediğini zannettiğin başka şeylere dikkat yöneltmek, zamansızlık, zamanını doğru kullanamama, konsantrasyon eksikliği, ilgi yetersizliği, bilgi arsızlığı… Arızalar bizim, internet ne yapsın?

Aynı sözün geçtiği iki ayrı yazı var ve ben sözü edinmişim ama söyleyen kişiyi alamamışım zihnime. Tam olarak algılayamamışım demek ki…

Bunun asıl suçlusu Ulus Baker’dir. O ve onu dinlemeden veya okumadan önce engin bir bilgi tabanı ve “derinlik” gerektiren yazılarıdır. Kendisini çok sonradan fark ve idrak eden ben değilim yani… Uzak düşmüşlüğüm ve aslında kaybolmuşluğum değil.

Sözün geçtiğini söylediğim ilk yazının ilgili yeri ve cezamız şudur:

“Meyerhold’un bir temasını hatırlayalım: ‘Çehov’un ünlü cümlesi iyi bilinir: eğer ilk perdede duvara asılı bir tüfek varsa, oyunun bitmesinden önce patlaması gerekir. Bunu şöyle alıntılamak isterdim: eğer ilk perdede duvara bir tüfek asılıysa, son perdenin kapanışından önce bir mitralyözün…’ Bu aynı zamanda Sovyet Devrim sinemasının (Pudovkin, Kuleşov, Dovjenko, Eisenstein ve Vertov) temel varsayımıdır…”

Burada “Tarkovski” ismi bile geçmiyor. Sen tut, koskoca “Sovyet Sineması”nı (Devrim sinemasını bir de!) Tarkovski ismine yor ve sonra kalk Çehov’un sözünü o söylemiş diye belle!

İkisi de Rus, evet.

Yukarıda puşkin puşkin yazdığım itirafa rağmen hâlâ ayıplamamışsanız beni, şunu da yazar kaçarım ben:

O sözün geçtiği gazetenin bir önceki sayısındaki yazımın başlığı “Algıda geçilik”ti.

“Hangisiyse artık…”

Kategori: yazı