An be An

Ali Riza Esin, 16 Haziran 2008 — 1 dk.

Back -to the- Space

An da bir zaman. Nokta da, zerre de bir büyüklük, bir hacim; kendi içinde büzüşse de başka bir hacme, bir noktaya erişir nihayetinde… Zaman ne kadar yoksa, an da o kadar olamaz zaten. Herşey bir anda olmuyor diyeymiş ya zaman algısı… An da yok o zaman. Bir noktadan bir noktaya gider gibi ama işi gören virgüller hep, noktalı virgül aslında hayat –hem de imkânsızı öncesizliğin sonrasına gönderen…

Bir kara bilinmezden bir diğerine yürüyor ‘gibi’ insan ve yol da yokmuş üstelik; bir doğuluyor bir ölünüyormuş; varmışız bir, bir yokmuşuz.

Hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçmeden en iyisi, atlamalı karelerden oluşan ‘Stop Motion’ bir çiçek gibi solmadan önce, tohumum daha düşmeden toprağa, toprak anayı kaynağından ödünç sularla ıslatmadan daha gökler, yokmuşum gibi mi farzetmeliyim… Bunu ben mi istedim? İradem geri verebilir mi beni hiçliğe? Hiçlikten gelinebilir mi hiç?

Yoksa, varsam ve nefes alıyorsam, gövdemden ışık yansıtıyorsam âleme, ışık bana değmeye değer buluyorsa beni, ses veriyorsam, gölgem düşüyorsa hâlâ yere, hakkını mı vermeliyim yaşamın daha ne istiyorsa benden…

Alacağı varsa göreceği de var… Yürüyelim bakalım; hem zamana teslim, zaman bize emanet.

Ayna ayna söyle bana… Ama cevap vermeden önce şunu sakın unutma!

Seni ben yarattım;

Kategori: yazı

Bir yorum yaz

  • Gerçekten çok iyibir metin olmuş. “Yoksa, varsam ve nefes alıyorsam, gövdemden ışık yansıtıyorsam âleme, ışık bana değmeye değer buluyorsa beni, ses veriyorsam, gölgem düşüyorsa hâlâ yere”… Sürrealist ve biraz da patafizik çok hoş cümleler bunlar…