Ballı balık

Ali Riza Esin, 24 Temmuz 2011 — 1 dk.

Nereye olta atacağını ve oltana neyin vuracağını bildiğin bir hayat hiç eğlenceli değil. O oltaları atanların avlayacak başka şeyleri yok belli ki. Ve o oltalara gelenlerin başka çareleri… Başka eğlenceleri…

Yok.

Gökyüzünde balık olmak…

Bakılmayan yerdeki balık… Görünmez balık.

Beklediğimiz şeyleri daha çabuk tüketebiliyoruz. Daha gelmelerinden önce başlıyoruz hatta tüketmeye. Çiğnenmeden yutulan şeyler onlar. Kolay gelen şeyler…

Beklenmedik şeyler ise zaten gelmedikleri için beklenebiliyor ve asıl güzellik o beklentisiz bekleme halindedir. Bu, bekleme eylemini umursamayan bir beklemektir. Beklemek ama beklememek… Asıl gelenler beklenmeyenler çünkü, asal gerçeklikte. Kendiliğinden gelenler, kendisi olarak gelenler… Onlar daha değerliler. Kolay kolay gelmeyen şeyler…

Beklentisiz beklemek, “istemem yan cebime koy” hinliği olmayan bir beklemektir; bilmem bilir misiniz.

Hiç gelmeyeceğini bildiğin bir Godot, aynı Godot olur muydu hiç?

İnsan biliyorsa eğer / Sabretmekten yılmaz / Ne beklemek gerektiğini biliyorsa / Endişeye mahal yoktur / Sadece bekler

Ne beklemek gerektiğini bilen bir bekleyiş, ne beklemediğini de biliyordur zaten.

Beklentisiz bir hayat mümkün. Bekleşen değil bekleyen olmaktır bu. Neye saracağını bilmeden yaşamak… Avcı olmak, avlığından ötürü… Olta atmadan avlandığın bir hayat… Mümkün.

Ve oldukça eğlenceli.

Rastgele!

Kategori: yazı