Bazı ekranlar çok güzel!

Ali Riza Esin, 27 Ağustos 2012 — 3 dk.

Princess Leia In Prison

“Apple” markalı olanları, bilhassa.

Yeni nesil MacBook Pro’lar Türkiye’de de satışa sunuldu geçtiğimiz günlerde. Bir süredir de (ve bir süre önceden beridir de) fiyatlarının yüksekliği konuşuluyor. Yeni bir MacBook Pro’nun fiyatı daha önceki MacBook Pro’lardan daha yüksek değil; böyle söyleyeyim. Baz modelinin… 2.3GHz Intel Core i7, 8GB 1600 MHz DDR3 RAM’li, Retina ekranlı, falanlı filanlısından bahsediyorum. Hiç abartmadan, rahatlıkla söyleyebilirim ki, bu makine, bu konfigürasyonla da “çok iyi” ve gayet güzel işliyor.

Instapaper’ın babası Marco Arment da söylemiş bugünkü yazısında:

“This is the best computer I’ve ever used. And I can say that with no hesitation, qualification, or equivocation.”

demiş aynen.

Final Cut Pro, Motion, Aperture ve performans gerektiren başka bazı yazılımlar (aralarında Adobe tayfasından olanlar yok henüz), GarageBand ve Handbrake’le yaptığım keyfî ve afakî testlere bakarak söylüyorum bunu. İşletim sisteminin ve üzerinde işleyen şeylerin işleme şekillerinin genel durumuna bakarak da söylüyorum. Bunlar haricinde, şöyle iyi, böyle hızlı… Şu kadar filan… Tüm bunları bu konularla ilgili yazan çizen başka yerlerden okuyabilirsiniz. Okuyabiliyoruz…

2.6GHz modelle aralarında mevcut (ve Türkiye’ye gelişinde daha da abartılan!) fiyat farkı tutarını [iki katı daha yüksek disk (disk diyoruz hâlâ) kapasitesi ve biraz daha yüksek işlemci hızı yerine] “yazılımlara” harcamak isteyebilirsiniz belki.

Bunların haricinde de, ister istemez ve daha çok, ekranından bahsedesi geliyor insanın.

Ekranının görüntü kalitesi hakkında söylenenler doğru. Tarif etmesi zor, görmek lazım. Bir şeye benzetmek gerekirse, daha önce iPhone 3 kullanıp da bir iPhone 4’ü ilk kez eline almış insanının gördüğünden anladığı şeye benziyor. Hâttâ sadece rakamlara bakarak bir iPhone ekranı kadar iyi olmayacağı düşünülse de ondan daha iyi —garip ama gerçek. Nasıl daha iyi?.. Bir teknik açıklaması var bunun: Bkz. John Gruber’in yazısı: Pixel Perfect (sub-pixel anti-aliasing dediği bölüm…)

Ancak, Retina ekranda “Retina uyumlu olmayan” yazılımların görünüşleri, abartıldığı kadar kötü değil. Çok kötü, evet ama o kadar kötü değil. Böyle diyebiliyor olmamın nedeni, aynı anda normal bir ekrana baktığınızda gördüğünüz (görebildiğiniz) şeyden daha kötü bir şeye bakmıyor oluşunuz. Evet, bu ekran yansıttığı ideal görüntülerden daha ilkel bir şeye bakıyormuşsunuz algısı oluşturuyor derhal fakat aynı şeye normal ekranda baktığınızda gördüğünüzden çok da farklı olmuyor karşınızdaki uyumsuz görüntü parçası. 27″ iMac ekranındakilerle karşılaştırarak, örneğin.

Sorun, olmaması gerekene olması gerekenin penceresinden bakıyor olmakta. Bunu da, bir Star Wars sahnesindeki robottan (R2-D2) yansıyan üç boyutlu “dijital” mesaj görüntüsünü hatırlatarak izah edebilirim belki… O sahnedeki canlıları ve bulundukları ortamı gerçek hayat diye niteleyecek olursak, mavi hareler içinde broadcast eden Prenses Leia’mızın görüntüsü, işte o henüz Retina uyumlu olmayan “şeyler” olmuş oluyor, haliyle… Tamam… İşte bu bir abartıydı.

Apple’ın “Retina Display” tabir ettiği bu —pratikte yeni— teknolojinin “PC” dünyasındaki karşılığı: HiDPI. “HiDPI ekranlı” veya buna benzer ifadelerle sıkça karşılaşabiliriz ileride. “Full HiDPI” ya da “HiDPI ready” diye yazanlar da çıkabilir. Tabii ki bunların ne anlama gelebileceklerini bilemeyiz görmeden.

Peki, Retina (veya HiDPI) üzerinde görünen, görüntülenen yazılım dışı şeylerin nasıl olması, nasıl üretilmesi lazım? Nasıl olacak da olacak?

Göreceğiz bakalım.

Kategori: yazı