“Belki şehre bir film gelir, bir güzel orman olur yazılarda”

Ali Riza Esin, 20 Mayıs 2012 — 2 dk.

Objektif

“Sene olmuş 2012, fotoğraf makinelerindeki video (da) çekme yeteneği neden 30 dakikayla sınırlı?” diye soracak kadar olursak, “Hayır, bunun teknolojiyle falan ilgisi yok, başka bir orantısız güç kullanımı söz konusu.” cevabını alacağımızı düşünebilir miydik sayın seyirciler?

Hiçbirimiz düşünemezdik herhalde.

Bilenler biliyordur mutlaka. Yukarıya yazdığım kadar çetrefilli olmazdı bunun cevabı diye öyle diyorum, “hiçbirimiz düşünemezdik” filan… Aslında durum çok net. Kendi kendimize bulandırabiliyoruz farklı nedenlerle.

Bir dpreview.com haberine göre (onlar da Nikkei’den almışlar), “Dijital kameralardaki (daha güzel türkçemizdeki “fotoğraf makineleri”) video kaydını 30 dakikayla sınırlayan kısıtlama, Dünya Ticaret Organizasyonu (WTO) ‘Information Technology Sözleşmesi’ (ITA) kapsamı genişletilirse”ymiş efendim, “kaldırılabilir”miş. Bu süre kısıtlaması, fotoğraf makineleri “Aralarında ABD’nin de bulunduğu birkaç (sevimli) ülkenin” gümrük tarife istatistik pozisyonlarının tanımladığı ürün sınıflandırmasında “video kamera” olarak geçerse, vergi oranları beş nokta bilmemkaç seviyesinde artıyormuş ve bu da —mazallah— ürünlerin fiyatlarının yükselmesine yol açarmış, falanmış filanmış.

Normalde bir sekansın değil 30 dakika, bundaki üçün biri kadar bile sürmediği, bu “aletlerin” başarılı birer video kamera şeklinde kullanılabildiklerini biliyoruz elbette. Fakat, örneğin, bir toplantının, bir etkinliğin arşiv kaydını bas-çek-otur-rahat-et kolaylığında yapamıyorsunuz fotoğraf makinelerinin video çekme yeteneklerinden faydalanarak ve hafıza kartlarının kapasiteleri ölçüsünde. Neden? Çünkü bunlar video kamera değil. Fotoğraf makinesi. Peki, gayet güzel video çekebiliyor bu cihazlar, neden ancak 30 dakikaya kadar çekebiliyor olsunlar, teknolojileri buna müsait değil mi, siktiriboktan bir telefonla bile daha fazlası yapılabiliyorken?.. Çünkü öyle olursa gümrüklerden video kamera olarak geçmeleri lazım. Böyle olunca da vergi oranlarına yansıtmak gerekiyor. Video kameralara haksızlık olmasın…

İşte, neymiş efendim?.. Bu hadise, yakında değiştirilebilirmiş. Fotoğraf makinelerindeki 30 dakikalık video çekimi sınırlaması ortadan kalkabilirmiş, eğer bu vergi oranı saçmalığı giderilebilirse. Bunun için çalışmalara başlamış efendiler.

Ne denir ki…

Kolay gelsin!

Ya da…

[Buraya sunturlu bir küfür gelecek]! Topunuzun!

Gülümse hadi ama bak, şu anda kayıttasın.

Kategori: yazı

Bir yorum yaz

  • Anlamadım abi neye kızdığını. Daha doğrusu, tam olarak anlamadım. İlk paragraftan sonra “gelir/ sömürü kapısı ya, ikisine de ayrı para ödesin insanlar” zihniyetine saydıracağını düşünmüştüm. İşte.. (ne bileyim) “şu kapitalizm zihniyet var ya!..” filan gibi. Belki de bu kısmı okuyucuya bırakmışsındır, öyleyse ben almışım onu, hahh. [ Ayrıyeten, ” ≤140 ” müthişmiş ]

    • Yorumunun “Okuyucuya bırakmak” kısmı, evet, bu kulağa hoş geliyor. :) Aslında olduğu gibi almak lazım, her şeyi anlamamız şart değil (bunu bir resimmiş gibi, bir bütün olarak düşün —düşünmüşsün de zaten, okura bırakmak falan…) Kerimov, ama hah, kapitalist zihniyet, evet… Bunu açmayayım istersen, yazı yaz, bir de altına altyazı ekleştir gibi olmasın. Ama “kızgınlık” deyince, orada bir durup düşünmek lazım diye geçti aklımdan. Alaycı, müstehzi bir bakış ama öyle yansıtamamış olabilirim elbette. Küfür kısmından çıkarmış olabilirsin, yanlış yapmışsın diyemem. Bir şeyi sen nasıl görüyorsan, o “öyle”dir; sen başka türlü görene kadar —“öyle” olsa da olmasa da. Fakat bana sorarsan, “itiraz” daha uygun derim. Daha şık diye değil; bana göre de böyle olduğu için. Ama tabii, sisteme, sistemde aksayan herhangi bir şeye itiraz etmek, “isyan”a tekabül ediyor bir yerde (bize öğretilen) ve bu da o eylemin (benim “itiraz” demeyi tercih ettiğim şeyin) bir “kızgınlık” şeklinde algılanmasını kolaylaştırıyor —sana değilse de, ortaya konan bu yeni durumdan ürkenlerin normallerine bir tehdit olarak yansıyor. Öyle ya, sessiz kalanların (sessiz çoğunluk mu diyelim?) kabullerini adam yerine koymuyorsun falan… Oysa niye öyle olsun ki? Ve tabii, böyle böyle çomak sokmaklar falan… Kimin ne haddine!.. “Hey dostum, sakin ol!”… diye de bi’şey var. :D

      • Küfür kısmının da belki farketmediğim (bilinçaltı filan..) etkisi vardır, ama ünlemlerden çok etkilenirim :) Daha çok ünlemlerden dolayı “kızgınlık” dedim. “Ne denir ki…” dahil, yukarısı gayet müstehzî :) Eh, istihzâ da zaten genelde kabul görmeyen/ itiraz edilecek olan, belki gerektiren durumlara, kişilere vs. edilir. “Ama tabii, sisteme, sistemde aksayan herhangi bir şeye itiraz etmek, “isyan”a tekabül ediyor bir yerde (bize öğretilen) ve bu da o eylemin (benim “itiraz” demeyi tercih ettiğim şeyin) bir “kızgınlık” şeklinde algılanmasını kolaylaştırıyor —sana değilse de, ortaya konan bu yeni durumdan ürkenlerin normallerine bir tehdit olarak yansıyor.” kısmı, nasıl desem, ee, güzel/ isabetli tespit, toplum olarak ihtiyacımız var, dünya toplumu olarak :)