Bencil Ben

Ali Riza Esin, 28 Ocak 2011 — 5 dk.

Yaşam sonsuzdur. Ölümsüzlük insan hayatı ölçü alındığında olanaksız veya gizemli bir kavram haline dönüşür. Oysa insan hayatı, doğa diye-bildiğimiz, yaşam-elverişli ortama dahil unsurlardan sadece biridir. Zavallılarından biri bile denebilir hatta. Mesela “Doğaya hakim olmak” deyimi bu zavallılığın en çarpıcı örneği sayılabilir. Ve zaten her şeye hakim insanoğlu, boynunun ters bir hareketiyle veya bir taşın keskin ucuna sürtmesiyle o anda veya açığa çıkan kanın bedeni terk etme hızına bağlı bir sürede hayatı sona erebilen, kemiklerinin esnekliği kadar kırılgan, derisinin kalınlığı kadar korumasız bir varlık değil midir aslında?

Yaşamın arayüzleri var ve o arayüzlerin işlemesini sağlayan mekanizmalar. Toplumlarda da böyle bu. Organizmalardan oluşan her kalabalıkta böyle. Hayatın bize dönük yüzü, arkasında çalışan ve karmaşık görünen ancak arayüzünden çok daha basit arkaplan unsurlarından oluşan bir mekanizma için ve onun sayesinde işliyor.



Aile, bebeğin yaşamkalım aygıtı gibi işler büyüyene değin. Bu tanım ve insanın bir “yaşamkalım makinesi” olduğu deyimi, Richard Dawkins’e ait. Toplumlar da yüzyıllardır bireylerin ve çekirdek toplulukların, daha büyüklerinin, sülalelerin, cemaatlerin yaşamkalım makineleri olmuşlar, kimi zaman yaşamlarına kastedebilen her çaptaki diğer yaşamkalım aygıtlarıyla çatışarak ve kanlarıyla çizdikleri sınırlar dahilinde hayatlarını sürdürmüşler. Tarih, misalleri en basitinden “büyük balık-küçük balık” analojisiyle mesellenebilecek nice toplumlar doldurup boşaltmış.

Dawkins şunları söylüyor, “Bencil Gen” kitabında:

“Darwin’in varolma mücadelesi olarak adlandırdığı yarışma türler arasında ise, bireye bu oyunda bir piyon olarak bakılabilir, o da en iyi niyetli yaklaşımla; bu piyon, türün daha yüksek olan çıkarları gerektiği takdirde kurban edilecektir. Daha saygın bir şekilde dile getirmek istersek, eğer bir grup, –örneğin, bir tür ya da türün içindeki bir topluluk– kendilerini grubun iyiliği için feda etmeye hazır bireylerden oluşmuşsa, kendi bencil çıkarlarını önde tutan bireylerden oluşmuş rakip bir gruba kıyasla, neslinin tükenmesi olasılığı daha düşüktür. Böylece, dünya nüfusu, bireyleri kendini adamış gruplardan oluşur. Bu, evrim kuramının detaylarına aşina olmayan biyologlarca uzun zamandır doğru kabul edilen, V. C. Wynne-Edwards tarafından The Social Contract adlı yapıtta halka sunulmuş olan ‘grup seçilimi’ kuramıdır.

Ortodoks seçeneğin normalde ‘bireysel seçilim’ olarak adlandırılmasına karşın, ben kişisel olarak gen seçiliminden bahsetmeyi yeğleyeceğim. Biraz önce anlattığım mantık dizisine ‘bireysel seçilimci’nin vereceği ilk yanıt şöyle bir şey olabilir. Özverili bireylerin oluşturduğu grupta bile, herhangi bir şey feda etmeyi reddeden bir muhalif azınlık olacağı hemen hemen kesindir. Diğerlerinin özverisini kullanmaya hazır bir tek bencil asi olsa bile, tanım gereği, hayatta kalma ve çocuk sahibi olma şansı daha fazla olacaktır. Bu çocukların her biri onun bencil özelliklerini taşımaya eğilimlidir. Bu doğal seçilimin birçok nesil boyunca devam etmesiyle, ‘özverili grup’ bencil bireyler tarafından ele geçirilecek; sonunda bu grubu bencil gruptan ayırt etmek olanaksız hale gelecektir. Başlangıçta içinde asi bulundurmayan, arı özverili grupların olabileceğini düşünsek bile –ki bunun olma şansı çok azdır– komşu bencil gruplardan bencil bireylerin, göç ederek ve grup içi evlenmelerle özverili grupların arılığını kirletmelerini neyin durdurduracağını söyleyebilmek çok zor. Bireysel seçilimci, grupların gerçekten ölebileceğinin ve bir grubun neslinin tükenip tükenmeyeceğinin grup bireyleri tarafından belirleneceğini itiraf edecektir: Eğer gruptaki bireylerin uzağı görebilme yetenekleri olsaydı, uzun dönemde tüm grubun yok olmasını engellemek için bencil hırslarını sınırlamanın kendi çıkarları doğrultusunda olacağını görebilirlerdi. Bu, son yıllarda İngiltere işçilerine kim bilir kaç kez söylenmiştir? Fakat grup neslinin tükenmesi, bireysel yarışmanın aniden kesilmesi ve bunun etkisi ile kıyaslandığında yavaş bir süreçtir. Grup yavaşça ve önlenemez bir şekilde yokuş aşağı giderken bile, bencil bireyler özverili bireyler pahasına gelişirler. İngiltere vatandaşlarına uzağı görme yeteneği verilmiş ya da verilmemiş olabilir, ancak evrim geleceğe bakmaz.

Grup seçiliminin bu güçlü çekiciliğinin bir diğer nedeni de, belki de birçoğumuzun paylaştığı ahlaksal ve politik ideallerle aynı doğrultuda olmasıdır. Bireyler olarak, sık sık bencilce davranıyor olabiliriz, ancak daha idealist olduğumuz anlarda başkalarının iyiliğini üstün tutanlara gıpta eder ve saygı duyarız. Yine de, ‘baş kalan’ sözcüğünü hangi genişlikte yorumlamak istediğimiz konusunda kafamız karışıktır. Bir grup içerisindeki özveri, sık sık, gruplar arası bencillikle at başı gider. Bu, sendikacılığın temellerinden biridir. Başka bir düzeyde, bizim kendimizi özveriyle kurban edişimizden en çok fayda sağlayan ulustur ve genç erkeklerin ülkenin büyük zaferi uğruna, birer birey oldukları için ölmeleri beklenir. Bunun da ötesinde, haklarında farklı bir ulustan olduklarından başka bir şey bilmedikleri başka bireyleri öldürmek için cesaretlendirilirler (Gariptir ki, barış zamanında bireylere yaşam standartlarını artırma hızlarında bir parça özverili olmaları için yapılan çağrılar, savaş zamanında hayatlarını öne sürmeleri için yapılan çağrılardan daha az etkili gibi görünüyor).”

Bizler ezelden ebede sürgit yürüyen bir yaşam formunun, genlerin yaşamkalım makineleri olabiliriz, evet. Genlerin hayatı, insan hayatıyla sınırlı değil. Bir insandan diğerine sıçrayarak sürdürebiliyorlar hayatlarını ve toplamda sütü sulandırılmamış topluluklar eliyle gelişiyor, serpiliyor yaşam; oralardan döllenmeye devam ediyor aslında insanlık. Öylelerinin kalımları öyle olmayanların ölümleri demek –dünya zamanına göre bize uzun süreler sonunda.

Her zaman olmasa da kimileyin hissedebilir insan. El birliğiyle yaşattığımız bir şeyler var sonsuza değin veya kendi kendimize öldürdüğümüz diyorum ben, bencileyin.

Kategori: yazı