Beni bağlayan demokrasi beni bağlamaz

Ali Riza Esin, 16 Mayıs 2013 — 1 dk.

Demokrasinin öncelikle demokrasiye bağlılık gerektirmesi, varsa böyle bir şart (hakikaten), herkesi bağlayan bir anlayış olmalı ve bu anlayışa bağlı olduğunu varsayan her bir unsurun, kendinden gayrı ne kadar unsur barındırıyorsa o düzen, ancak her birinin kendini özbeöz kendiliğiyle yaşama hakkını tanımak gibi bir koşulda işlemesini öngörüyordur herhalde. Eğer bu şartı oy çokluğuna dayanarak mütemadiyen yok saymayı kendine hak görebiliyorsa bir iktidar, orada demokrasi denebilecek tek şey, oylama zamanlarına sıkışıp kalmış, üç-beş yılda bir kutlanan bir bayram isminden ibarettir. Eskiden milli bayramlarımızdandı, şimdilerde ise dini bayramlarımızdan ama sonuçları bakımından pek farklı değiller. Demokrasi görüntüsü altında oynanan ali cengiz oyunları…

Demokrasiye bağlılıklar değil, tam aksine, ayrılıklar gayrılıklar, farklılıklar rejimi olarak bakmayan her irade kendi karşıtını yeniden yaratır. Biraradalıklara tam bağlılık şartı koşmakla sağlandığı zannedilen birliktelik yanılsamaları, taraflar birbirine kendini dayattığı, birileri diğerlerini kolaylıkla kendi özvarlığına tehdit sayabileceği türden tavırlara muhatap bıraktığı ilk anda başlar bozulmaya.

Sigaraya vergi zammı üstüne vergi zammı sıradan uygulamalar haline geldi. Alkollü içecekler üzerinden alınan vergiler son on yılda bilmem-kaç-kat yükseltildi. Bu bütün dünyada böyleymiş. Burada da olması normalmiş. Peki de başkalarının normallerinden bana ne?

Sıradan bir yurttaş olarak tam da ortasında yaşadığım halde, temel özgürlüklerimi —o ya da bu biçimde, ima yoluyla bile— kısıtlayan hiçbir rejimi, dayatmacı hiçbir yönetim biçimini var saymıyorum. Tanımıyorum. Tanımam da.

Ha, onlar da beni tanımıyorlarmış…

Onu diyorum ya!

Kategori: yazı