Benim Annem

Ali Riza Esin, 10 Mayıs 2009 — 4 dk.

Bugünlerde gösterilen bir reklam var; bana göre oldukça başarılı bir reklam. Bir doktorun minik oğlu, gururla benimkisi şu dedikten sonra arkadaşına soruyor, “senin baban ne iş yapıyor” diye. Baba mesleğini sıradan bulan minik kız hemen ikinci cümlesinde sözü annesine getiriyor ve yaptığı işleri sıralamaya başlıyor, gözleri sımsıkı ve hayranlıkla. Reklam kesilmeden önce “ayakkabı bağlayıcı” dediğini bile duyabiliyoruz. “Mesleği her ne olursa olsun, annelerin yaptıkları anlatmakla bitirilemez” gibi hepimizin hak verebileceği bir gerçekten yola çıkılmış olması çok iyi bir fikir, diğer oyuncuları ve çocuklar, onların çekimlerinden en iyilerini seçip birbirine ekleyen prodüksiyon… Hepsi mükemmel.

Bu reklamdan esinlenen pek çok yazı çıkması muhtemeldir, ben kendiminkini yazmak istedim bugün.

Ben kolay bir çocukmuşum, annem öyle derdi ama çocukluğum kolay geçmedi. Annem çok küçük denilebilecek bir yaşta doğurmuş beni, anneannem ele almış daha çok. İki anneyle birlikte büyümüşüm, ikisinin ayrı ihtimamı ve sevgisiyle; zaten önce anneanneme anne demişim, anneme ismine uydurduğum kısaltmayla seslenmişim: Gûsega.

Gûsegam, annem, pek çok annenin pek çok meziyetini göstermiştir üzerimde; benim annem olmasının haricinde annemi başka annelerden daha anne görmem bencillik olur. Ama hep hatırlayageldiklerimden bazılarını bu yazıya dökmek istedim hasretle.

Benim annem;

En lüksünün banyosu bir taşlık bir de altı minyatür sobalı su kazanından ibaret evlerde büyüdüm ben. Yıkanmak günün olayı gibiydi. Başıma su dökendi, sırtımı keseleyen, beni lifleyen.

Gün ağarmadan kalkıp kahvaltımı hazırladıktan sonra uyandırandı beni okula yolcu etmeden. Mutlaka bir çocuk şarkısıyla kaldırırdı, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle. İyi bir uyandırıcıydı.

Okula göndermeden önce beni giydirip kuşandırandı, siyah önlüğümdeki göğüs cebime her gün özenle katladığı çizgili mendilleri yerleştirendi.

Hastalandığımda doktorun verdiği perhize uygun olsun diye ben iyileşene değin her Allahın günü küçük bahçemizin bir köşesinde mangal yakıp köfte pişirendi bana. “Cızbız” köfteciydi.

Kalkandı. O özelliğinin sonra sonra farkına vardım ve bilinçlendiğimde hiç sevmedim ama o yaşıma gelene değin, olumsuzluklardan etkilenmeme izin vermeyendi hiç, hayatı olabildiğince güllük gülistanlık kılandı bana çocukluğumda. Adeta bir süngerdi.

Ateşlendiğimde, evde kolonya yoksa sirkeye batırdığı bezle ateşimin birazını alnımdan alandı. Sabaha kadar başımda bekleyendi. En etkili ateş düşürücüydü.

Gecenin hangi vakti olursa olsun babam bakkala gönderdiğinde beni, pencerenin arasından arkamdan bakandı; döndüğümde ben daha çalmadan kapıyı açandı.

Sinemaya, sinemadan çıkışta turşucuya götürendi, yazsa dondurmacıya. Yazlık sinemalarda ayakları telle bağlı ahşap sandalyeye oturtup benle birlikte masaya yanaştırandı, gazozumun içine beyaz leblebi atandı.

Pamuk ipinden filelerle semt pazarından eve meyve taşıyandı; onları tahta saplı kör bıçakla soyup melamin meyve tabaklarından elleriyle yedirendi bana.

Başucumda kitap okuyandı. Sonra sonra harçlığının önemli kısmıyla kitap alandı bana. Çocuk klasiklerini çocukken idrak etmemi sağlayandı.

Teksas Tommiks kitaplarımı benimle birlikte gizli açık takip edendi. Sinema önlerinde yere serilen ikinci el tezgahlarında benimle birlikte kitap değiştirendi.

Radyo tiyatrosu arkadaşımdı. Birlikte dinlerken bana atkı, kazak, süveter örendi.

Çayımın üstüne soğuk su katıp, “paşa çayı” yapandı. İçine bisküvi bandırıp yedirendi.

Bana çocuk radyosu saatlerini hiç kaçırtmayandı. Televizyonumuz olmadığı zamanlar Pembe Panter seyretmem için komşuya gönderendi; olduğunda Uzay Yolu’nu benimle birlikte seyreden, dibine girip gözlerimin şaşı olmasını önleyendi.

Gözüme kaçan küçük şeyleri çıkaran, elime batan kıymıkları cımbızla çeken.

Pembe Panter anahtarlığımdı, kaynana şekerim, zambo sakızım, iki buçuk liralık okul harçlığımdı. Mahalle berberine götürenim, yoklukta yemeğin iyi tarafını bana yedirip suyunu kendi içenim, düşe kalka büyürken yırtılan pantolonlarımı el dikişiyle örenim, sürekli kopardığım önlük düğmelerimi dikenim, yeni aldığımız pantolonların paçasını boyuma göre ayarlayanım, ben uzadıkça içine kıvırdığı paçayı yeniden açanım, yağmurlu havalarda şemsiyesiyle okul önlerinde bekleyenim, defterlerimi kaplayanım, defterlerimin kıvrılan sayfa uçlarını ataçlarla düzeltenim, ev ödevlerimi yaparken ikinci öğretmenim, ezberlerimi kitaptan takip edenim ve evet, benim de ayakkabı bağlayıcım oydu…

Bugün benim de saymakla bitirmem mümkün olmayandı. Daha neler nelerdi…

İlk sevgilimdi.

Annemdi.

Kategori: yazı

Bir yorum yaz

  • O kadar icten ve guzel anlatmissiniz ki, insan annelerimizin onemini bi daha goz onune getiriyor. Gercekten haklari odenemez.