Bilahare bakarız

Ali Riza Esin, 18 Mayıs 2011 — 1 dk.

15 Mayıs 2011 tarihinde İstiklâl Caddesi, sadece 1 mayıslarda görülebilen bir kalabalığa mecra oldu. Farklı görüşlere sahip ama temelde internet sansürüne karşı olan on binlerce insan, Taksim’den Tünel’e doğru aktılar.

Aynı günün akşamı ve ertesi gün görüldü ki, Türkiye’de basın-yayın diye bir kesim, medya diye bir şey kalmamış. Bitmiş. Bitirilmiş.

İnternet sansürüne karşı eylemin üzerinden iki gün geçtikten sonra da, sahip oldukları (sahip olmaları gereken) bilgiyi çarpıtmaya başladılar –aynı yanlış argümanlarla, neredeyse aynı satırlarla. Söz birliği etmişçesine…

Yanlı haber nedir? Haber dediğin şeyin yanlısı olur mu?

Olur. Oluyor yıllardır, biliyoruz. Düzelteyim yalnız; öylelerine “yanlı haber” değil, “yalan haber” diyoruz.

“Yalan haber” demek te yanlış aslında. Haber ya haberdir ya da haber diye birşey yoktur ortada. Başka şeyler vardır.

Dezenformasyon vardır. Yönlendirme vardır. Dünyanın farkında olmamak vardır. Gerçekleri görmezden gelmek vardır. Gözardı etmek vardır. Çarpıtmak vardır. Küçümsemek vardır. Hiçe saymak vardır.

Bunların hepsi bugün geleneksel medyayla, gazetelerle, televizyon kanallarıyla birlikte anılan şeyler ve bu böyleyse, bunun günahı okurlarına ait değil. Onlar bakar, geçer.

Hiçe sayabilirler ama yok sayamazlar artık.

Münazarayla müzakere olmaz; münakaşa olur.

Her görüşten binlerce insan tek bir ortak doğrunun peşine düşerek eylem yapabiliyorsa bu ülkede, çoğunluk için hâlâ umut vardır. Aksi yöne doğru çekiştirenler düşünecek bundan sonrasını.

Çünkü gençler gözüyle gülüyor artık bunlara.

Su akar, icaplar yerini bulur.

Bilaistisna ve bilahare…

Kategori: yazı

Bir yorum yaz