Bilgisayar Konuşuru

Ali Riza Esin, 21 Nisan 2013 — 2 dk.

“Bilgisayar okuryazarı”nı tersinden ifade etmeye çalışıyorum. Yapamayacağımı bilsem de:

Bilgisayar okumazyazmazı… Bilgisayar bulundurucusu… bilgisayarla-başka-bir-şey-yapmazcısı… Bilgisayar yaparız-ederizcisi… Bilgisayar konuşuru…

Sözel iletişim bağımlıları…

Bundan yirmi yıl kadar önce bilgisayar okuryazarlığı denince Word-Excel kullanıcısı olmak anlaşılıyordu. Şimdilerde Facebook kullanıcısı olmakla yetinen bir pratik halini aldı, bilgisayar okuryazarlığı kavramı.

Araya da bir blogculuk işi girdi ki tam bize göreydi. Blog tutmaktan, blog ederek nasıl para kazanılırı anladık. “Blogculuk” ya adı…

Şaka değil bu. Daha önce de dile getirilmiş gerçeklerden bunlar. Ne bir abartı ne de bir genelleme var söylediklerimde. Çoğunluğun haline tavrına bakarak…

Bilgisayar okuryazarlığına varana kadar okuryazarlık diye bir derdimiz yokmuş gibi sanki, bilgisayar okuryazarlığı şeklinde dile getirilen, öncelenen şey, böylesinin günlük siyasetin kendi ağzına daha çok yakıştığını zannetmesinden öte bir anlam taşımıyor. Öyle ya, bu devirde okuryazarlık diye bir sorun olması mümkün mü? Aşmış olmalıdır onu millet gayet demokrat ve liberal usullerle; ve artık başına bilgisayarı da eklemek lazım geliyor bu devirde.

Dillerine pelesenk ettikleri o milletin günlük hayatı bir yana, sadece çalışma hayatına, çalışma pratiklerine bakarak söylenebilir ki, bırakın okuryazarlığın yazarlık, doğru yazı yazmacılık tarafını, bir okurluk sorunu var en başta. Bunu görmezden gelmeye devam ediyoruz. Kitapmış, uzun makaleymiş, bunları okumaktan bahsetmiyorum. Bildiğin iki-üç cümlelik mesajları dahi okumaktan aciz, okumuşsa okuduğunu anlamaktan aciz bir sosyal bünyenin, bilgisayar okuryazarlığından da yukarıda saydığım şeylerden daha fazlasını anlaması mümkün olmuyor haliyle.

Sen konuşurken seni gerçekten dinleyen insana hasretlikler bir yana, daha yazdığın iki —bilemedin, üç— cümleyi okumadan cevabı hazır insan taslaklarını geçiştirmekle, baştan savmakla meşgulüz, neredeyse her gün — ve bu durumu böyle devam etmesinden alıkoyabilecek bir anlayış da görünmüyor ufukta.

Ya da her şeyi yanlış anlayan bizleriz. Bu durumda, benim, misal. Yanlış anlayan… okuryazarlık falan derken…

Öyleyse, dünü aşalım ve önümüze bakalım. Günün gerçeklerine daha uygun bir önerim var:

Çocuklarımıza bilgisayar falan değil, üzerinde bilgisayar da duran bir masa sahibi olmanın yollarını öğretmeye yoğunlaşmalıyız.

Politikacıların, fikir önderlerinin, devlet erkanının, medya paçozlarının, —hadi onları da geç, sağda solda her gün muhatap olduğumuz kifayetsiz müsterihlerin— haline tavrına bakarak çocuklarımızın bilgisayar okuryazarlığı dersi yerine, üzerinde bilgisayar da duran bir masada oturma dersleri almasını sağlamalıyız derhal.

Şaka değil.

Kategori: yazı