Bir nedensellik arası işlevsellik bir ayran

Ali Riza Esin, 24 Nisan 2012 — 3 dk.

Adam gastesine kayıtsızca baktı. Evirdi çevirdi, dikkatli bir kayıtsızlıkla okudu, okudu, okudu… Yine okudu; o haber benim, şu yazı senin, ilanlar herkesin, ve sonra… Sonra dedi ki:

“Dünyanın karşısında, kayıtsız kişi ne cahildir ne de düşman. Niyetin okumazyazmazlığın sağlığa yararlı keyfini yeniden keşfetmek değil, okurken, okuduklarına hiçbir ayrıcalık tanımamaktır. Niyetin çırılçıplak gezmek değil, ille de özenli ya da bakımsız olmak anlamına gelmeyecek bir şekilde giyinmektir; niyetin kendini açlıktan öldürmek değil, sadece beslenmektir. Bu hareketleri alabildiğine masum bir tavırla harfi harfine yerine getirmek değil istediğin —çünkü masumiyet çok iddialı bir terimdir— sadece, en basitinden, bu ‘en basitinden’in bir anlamı olabilirse eğer, istediğin şey bu hareketleri yansız, apaçık, her tür değerden, özellikle de işlevsellikten kurtulmuş —çünkü işlevsellik değerlerin en kötüsü, en sinsisi, en tehlikelisidir— aşikâr, gerçek, değiştirilemez bir yere bırakmaktır. Okuyorsun, giyiniksin, yiyorsun, uyuyorsun, yürüyorsun demek dışında söylenecek bir şey olmasın; bunlar birer davranış, birer hareket olsun; birer kanıt, birer değiş tokuş aracı değil. Giyimin, yiyip içtiklerin, okudukların senin adına konuşmayacaklar artık, onlar sayesinde karşındakinden daha açıkgöz davranamayacaksın artık. Seni temsil etmenin o yiyip bitiren, çekilmez, öldürücü görevini bunlara bırakmayacaksın.”

Georges Perec, Uyuyan Adam’dan…

İşlevsellik…

“Bunun arkasından ne gelecek…” sorununda da işaret edilen şey. Var böyle bir sorun. “Vardır birşey, mutlaka!”

“Arkasından gelecek şey, beni bozar mı bozmaz mı…” Bozabilir. Öyleyse, şimdiden bozmaz mıyım ben bu durumu? Bozarım. Hemen bozulayım ya da bozulmuş gibi yapayım —ya da hiç bozuntuya vermeyeyim. Renkli ama renksizim artık.

Ancak, bozuntuya vermemenin bile kuralları var. Öncelikle anlamamış olman gerekir ya da tam tersi. Durumuna göre. Anlıyormuş gibi yapman ya da anlamıyormuş gibi yapman. İkisinden biri.

Saçma! Başka ne olabilir ki! Olabilir mi? Yoksa?..

Gereken tek şey, hiçbir şey yapmaman —ya da hiçbirşey yapman. Çok kolay bu.

Anlamanın gerekmemesi, büyük rahatlık. Bir “lüks” aslında. Ama bedava! Nasıl bir lüks ise… Lüks dediğin pahalı olur. Bir pahası olmalıdır. Vardır mutlaka… (aynen) Bedava kadar ucuz(!) olunca, lükse girmeyen lükslerdendir bu da olsa olsa. O halde, beş para* etmez. Ne senden, ne benden. Ortada bir alışveriş falan yoksa, faydası ya da zararı yoksa bir şeyin; işlevsizdir…

İşlevsizdir midir?.. Bir “şey”, —bir konu, bir eşya, (bir insan bile olabilir hattâ)— işlevsiz olabilir mi?..

Olabilir bazen.

“Senin derdin ne?.. Kaç para!” (kaç para’nın soru işaretiyle değil; olsun olsun kaç para olsun’un ünlemiyle)

“Parası neyse verelim!”

Öderim ya da ödemem ama konuya hakimim! Yakaladım seni! Arkandakini… Ardındaki niyeti. Art niyetini.

Her insan kendi kendisine sunabilir bu rahatlığı(!). “Arkasından gelecek şey”le bu kadar haşır neşir olunca bir insanın zihni, hesaplı kitaplıysa sürekli, hesabî bir insansa, herkesi de öyle zannediyor olabilir ve işte o işlevsellikle bozulmuş kafayla, hemen önündeki şeyi de göremez hâle gelebilir. İster istemez…

Burnunun ucunu…

Oysa şaşı yapınca görülebiliyor.

Bir dinle:

“Araba
geliyor
düdüğü
çalıyor
araba
maraba
cip
biiip!”

Ya da her nasıldıysa…

Ben bu kadar hatırlayabildim.

*Bir metafor olarak ve değişime (değiş tokuş) konu edilen şey her neyse, onun yerine. [Hesap kitaptan bahsedince… Şu da var: Bir ayran gönüllü, bir ayran (“Etkili iletişim”den bahsettiğini zanneden başka bir yazıdır.)]

Kategori: yazı