Biraz da Biz Kaşıyalım

Ali Riza Esin, 5 Nisan 2009 — 5 dk.

Demek istediğimi diyebilmem için önce bazı okumalar tavsiye edeceğim. Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün yazıları bunlar; üç gün ardı ardına yayımlanmış köşe yazıları. Okunmalı ki, aşağıda diyeceklerim anlamlandırılabilsin.

3 Nisan, Göbeğini kaşıyan adam

4 Nisan, Yuh yuh o müziği koyana

5 Nisan, Yayın yönetmeni dediğin adam kimdir

Ertuğrul Özkök’ün yukarıdaki ilk yazısında Bekir Coşkun’a atfen bahsettiği “Göbeğini kaşıyan adam” gerçektir; vardır.

Evet, doğrudur; dünyanın her yerinde farklı sıfatlarla vardır. Üçüncü dünya ülkelerini ve nüfus yapısı anlamında göbek kaşıyor olmanın neredeyse tümden normal olduğu ABD’yi sıralama dışı tutarsak, bizde dünyanın başka medeni ülkelerinde olduğundan daha fazla vardır.

Sorun şu ki, “Göbeğini kaşıyan adam”ı kanıksamak veya “Göbeğini kaşıyan adam”dan şikayet etmek diğer göbeğini kaşıyanlar ya da kaşımayanlar için doğal sayılabilecekken, demokrasinin beşinci kuvveti sayılan, hem de kanaat önderliğine soyunmuş bir güce mensup kesimin kalemşörleri bu hakka sahip değildir. Çünkü, göbeğini kaşıyan adamın göbeğini kaşıyor olmasının suçu salt göbeğini kaşıyan adama yüklenemez.

Bugün geldiğimiz noktada, göbeğini kaşıyan adamlardan oluşan bir toplumun yine göbeğini kaşıyan adamları seçtiği bir demokrasinin suç ortakları oldukları halde, pişkin pişkin, “yaa, böyleyken böyle…” demeye hiç mi hiç hakları yoktur. Hani adamı kendiniz öldürmüşsünüz de, sonra da adam öldürüldü diye haber yapmışsınız. Üstüne bir de ahkâm keserseniz, aynen bu olur.

Sonra “adama” sorarlar, bu halka ne verdiniz diye; genel hareket tarzınızla neye yönelttiniz, neyden kaçınmalarını, neye eğilmelerini istediniz diye…

Milletin koyun gibi güdülmesine çanak tutanlar da, rüzgâr nereden esiyorsa o tarafa sırtını dayayıp asıp kesenler de onlardır; maddi menfaatleri veya mahıvları söz konusu olduğunda “yandım anam” diye zıplayıp hemen saf değiştirenler de.

Millet bunu istiyor diye Ramazan aylarında Kuranlar, Kuran mealleri dağıtanlar da bunlardır, belirli bir yaşam tarzını kendileri pompaladıktan sonra arabasının arkasına “kıroyum ama para bende!” yazdıranları konu edenler de.

Gelin, güvey, kaynana programlarında kullandıkları özellikle seçilmiş insan tiplerinin rezilliklerini normalleştiren de bunlardır, yine “ne yapalım, halk bunu istiyor…” deyip yaptıklarına kılıf uyduranlar da. Ne oldu, halk şimdi “Göbeğini kaşıyan adam” mı oldu?..

Ne kimsenin kimseye kendi inancını, kendi ahlâkını dayatmaya hakkı var ne de buna bizim itirazımız. Ancak, henüz ne devrimini ne de evrimini tamamlamamış bir milletin bunu yapmasına yardımcı olmak, bunu kolaylaştırmak makamında olanların da ne aksini yapmaya hakları ne de iyi niyetle açıklanabilecek nedenleri var.

Milletin seçim hakkı var; isteyen onu izler, isteyen bunu; dileyen şunu okur, dileyen bunu diyebilmeniz için, o seçim hakkını kullanacaklardan ezici çoğunluğun göbeğini kaşımıyor olması gerekmez mi?

Eğitmeniz gerekmez mi, aydınlatmanız gerekmez mi? Gerekirse medeniyet göstergesi olan şeyleri “dayatmanız” gerekmez mi? Belli çıkar odaklarının kendi “izm”lerinin hayatlara sızması ve yerleşmesi için kullanageldikleri kurtlarını dökme, oyalama, boşa zaman geçirme, sindirme, kendi kendini kendi bok çukurunda boğma amaçlı emperyal beyin yıkama araçları bombardımanına tutmak yerine…

Ertuğrul Özkök’ün diğer iki yazısı, Antalya Belediye Başkanlığı devir tesliminde yaşanan bir olayla ilgili. “Terbiyesizlik” şeklinde nitelenen bir olay bu. Eski başkan uğurlanırken ardından teknolojik bir “teneke” çalma hadisesi. Terbiye boyutu işlenirken atlanan şey bizce yine o demokrasi kavramı.

Seçim sonrası zafer kazanmış bir yöneticinin davulla ve zurnayla karşılanması ne kadar demokratik bir tepkiyse, kaybeden yöneticiyi uğurlarken ardından teneke çalmak da o denli demokratik bir tepki sayılabilir; ama hayır… Kaybedilmiş, iğfal edilmiş, gasp edilmiş hakları karşısında insanların sessiz kalmasından gayet memnun olmalıyız ya da birikip birikip böylesi bir seviyesizlik suretinde patlayan “göbeğini kaşıyan adam” tepkisini lanetlemeliyiz.

Eski başkan çok güzel işler yapmış; düzgün birisiymiş, çok efendiymiş, gerici bir partiye mensup olduğu halde hepimizden daha modern bir görüntü çiziyormuş…

Kaybettikten sonra “Gözünüze dizinize dursun inşaallah!..” denmişse, bir defa “insani her durumda” o yapılan şeylerin değeri sıfırlanır. Hele bildiklerinizden daha çok bilmedikleriniz varken. Başkanın seçimlerden önce “Bu tramvay yüzünden kaybedersek, iki kere kaybederiz…” dediği video kaydını izlediniz mi?.. Davulun sesi uzaktan hoş geliyor elbette.

Şekline şemaline kendisi bizzat karışmamış olabilir ama siz Antalya’nın yeni Adliye Binasını gördünüz mü? Tek başına bakarak anlamamak veya anlamazlıktan gelmek mümkün; biraz aşağısındaki eskisiyle karşılaştırmanız gerek. Herhalde birisi eskisini görmüş ve “Ne bu, biz firavun torunu muyuz?.. Yapın şöyle eski Türk mimarisini andıran.. hayır hayır durun!.. siz en iyisi umreye gidip bir hacı olun gelin de, gözünüz gönlünüz açılsın; yapı estetiği neymiş öğrenin, daha sonra bakarız bu işin icabına…” demiş olmalı.

Bugünlerde Antalya’nın minibüsçüleri Antkart isimli sistemi protesto amacıyla sessiz bir eylem içindeler. Üstelik hizmetleri karşılığında mevcut tarifeden daha az para alarak yapıyorlar bunu. Hadisenin iç yüzünü bir öğrenip bize de öğretin bakalım neymiş.

Buraya eski başkanın yaptıklarının, yapmadıklarının ya da yanlış yaptıklarının çetelesini dizecek değiliz. Her şeyi bilmemiz de mümkün değil zaten, bunlar sadece görebildiklerimiz.

Bir örnek daha vermekle yetinelim.

Direklerin insan gözünün ermeyeceği bir seviyesine çiçek asmak hangi estetik kaygıyla, hangi hizmet aşkıyla açıklanabilir? Aynılarından, yaptırılan alt geçitlerin yürüyen ve araç içlerindeki insan gözünün değmediği -haa, evet; saksılar görülebiliyor- seviyesindeki korkuluklarda da var. İçindeki toprağın, ekilen çiçeklerin, onu hazırlamak ve oraya asmak için harcanan emeğin, asıl “saksıların” ederi nedir?

Ah, o çiçekler büyüyecek, saksılarından taşıp onları perdeleyecekler, salkım saçak olacaklar; o zaman güzel olur tabii ama ne yazık ki eski başkan sefasını süremeden makamından ayrılmak durumunda kaldı.

O çiçeklerden kaç tanesi kimin cebine girmiştir, kaç tanesi kimin gözüne?..

Kategori: yazı