Birlik ve Beraberlik

Ali Riza Esin, 25 Ekim 2007 — 1 dk.

Günümüz toplumunda yaşayan insanların duygu ve düşüncelerini gizleyebildikleri ölçüde her türlü dünyevi ilişkilerinde başarılı olabileceklerine dair bir saplantıları vardır. Düzen zaten böyle işlemektedir ve kanıksamak yerine saplantı dememin nedeni ise, eğer aksi bir davranış biçimi geliştirilmiş olsaydı, bu, en azından bundan daha alçak bir başarı sağlanabileceğinin kanıtı olamazdı.

Toplumu oluşturan her birey, diğerlerine herhangi bir hesabı olmadan yaklaşabilse, duygu ve düşüncelerini gizlemek şöyle dursun, karşısındakilerin de öyle olduğunu bildiğinden çok daha dürüst ve verici tutumlar geliştirebilseydi, bugün nasıl bir dünyada yaşardık bilemeyiz. Kaos mu doğardı yoksa kendi kendini doğuran hesapsız ve beklentisiz mutluluklardan boğulur muyduk bilinmez.

Bilenler, öngörenler çıkabilir elbet. Ama toplumdan bahsederken, toplumu oluşturan her bilinç düzeyinden insanı düşünerek söylüyoruz ki hem hesapsız davranmaktan bahsedip hem de insan davranışlarını öngörülebilir şekilde değerlendirerek bir sonuca varmak mümkün görünmüyor.

Varoluş nedenini bilmeyen değil, bilmek kaygısı duymayan, farkında olmayan ve farkında olmaya çalışmak gibi bir derdi de olmayan insan topluluklarının arasında mutlak mutluluğu, mutlak refahı, mutlak gerçeği aramanın, beklemenin, hatta bekleme beklentisi oluşturmanın kendisinin bile Godot’yu beklemekten farkı olduğunu söyleyebilecekler varsa beri gelsin.

Ama bu, şu gerçeği de çürütmez.

Onları paçalarından aşağı çekenler olduğunu ileri sürerek aydınlanma ihtimalinden kaçanların bu tavrı, aslında paçalara asılanların ta kendisi olduklarını itiraf etmiş olmaktan öte bir anlam da ifade etmiyor.

Bu ancak tüm varlıkların tek bir ruh, tek bir bütünlük ve tek bir gerçeğin parçaları olduğu ileri sürüldüğünde anlamlandırılabilir ve tarih boyunca taşınan, idrak edilen, inanılan, kutsal sayılan herşey aslında bundan farklı birşey söylemiyor.

Kategori: yazı