Çocukluk resmi

Ali Riza Esin, 6 Temmuz 2012 — 4 dk.

Sene 1979. 15 Aralık, tam olarak. Sıska bir it kadar zayıfım o günlerde. Boyuma gidiyorum…

Yine hastalanacağım tuttu. Ateşim var. Soğuk alınganlığı. Annemin, anneannemin tüm “gitme!” ısrarlarına rağmen hasta hasta çıkıyorum evden.

Çok heyecanlıyım. Uzaktan sevdiğim bazı insanları göreceğim o gün. Hepsini birarada. Aziz Nesin de var aralarında. Günlerdir bekliyorum o günü, öğrendiğimden beri.

Tepebaşı. Şehir Tiyatrosu henüz yıkılmamış. Yerine, şimdilerde TRT’ye hizmet eden o enine büyük beton kompleks yapılmamış. Güzel bir park burası. Ağaçlar var. Yeşillik… “Karikatürcüler Derneği”nde düzenlenen bir etkinlik… Bir yazar—okur buluşması için oradayım.

Melül melül bakınıyorum etrafa. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorum önce. Küçük çapta bir panayır havası var. Kapı önünde birikmiş, bekleşen, sohbet eden insanlar… İçerisi oldukça kalabalık. Bana hâlâ ilginç gelen bir güzellik düzenlemişler. Anlı şanlı karikatüristler, bir çocuk harçlığı kadar küçük bir parayla bile olsa, derneğe bağış yapanların karikatürlerini çiziyorlar. Buna rağbet çok. Başka güzellikler de var. Kitaplarını imzalayan yazarlar, ayaküstü okurlarıyla sohbet edenler, bir karikatür sergisi, masalara dizilmiş kitaplar… Yazarlar ve çizerlerden bazılarını tanır gibi oluyorum ama çoğunu çıkaramıyorum. Kitabını alıp okuduğum bir tek Aziz Nesin var ama onu da yemiş yutmuş, idrak edebilmiş insanlardan değilim tam olarak o günlerde —daha çok on üç yaşındayım.

Kitap satın alıp imzalatacağım ya da karikatürümü çizdireceğim. İkisine birden yetmiyor param. Kendime kızıyorum. Keşke “Şimdiki Çocuklar Harika”mı yanıma alıp öyle gelseymişim. Şimdi düşünüyorum da, cildi bozulmuş, sayfaları dağılmış kitabımdan utanmış olabilirim belki.

Kararımı veriyorum. Yeni bir kitap satın alıp her zaman okuyabilirim —yazarından imzalısı olmasa da. Ama buradaki karikatüristleri bir daha yakalayıp, “alın bakın, bu benim.. çiziktiriverin bi’ zahmet” diyemem. Şimdiki aklımla ve “burada” yaptığım bir tasvirdir bu elbette. Şimdi de diyemem. Yine de o günlerde daha saygılıyım, ergenlik döneminde olmama rağmen. Koca çocuk olmuşum ama çekingenliğim benden daha büyük. Tanımıyorum ki kimseyi! Ancak yanyana gelince, bir çift laf edince anlıyorum. Takındıkları belirli bir ciddiyet var ama oradaki davranışları itibarıyla bile olsa, şen şakrak, şeker gibi insanlar hepsi. Korkum geçiyor. Ateşim hâlâ yüksek, bunu içerideki sıcaktan ekstra bunalmamdan anlıyorum —belki de boğazlı kazak… ama ortama girerken takındığım yabanıl rahatsızlıktan eser yok artık.

Tan Oral ismini biliyorum. Diğer sanatçılar arasında genç Gırgır (ve Fırt) çizerleri ve Altan Erbulak da var. Onu daha iyi tanıyorum; hem televizyondan hem de çizgilerinden. Pek beğenmesem de… Kadın-erkek ilişkileri üzerine yaptığı esprileri anlamıyor olabilirim —ya da ilgimi çekmiyor, genellikle salon tipli insanların çizdiği yaşantılar. Oğuz Aral tiplerinin utanmazlıklarına daha sık gülümsüyorum mesela.

Bu düşüncelerle halsiz halsiz çevremi incelerken son kararımı veriyorum. Altan Erbulak önündeki kuyruk çok uzun. Genç çizerleri de seçemiyorum simalarından. Karikatürümü çizdireceksem ünlü birine, ileride de saygı duyacağım birine çizdirmeliyim. Bağış makbuzumu alıp Tan Oral’a yöneliyorum. Benden önceki karikatür yerinden kalkınca sıra bana geliyor. Bir sandalyeye oturtuyor beni, o da karşımdaki bir başka sandalyede oturuyor. Bir 5 dakika kadar sürüyor ya da sürmüyor, beyaz bir A4 kağıda biri siyah (şimdi kağıttaki rengi uçmuş olan) keçeli, iki ayrı kalemle çizdiği portremi tutuşturuyor elime. Teşekkür edip ayrılıyorum yanından.

Yazarlar ve diğer mizahçılar başka bir odadalar. Oraya da giriyorum, elimde imzalatacak bir kitap olmasa bile. Etrafa bakınıyorum, kim ne yapıyor diye. Oda genişçe bir oda ve yazarlar uç uca eklenmiş masaların arkasındaki sandalyelere oturup hem birbirleriyle şakalaşıyorlar, hem de ziyaretçileriyle laflıyorlar. Arada kahkahalar yükseliyor. Havada bir mizah mizanseni var sanki. Eh, ama mizahçı değil mi zaten bu adamlar!

Nihayetinde böyle bir şeyi yaşamış olmaktan duyduğum sevinç ve bir zarf içindeki karikatürümle birlikte oradan ayrılırken hâlâ küfredip duruyorum kendi kendime, hazırlıksız geldiğim için. Aziz Nesin’e kitap imzalatamadığım için.

Harika bir çocuk değilim.

Şimdi saygı, sevgi ve hayranlıkla eğiliyorum, her ikisinin de önünde…

Tan Oral (Ali Riza Esin, 13)
Kategori: yazı