Dilde “Türk Polisi”

Ali Riza Esin, 14 Temmuz 2013 — 5 dk.

20130714-011752.jpg

Yazımın hemen başında belirteyim: “Polis Devleti” olgusunun resmi itirafı gibi geliyor bana, —yerleşik bir dil kalıbı olarak— “Türk Polisi” ifadesi. Eğer söyleyen ne söylediğinin farkındaysa… Bir bilinçaltı sızıntısı olarak bile dehşetinden eksiltmeyen bir zihniyeti açığa vuruyorsa bu, vay halimize! Kaçarı var mı?..

Kendileri öyle değerlendirmiyor olabilirler ama resmi mahreçli bir söylem olarak, son zamanlarda yaşananlar üzerinden sıkça ifade edilmeye başlayan “Polis Devleti”nin ve “Halka karşı örgütlenmiş devlet pratiği”nin devlet diliyle doğrulanmasına işlemiyor mu bu?1

En son CNN Turk’te duydum; Ali İsmail Korkmaz’ın kimlikleri halen meçhul birileri tarafından öldüresiye dövülerek katledilmesi bahsinde, soruşturma aşamasıyla ilgili olarak Eskişehir valisiyle görüşürlerken…

Valinin,

— evet, “Arkadaşları yapmış olabilir…” anlamı içeren ifadeleri benim de kanımı dondurdu;

— evet, devleti temsil eden bir yüksek yetkilinin peşin hükümlü olmak gibi bir lüksü olmadığı halde, bu çeşit bir değerlendirme şüpheci bir yaklaşım bile sayılabilirdi, normalde.

Fakat, işte, “Sayın Vali”nin sesinden ve haber spikeriyle diyaloğundan da dışa vuran tavrı, “Türk Polisi” sözüyle de birleşince, halkına karşı ne yazık ki bilinçli olarak böyle böyle bileylenmeye devam eden bir kurumu getiriyor benim aklıma, ister istemez.

Kendi içinizde, polis ağırlıklı bir dinleyici kitlesine hitap ederken “Türk Polisi” de dersiniz, uygun gördüğünüz başka ifadeler de kullanabilirsiniz. Ama kamuoyuna hitap ederken, halka açık bir yerde konuşurken, sadece “polis” demeniz yeterli gelmiyor mu?.. “Güvenlik güçlerimiz” dersiniz, “polisimiz” dersiniz, hatta “bizim polisimiz” bile dersiniz (yanlış da olmaz, polis bizim polisimiz, hepimizin… öyle değil mi?) ama sanki “Türk Askeri” dermiş gibi “Türk Polisi” diyemezmişsiniz gibi geliyor bana. Aynı ülkede yaşayan yurttaşlara hitaben yaptığınız konuşmalarda sivil güvenlik güçlerini tanımlarken ekstradan bir tamlamaya, bir milliyet vurgusuna başvurmak nedendir?.. Polis bizim düşmanımız mı ya da biz polise düşman mıyız?2

“Türk Askeri” diyebilirsiniz, misal. Herkes diyebilir. Asker normal şartlarda dışa dönük hizmet eder ve başka ulus askerlerinden muadilleri vardır. Ulus devletler pratiğinde yabancı güçlere, başka ülke ordularının, askerlerinin muhtemel saldırılarına karşı caydırıcı bir güç unsurudur asker milletinin insanları. Ordular… Bu haliyle yine de barışa hizmet ettikleri söylenebilir ama işte, ülkenin ismiyle birlikte anılmasında hiçbir acayiplik yoktur. Milliyetçi bir söylem olarak da algılanmaz. Başka bir benzetmeyle, “uluslararası bir kurum”u tanımlayan uluslararası bir ifade olarak normaldir bu: Türk Askeri…

Ancak diğeri, o devlet ve medya diline yerleşmiş kalıp… “Türk Polisi” ifadesi, polis teşkilatını oluşturan unsurları —amiyane tabirle— gaza getirmek amacını taşımıyorsa eğer, benim aklıma başka bir şey gelmiyor, kimse kusura bakmasın.3 “Türk Polisi” dendiğinde, benim aklıma yaşadığım ülkenin iç güvenliğini sağlayan “sivil” bir yapılanma gelmiyor artık; hangi üniformayı taşıdıkları fark etmiyor.

Evet, “Türk Polisi“ kalıbını daha önce de çok duyduk ve görünen o ki, daha da çok duyarız ama, niye bilmiyorum, hiç bu kadar dikkatimi çekmemişti.

Neden acaba?..

Başbakan ve İçişleri Bakanı ve İstanbul Valisi tarafından defaatle —sırf Taksim’de ve İstiklâl Caddesi’nde hasbelkader bulunan, biber gazına, polis şiddetine, bunların olmadığı zamanlarda olağandışı varlıklarıyla polis tehdidine maruz kalan sıradan vatandaşlardan biri olmakla— “terörist” ilan edildiğim için olabilir mi?..

Dikkat çeken başka bir husus daha:

Bu süreçte yaralananlar, katledilenler söz konusu olduğunda yine ünlü bir resmi söylem olarak “failler cezalandırılacak” sözünü hiç duymadık ilgililerinden — ve dahi yine o eski “kararlılıkla…”

Neden acaba?..

  1. Elbette daha önce duymadığımız, görmediğimiz bir şey değil bu. Sanki polisin resmi araç gereç ve üniformalarında, silahlarında eksikmiş gibi, tabancalarının kabzasına Türk bayrağı amblemleri, bayrak çıkartmaları yapıştıranlar da yine bizim polisimiz. Bunu yaparkenki motivasyonları gayet açık fakat ben bunu bu ülkede yaşayan gayet Türk biri olarak rencide edici buluyorum. Yoksa herkes uygun bulduğu bir yerlere aidiyetlerini temsil eden simgeler takmakla yükümlü de bu ülkede, bir tek biz mi bilmiyoruz? Acaba arabalarının arka camlarına Atatürk imzası, “Hakimiyet Allahındır” yazısı, hatta hangi padişaha ait olduğunu bile bilmediklerinden adım gibi emin olduğum tuğralar yapıştıranlar (bir pazarlamacı kamyonetinin arkasında alt alta ikisini birden görmüşlüğüm var: hem bir Atatürk imzası, hem de bir padişah tuğrası, şaka değil!), ayrımcılığa değil de “milli birlik ve beraberliğe” mi hizmet ediyorlar? Yoksa bunu yapmayanlarda mı hata, bende mi var bir eksiklik? Türk değil miyim ben neyim? Atatürk düşmanı mıyım? Herhangi bir nişanesini üzerimde bulundurmamakla Allah’ı inkâr mı etmiş oluyorum? Doktor?..↩︎
  2. Aynı tabirle “gaza getirmek” anlamına geliyorsa, bence bu daha vahim. Hiçbir polisin, temelde kendilerinden emin insanlar olarak amirleri üzerinden mütemadiyen tekrarlanması icap eden böylesi bir moral motivasyona ihtiyaç duyabileceğini sanmıyorum — ya da böyle inanmak istiyorum. ↩︎
  3. Anlıyorum tabii… Vakıa, bir iç savaş ikliminin hakim kılındığı bir ülkede böylesi bir dili mevsim normallerinden sayabilirsiniz belki ama işte, her nedense bu bana aslında barışı değil, savaşı körükleyen bir dilmiş gibi geliyor; birleştirici değil, ayrımcı bir dilin yansımaları suretinde… Kendini bilen bilir zaten. Zaten mevcutlu bir şeyi daha da görünür kılmayı sağlayan şeyler, tam tersine, o şeylerden yoksunluk belirtisi sayılabilir, sakin bir bakışla. ↩︎
  4. Başka bir ülkede gayet demokratik sayılabilecek muhalefet gösterilerini yasadışı saymak gibi keyfi, akla, akl-ı selime aykırı, beyhude bir gayretle… Ne tesadüfen ne de direniş maksadıyla o meydanlarda, o sokaklarda bulunanlar terörist değiller elbette. Böylesi suni suç isnatlarının gerçeklerle bağdaşmadığını öyle söyleyenler de biliyor olmalılar. ↩︎
Kategori: yazı