Dünyanın En Güzel Uykusu

Ali Riza Esin, 25 Eylül 2007 — 3 dk.

Dünyanın en güzel, en tatlı, en haklı uykusu nedir bilir misiniz? Antalya’nın kuzeyine denk gelen muhitlerindeki yataklarından yarı uykulu kalkıp, kendilerini gün boyu kafa sallayacakları otellere götüren servislerin geçeceği ana yollara koşuşturan insanların, kör sabah serinliğinde otobüslerini beklerken yüzlerine çarpan rüzgârdan, otobüse bindikleri anda kapıda karşılayan ucuz deodorant kokusunun ılıklığına terfi ve idrakla daldıkları, yolcu koltuklarındaki kimbilir kaçıncı uykuları…

Gelinliklerinde herkese tepeden bakan mavi çizgili bir mağrurlukla Anadolu’nun bir ucundan öbür ucuna nice hasretleri taşımış otobüslerin kocayan gururu, Antalya-Kemer izafi kısalığına teslim, yolcuları şöyle dursun, hemen yanından geçtiği şarampollerin bile umursamadığı bir gocunmaya bırakmıştır şimdi yerini.

Oturma düzeni seyrek, modası geçmiş otobüslerin nasır tutmuş koltukları üzerinde cam kenarı lüksünü yersiz yaşayan insanların, turizm işçilerinin, camları önünden akıp giden ve baksalar da farketme mecalini bulamadıkları vakî, eşsiz ve anlık değişen Beydağları manzaraları eşliğinde, varacakları yere kadar geçen sürede uyudukları, muhtaç oldukları loşluğu güneşten rengi solmuş ama inadına mor, kendinden desenli otobüs perdelerinde aradıkları uyku.

Baksalar da başlarını yasladıkları camdan gelen manzarayı değil, koridor karşısı komşularının, birlikte otobüs bekledikleri, şimdi yol, birazdan iş arkadaşlarının zıt yöne çapraz yaslanmış başlarının gölgelediği, karşı camlardan yansıyan ve bir sarı bir yeşil, ara ara mavi sonsuzluğu koşturan film şeridini görebilirler çok çok.

Hemen yanlarından sollayarak geçen gıcır otobüslerdeki camlarından bakan zinde yabancılar bilmezler ki birazdan bu uykunun sabahında karşılaşacakları, birlikte olacakları insanlardır bunlar. Kendilerine güney şivesiyle kimi içten kimi zoraki birer “guten morgen!” ya da “dobrahye ootra!” sesi verecekler de onlardır. Kalacakları otel şaşaasının samimiyetini ancak bu otobüslerin sefaletiyle ölçebileceklerinin farkına varamazlar, varabilenler de geçerken başlarını çevirir zaten ki tek dertleri sütte leke var onlarda yok vücutlarını Akdenizin tuzuyla yuğmaktır.

Tünellere girildiğinde, acentadan yeni çıkmış midibüslerden mütecehhiz başka otel servislerine ait, uçak sesini taklit eden egzostların sanki bin metrelik bir yılanın hıslaması gibi çıkan sesi, uykunun derinleşmesine mani olur. Biraz karanlık bile çok görülür o uykuya, duvarlarının bile yankılamaktan utandığı sesi çoğaltan tünellerin içinde; ki o tüneller gündüzleyin özel otomobillerin şımarık kornalarıyla şenlenmekten kaçınmamıştır şimdiye dek.

Bir zamanlar doğanın kesif çam ormanlarıyla taçlandırdığı, yüzyıllar öncesinin roma zaferlerinden devşirme kemerlerin altından, şimdiki duble yol devrimcilerinin genişlettiği asfaltın üzerinden kayıp giderek, zamanın çöplüğüne bir türlü varamamış olmanın yılgınlığını homurdayan eski otobüslerin gıcırtılı yayları üzerinde bir aşağı bir yukarı sallanmaların berinlettiği, arada bir uyanılan ve nerede olunduğunun farkına varıldığında birkaç gram daha uyunmaya çalışılan teklifsiz Kemer yolculukları.

İşte en güzel uyku bu uykudur.

Otobüs şoförleri, dönüş yolunda bir kenara çekilerek uyunacak tatlı uykunun hayalini ara gazlarıyla savuşturadursun, Kemer yolcuları rüyalarında bitmeye yüz tutan sezonun sonunda işlerini kaybedip kaybetmeyecekleri ve yerine nerede iş bulacakları çıkmazında görürler kendilerini ve bir karabasana yakalanmış gibi çakılı kalırlar koltuklarında. Beyaz yakalı gibi görünseler de kara yakalarından bir türlü sıyrılamamış işçilerdir ki, bir sonraki sezonda hangi servis otobüsünü nerede bekleyecekleri meçhuldür.

Dünyanın en güzel uykusu onların uykusudur. Ve en hak edilmiş, hak edilse de bir türlü uyunamamış, belki de uyanılamamış uykusu.

Kategori: yazı

Bir yorum yaz

  • Çok hoş bir yazı olmuş gerçekten; benim de yabancısı olmadığım bir atmosferi anlatan bir yazı; Kemer’e birçok kez gitmişimdir ve yazıyı okurken gözümde canlandı hepsi; servis bekleyen işçiler, serviste tamamlanmaya çalışılan uykular… Antalya’nın sabahları böyle gerçekten de… Çok yalın ve etkileyici bir anlatım… Tebrikler…