Durmak yok, yola devam!

Ali Riza Esin, 4 Temmuz 2012 — 1 dk.

Train wreck at Montparnasse (1895)

Türkiye’deki mevcut iktidar sahiplerinin genel bir özelliği var. Bıyıkları…

Bir kamu görevine yeni atanan (eskimişleri bir yana…) kişilerin fotoğraflarına bakıyorum, ve evet, bu genellemeyi doğrulayan bir tarafları var mutlaka. Hemen dudaklarının üstünde duruyor; hep aynı şekil.

Kişileri dış görünümlerine bakarak değerlendirmenin faydalı bir tutum olduğu söylenemez. Hatta doğrusu tam tersidir diye biliriz. Ancak kendilerini “diğerlerinden” dış görünümleriyle ayırt edilmelerini sağlayacak bir eşgüdümle vurgulayan insanların, başkalarınca nasıl değerlendirilmeleri gerektiğini de dikta ettikleri buz gibi bir gerçek. Onlar gibi olmayanlar buna uymak durumundalar; demokrasi gereği…

İktidarın çoktan beridir “çarpıcı” bir şekilde vurguladığı diğer bir özelliğiyse, kamuoyuna yansıyan (“kamuoyu vicdanını sarsan?”) hatalı durumlarda, —yaşanan facialarda bile— değil istifa etmek, buna dikkat çekenlere, itiraz edenlere, durumlarını sorgulayanlara tepeden bakmaya devam eden bir pişkinlikle görevlerine de devam etmeleri.

Devam edecekler tabii. Etmesinler mi?.. Emir büyük yerden!

“Durmak yok, yola devam!..”

???

Peki…

Değil mi ki bu söz kendine yakışanı giymek ister;

“Padişahım çok yaşa!”…

“Long live the Queen!”…

“Heil Hitler!..”

“Romalılar, bir kemerin yapımını bitirdiklerinde, sorumlu olan mühendisin, iskele kaldırıldığında o kemerin altında durmasını beklerlermiş. Eğer kemer dayanıklı olmamışsa bunu ilk öğrenecek olan mühendis olurmuş.”

Sevgili Göksel Bekmezci’den alıntıdır. “Suç Ölenlerin mi?” başlıklı bir yazısının hemen başlangıcı… İlk okuduğumdan beri nerede, kimlerle, kaç kere paylaştığımı unuttum —ki ana fikrin öncesi de var.

Ben hayatımda bu kadar pişkinliği, bu kadar pişmiş kelleyi, bu kadar birarada görmedim.

“Yetmez ama, evet…”

Kategori: yazı