Esler seslerden daha sesli

Ali Riza Esin, 17 Aralık 2010 — 1 dk.

Miles Davis

Siyah bir lekenin olduğu yerde bizi beyazdan alıkoyan nedir? Etrafı daha açık tonlarla sarmalanmış koyu bir şekil gördüğümüzde onu sadece o şeklin oluşturduğunu mu sanıyoruz?

Karanlık da ışıktan doğuyor, tıpkı ışığın karanlıktan doğduğu gibi. Siyah, beyazdan ötürü siyah.

Duran bir otobüs penceresinden gelip geçenlere bakarken dalgın dalgın, başka bir otobüsün hareketiyle kendi otobüsünüzün hareket ettiğini zannettiğiniz oldu mu hiç? Ya da bir filmin sonundaki yazılara sanki onlar yukarıya doğru akmıyorlarmış da siz batıyormuşsunuz gibi hissettiğiniz olmuş mudur?

Olan şeyler ne kadar varsa, olmayan şeyler de o kadar var olabilirler. Göremiyor olmamız duymamayı gerektirmiyor; aklın yetmediği yerde gönül kabartmak gerek bazen, can kulağıyla…

Bir görsel kültür ve tipografi belgeseli olan Helvetica’da Massimo Vignelli şunları söylüyordu:

“İyi bir font yapımcısının harfler arasındaki mesafeye karşı daima bir hassasiyeti vardır. Tipografinin siyah ve beyaz olduğunu düşünürüz. Tipografi aslında beyazdır. Siyah bile değil! Siyahlar arasındaki boşluktur. Bir anlamda müziğe benzer bir durumdur bu. Müziği yapan notalar değildir; notaların arasındaki boşluklar yapar müziği.”

Ritim seslerden değil, eslerden oluşuyor.

Sessizlik de bizdendir.

Kategori: yazı