Fikri Sabitleyebilmek: Çerkes Karadağ

Ali Riza Esin, 14 Şubat 2008 — 17 dk.

Çerkes Karadağ by Aleksi PetridiÇerkes Karadağ, dünyaca ünlü fotoğraf sanatçılarımızdan. Bu coğrafyanın dünyaya hediyesi insanlarımızdan da denir klasik ifadeyle ama zaten onun sınırları haritaların fiziksel çizgilerini çoktan aşmış durumda. Evrensel sanat diye birşey var ki fotoğraf disiplininde, belki onun işte orada olduğunu söylemek gerekir sadece. Bu bizim tanımımız olmaktan çok öte, fotoğraf sanatına gönül ve emek veren ve onun eserlerini görme şansına erişmiş otoritelerin nitelemesi.

Çerkes Karadağ ile İstiklâl Caddesindeki Megavizyon’un kafesinde görüştük. Aşağıdaki röportaj, kendisinin daha önce Almanca yayınlanan Tour-Key dergisine verdiği, burada ilk kez Türkçesinin yayınlanacak olmasından duyduğu hoşnutluğunu özellikle ifade ettiği bir söyleşi. Aldığımız notlar ve sohbet izlenimlerimizi de paylaşarak devam etmek istiyoruz.

Öğrencilerinin hitabıyla Çerkes Hoca, Çağdaş Sanatlar Müzesinde eserleri bulunan bir fotoğrafçımız. Deklanşörüne bastığı anki özgürlüğünü hiç bir şeye değişmeyen, böyle saygı ve kabul gördüğü ilk yıllarındaki tanıtım fotoğrafçılığı çalışmalarında dahi hem bu nedenle, hem de fotoğrafı asıl oluşturan şey dediği fikirleri sayesinde ilklere imza atmış, böylelikle çektiği fotoğraflarla elle tutulur ticari başarılara da vesile olmuş, reklamcılığın fotoğrafla yollarının kesiştiği ilk zamanları ustalığına gösterilen güven sayesinde özgürce yaşayabilmiş bir sanatçı.

“Fotoğrafın uzun sure inandırıcılığa bir yanıt olduğunu göz önüne aldığımızda, günümüz fotoğrafında anlamın yalan üzerine kurulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Oysa fotoğraf hiçbir dönemde yalan söylememiştir…”

Çerkes Karadağ

Dijital fotoğraf manipülasyonlarının olmadığı dönemlerde gökdelenler arasına astığı, gökyüzünden gelip diğer ucu yine gökyüzüne karışan çamaşır iplerine çamaşırlar, bornozlar dizerek, havaya yastık fırlatıp uçuşan kuş tüylerini yeniden gökyüzünün mavisiyle buluşturarak ürettiği -gökdelenlere tebessüm ettiren- kurgularıyla tanıtım fotoğrafçılığına anlam kazandıran fotoğraf ustalarından… Bugün de o ustalığa yılları katmışlığıyla mucize karelere imza atmaya devam ediyor.

Ankara Hilton oteli kurulurken kendisine iş veren Amerikalı Genel Müdürle birlikte seçtikleri iki kare fotoğrafla dünya lansmanına yürek veren fotoğrafçı Çerkes Karadağ; ki Ankara Hilton’un o günlerden bugünlere gelene değin ne kadar genel fotoğrafı çekilmişse, artık o otele hep o açıdan bakılacak, o fotoğraflar hep o aynı kadrajdan çekilecektir.

‘Fotoğrafçı çok belirleyendi’ diye anıyor o günleri Karadağ. ‘Eskiden grafikerler, sanat yönetmenleri bize bağlıydı’ diyor ve ekliyor: ‘Dijitalin bir kabahati yok. Dijital kolayladı işi ama zor olan hala fikir!’ diye tanımlıyor günümüzü; ‘Fotoğrafçı gerçek kimliğini şimdi buluyor’ diye de ekliyor.

Çerkes Karadağ

İlk gençliğinizde öyküler yazdığınızı, ayrıca kurmuş olduğunuz tiyatro grubuyla Halk Evi’nde oyunlar oynadığınızı, resim ve grafik sanatları eğitimi aldığınızı biliyoruz. Bu kadar farklı uğraşlarınızdan sonra fotoğraf sanatında karar kılmanızdaki başlıca etkenler nelerdir?

Gerçekten de fotoğraf sanatına yönelinceye kadar farklı sanat dallarıyla ilgilenmemin büyük yararlarını gördüm. Kanımca hiçbir sanatçı bağımsız ve bütünlüklü bir çabanın içinde olamaz. Etkilendiği, yakın durduğu veya yedeklediği bir yaratıcılık alanıyla daha fazla ilgili olmuştur. Ben, plastik sanatların tümünün emek vererek ve imge bütünlüğü sağlamak suretiyle oluştuğunu düşünüyorum. Özgün teknikleri ayrı tutarsak, kanımca tüm plastik sanatlar aynı hedefi dile getirmeye çalışırlar. Zaman zaman alan değiştirmek, bir sanatçıyı yaratıcılıktan uzaklaştırmaz, aksine onu daha fazla seçenekle yüz yüze getirir. Öte yandan fotoğraf dışındaki sanatlarda taklit ve öykünmenin açık bir seçenek gibi görünmesi, fotoğrafın gerçekle olan ilişkisi karşısında bir tezat gibi görünse de, nesnel gerçekle kurduğum bağ beni fotoğraf sanatı alanında daha verimli çalışma yapmaya teşvik etmiştir. Elbette sanat, sanatçının doğaya bir öykünme yoludur. Aslında fotoğrafçı da, birçok sanatçıdan daha fazla doğaya öykünmektedir. Bu yüzden gerçeğin inandırıcılığı ile var olan olguların nesnelliği, fotoğrafı tüm sanatlardan daha çekici ve inandırıcı bir noktaya taşımıştır. Bu da fotoğrafı tercih etmemi sağlayan etmenlerin en başında gelmektedir.

Çerkes Karadağ

Sanat sizce bir meslek midir? Profesyonel sanat yaşamınız sizi tatmin ediyor mu? Açıklar mısınız?

Sanatın bir meslek olduğunu savlamak çetrefilli bir durumu da dile getirmek demektir. Bu, sanatçının durduğu yere, zamana, zemine ve ülke koşullarına göre değişmektedir. Yanılmıyorsam eğer, sorunuzdan profesyonel sanatı kastettiğinizi anlamak gerekir. Kuşkusuz tüm meslekler gibi sanatın da bir iş alanı olduğunu biliyor olsak da, asıl, sanat profesyonel bir iş olmadığı sürece hiçbir gelişme gösteremez. Çünkü profesyonel bakış, aynı zamanda sanatçının tüm zamanını sanatsal yaratıcılığa ayırması demektir. Gelişmiş ülkelerde sanat bir geçim yolu olarak görülmektedir. Bu da iyi-kötü eser arasında farklılaşmaları ortaya çıkarmış, sanat ancak bundan sonra gelişmesini daha ilerilere taşıyabilmiştir. Doğaldır ki, Sanatçı ancak tüm çabasını sanata ayırabildiği sürece başarılı olabilir. Aksi taktirde sanatın boş zaman uğraşı olduğunu söylemek pekala mümkündür. Oysa sanatçının sanatsal çalışmalarının hiçbir boşluk kabul etmeyen ve süreklilik gösteren bir seyir takip etmesi gerekir. Aynı zamanda zenaat gibi işçiliğe dayalı olan bir aktivite olmayı da…

Son yıllarda fotoğraf alanındaki hızlı gelişmeleri ve buna bağlı olarak baş gösteren yaygın ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fotoğraf sadece son yıllarda dikkatimizi çeken bir uğraş olmamıştır, bu ilginin başlangıcı keşfedildiği dönemlere kadar uzanır. Bundan şunu anlamak gerekir. Fotoğraf aynı zamanda kolektif ilgi çekmeyi başarabilen bir ifade yoludur. Herhalde kastettiğiniz şey, dijital teknolojilerinin yaygınlaşması karşısında görüntü araçlarının kazandığı etkinlik olsa gerek… Bugün aslında söz konusu olan, gelişen fotoğrafın değil, -belki yeniden adlandırmak gerekecektir- çeşitlenen görüntü üretiminin yarattığı kaostur. Çünkü optik göz, artık sadece fotoğraf makinasına özgü bir tercih olmaktan çıkmıştır. Trafik lambası, cep telefonu, bilgisayar, kapı zili vb gibi araç gereçler de görüntü elde edebilecek becerilere sahip kılınmıştır. Sanat fotoğrafı, üzerinde durup düşünülen ve bir fikrin sanatçının potasında anlam bulan bir an’ın gerçekliğinde vücut bulmasıdır. Buna sanatsal bakışımızı, öneri ve saptamalarımızı, etik ve varlıksal gerekçelerimizi de dahil edersek, artık fotoğraf salt bir tespit yolu olmamış, doğrudan sanatsal ve düşünsel bir dil olmaya başlamıştır. Bu bakımdan sanatsal fotoğraf tanıklıktan çok, edebiyat, felsefe ve resim sanatı ile yakın ilişki içinde bulunmaktadır. Teknolojik gelişmelerin günümüzde fotoğrafın niceliksel artışı konusunda bir gelişme sağladığı açıktır. Ancak fotoğrafın niteliksel gelişimi, teknolojiden ziyade sanatçıyla ilişkili bir konu olarak görülmesi gerekir. Bu nedenle gerekli-gereksiz veya anlamlı-anlamsız her görüntünün fotoğraf olarak görülmesinin bizi yanlış hedeflere götürebileceğini söylemek mümkün. Çünkü teknolojinin yaratıcılığı geliştirdiği ne kadar doğruysa, sanatı geliştirdiği de aynı oranda yanlıştır.

Çerkes Karadağ

Bir sanatçı olarak sizi ve fotoğraflarınızı farklı kılan şeyler nelerdir? Çerkes Karadağ fotoğrafına ve kuramsal bakışına nasıl bakmamız gerekir?

Beni ve sanatsal çalışmalarımı farklı kılan şeyleri bizzat benim dile getirmem çok uygun olmaz. Kaldı ki, hiçbir zaman bir farklılık çabası içinde olmadığımı da ayrıca belirtmem gerekir. Sanat yaşamım boyunca gerçeklik, estetik ve sadelik hedefinden hiçbir şekilde vazgeçmediğimi söyleyebilirim. Ayrıca ışık üzerinde mutlak bir hakimiyet kurma isteğimden de… 1970’lerin başında fotoğraf çekmeye başladığımda büyük bir kuramsal bilgi boşluğunun farkına çabuk varmıştım. Bir sanat olan fotoğrafın estetik dili ve sanat felsefesi konusunda ciddi bir açlık duyuyor, bulabildiğim her makaleyi okumaya çalışıyordum. Zamanla bu konuda hatırı sayılır bir donanıma sahip olmaya başladım. Bu birikimlerim beni bugün yayınlanmış 6, henüz yayınlanmamış 4 adet kuramsal kitaba, onlarca makaleye ve anımsamadığım sayıda konferansa taşıdı. Sonuçta bir külliyat oluşturacak kadar yazılı kaynağa kavuştum. Öte yandan sanat yapmaktan da hiçbir biçimde kopmadım. Yayınlanmış altı albümün yanı sıra, yayınlanacak olanları da göz önüne aldığımda, bu süreçte büyük bir birikimine sahip olmuşum. Ayrıca, yeri gelmişken şunları da belirtmek istiyorum. Yaygınlık kazanan fotoğrafı sanatsal amaçlı değil, daha çok büyük patlama gösteren hobi amaçlı arayışlar olarak görebiliriz. Dernekler, internet siteleri, dergiler ve etkinlikler bu heyecanları –ya da hezeyanları- pompalayan veya kışkırtan bir misyon üstlenmişlerdir. Oysa sanatın alanı her zaman sığ kulvarlarla doludur ve bu güçlükler nitelik arayışları üzerine kurulmuştur. Kendimi fotoğraftan ziyade, sanat fotoğrafında öne çıkan bir tercihle şekillenmiş biri olarak görürüm. Bu denli fazla kuramsal metin yazmaktaki amacım, fotoğrafın sıradan yüzünü görmek istemeyenlere bir ışık sunmaktır. Aksi halde görüntü üretimini günümüzün rutinleşmiş ve anlamsız eylemlerinden biri olmaktan kurtaramayız. Çerkes Karadağ fotoğraflarının düşünsel ve estetik şekillenişini onun yaşam deneyimleriyle zenginleşen başlı başına bir öykü olarak görmek gerekir. Öte yandan fotoğraflarımın hiçbirinin toplumun sosyal dokusundan, geçmişinden ve gelecek fikrinden uzak kalmadığını da ayrıca belirtmem gerek. Amacım, her zaman politik duruşu olan, fakat sloganlaşma tuzağına düşmeyen ajitatif bir görüntüyü sanata taşımak olmuştur.

Çerkes Karadağ

Türkiye’de ve dünyada çalışmalarını beğendiğiniz, takip ettiğiniz sanatçılar kimlerdir?

Kuşkusuz Türkiye’de ve dünyadaki başarılı tüm fotoğrafçıları 1970’lerin başından itibaren takip etmeye çalışıyorum. Hatta birçoğu ile 80’li yıllarda aynı uluslararası sergilerde yer aldım. O tarihlerde hayranlıkla izlediğim Christian Vogt, Yousuf Karsh, Edward Weston, David Hamilton ve Ara Güler gibi usta fotoğrafçıları ne yazık ki bugün aynı beğeniyle izleyemiyorum. Çünkü zamanla sanat yapıtı konusunda beğenilerim bir hayli değişti, çeşitlendi ve aynı oranda kendi yapıtlarım da çoğalmaya başladı. Bugün beni büyüleyen az sanatçıyla karşılaştığımı söylesem çok yanlış olmayacak.

Albümlerinizde genellikle insanları öne çıkardığınız görülüyor. Balerinler, nü’ler, anadolu insanları, sanatçı portreleri… Fotoğraflarınızda insanların ağırlıkla yer bulmasının özel bir nedeni var mı?

Fotoğraflarımda insanlara ilişkin gerçekliklerin fazlaca yer alması boşuna olmamıştır. Çünkü bu benim dünya görüşümden ve her şeyden önce tanık olduğum etkileyici bazı olaylardan kaynaklanmaktadır. Örneğin nü fotoğraflarımın çıkış nedeni 1974’te CHP-MSP iktidarı döneminde modelli sanat eğitiminden koparılmamızdır. Balerinler ise, onları “fahişe” olarak adlandıran dönemin bir bakanına karşı bir duruştur. Tanıdığım Yüzler, Türkiye’nin neredeyse düşmanlarıyla eşdeğer gördüğü sol aydın ve sanatçıları, Büyülü Prag albümü de birer öcü gösterilen sosyalist toplumlar hakkında görsel bir tanıklığın izleri olarak görebiliriz. Örnekler çoğaltılabilir elbette. Kaldı ki yeni albümlerimde de bu tavrımı sürdürmek istiyorum. Fotoğraflarımda insanların fazlaca yer bulmasında bir sanat olarak bizzat fotoğrafın da rolü büyük olmuştur. Çünkü fotoğrafın gerçek ile olan doğrudan temasında, her zaman insan unsurunun önemli bir yer kapladığını görürüz. Fotoğraflarımda insanlara yalnızca bir sanat nesnesi olarak yer vermek istemedim, onlar aynı zamanda yaşam çevremin tanıdık insanlarıdır. Hem de tarihin bir kesitinde bir arada yaşadığımızı kanıtlayan yüzler.

Çerkes Karadağ

Günümüzde fotoğraf üzerinde artık her tür manipülasyonun yapıldığını biliyoruz. Bu da görüntülere duyduğumuz güveni sarsıyor. Bu amaçla dijital manipülasyonu nasıl değerlendiriyorsunuz ve fotoğraf gerçekliği konusunda bizi nasıl bir gelecek bekliyor?

Fotoğrafın yeni yüzü nesnel gerçeğe açık değil, bunun yerine değiştirilebilir, gerçekdışı ve müdahale edilmiş bir bakışa dönüktür. Bunun fotoğrafın geleneksel niteliklerini kökten değiştirdiği gün gibi açık. Fotoğrafın uzun süre inandırıcılığa bir yanıt olduğunu göz önüne aldığımızda, günümüz fotoğrafında anlamın yalan üzerine kurulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Oysa fotoğraf hiçbir dönemde yalan söylememiştir, kanımca insanlar inandıklarına bir kanıt olsun diye fotoğrafa bu rolü yüklemişlerdir. Fotoğraf değiştiren ve dönüştüren bir araçtır. Bu dönüşümü görüntünün anlamı üzerinde de başarabilmektedir. Fotoğrafı eğer bir inandırıcılık yolu olarak görmek istiyorsak, yeni fotoğraf (dijital) bunu olumlayarak zaten hakkıyla başarmaktadır. Ancak bunu fotoğrafın gerçeğe olan bağlılığını bertaraf ederek… Çünkü gerçek, ancak fotoğrafçının hiçbir şekilde müdahale etmediği fotoğraflarla mümkün kılınabilir. Oysa dijital fotoğraflarda hiçbir gerçek, fotoğrafa yansıyan suretiyle örtüşmemektedir. Buna göre, günümüz iletişim ortamında fotoğrafı gerçeğin bir sureti olarak görmek çok yanlış olacaktır. Fotoğrafı galiba ancak gerçeğe dönük yüzüyle ve onun müdahale edilen bir araç olduğunu kavramakla anlayabiliriz. Aksi halde medya organlarından sunulan sonsuz sayıdaki enformatik görüntüyü gerçek olarak kabul etmenin büyük bir kafa karışıklığına yol açacağı açıktır.

Çerkes Karadağ

Fotojurnalizmin yeniden gündeme geldiği bir dönemde, bu anlayışın ülkemizde ve dünyada nasıl bir geçerliliğinin olduğunu söyleyebiliriz?

Türkçe’de oldukça yaygın bir deyiş vardır: “Herkes gider Mersin’e, biz gideriz tersine…” Tam da bu konu için söylenmiş bir söz! Bilindiği gibi 1920’lerden itibaren bir anlayış olarak ortaya çıkan fotojurnalizmin, televizyonların yaygınlaştığı 1980’lere kadar etkin bir iletişim rolü oynadığını görüyoruz. Ayrıca fotoğrafın popüler bir alanı olan fotojurnalizmde, geçmişin önemli muhabirlerinin sanat düzeyine ulaşan çalışmaları da mevcuttur. Ne yazık ki 1980’lerden sonra haber-röportaj dergilerinin tek tek kapanmaya başlamasından itibaren, bana göre fotojurnalizm de tarihsel misyonunu doldurmuştur. Çünkü artık albümlerde ve sergi salonlarında topluma ulaşmaya çalışan fotojurnalistlerin başlangıç amaçlarından bir hayli uzaklaştığı gün gibi açıktır. Fotojurnalizmin en güçlü dilini basın ve yayın aracılığı ile duyurduğu 20. yy’da fotoğraf, sanattan ziyade bir haber materyali olarak etkili olmuştur. Oysa günümüz jurnalistlerinin neredeyse tümü, haber gerçeği ile sanat arasındaki uçurumda sıkışıp kalmışlardır. Haberin sanatsallaştırılmasının kanımca ne habere, ne de sanata bir katkı sağlamadığı çok açık görünüyor. Çünkü yeni jurnalizmin manüplasyondan beslendiğini ve fotojurnalizmin manifestosu sayılan “kritik an”dan bağını kopararak Photoshop efektlerine ve etkin dış müdahalelere teslim olduğunu görmek, “haber gerçeği” açısından kaygı verici bir gelişmedir. Yeniden başa dönersek fotojurnalizmin ruhu olan gerçeklik açısından baktığımızda, yeni fotojurnalizmin ne etkileme gücü kalmıştır, ne de gerçekle olan ilintisi inandırıcı görünmektedir.

Türkiye’de tanıtım fotoğrafçılığı sizce nasıl bir yerde bulunmaktadır? Türkiyenin turistik tanıtım kampanyalarını yeterli buluyor musunuz? Sizce eksiklikler nelerdir?

Tanıtım fotoğrafçılığımızın gelişmiş dünyayla aynı düzeyde olduğunu iddia edebilirim. Bu inancım, Türkiye’de özellikle 1970’lerden bu yana büyük bir deneyim birikiminin mevcut olmasından kaynaklanıyor. Ayrıca günümüz profesyonellerinin bu deneyimlerden çok iyi yararlandıkları anlıyoruz. Profesyonel fotoğrafçıların dijital teknolojilerden destek alarak özgün ve güzel işler ortaya koyduklarını görmek sevindirici. Ayrıca grafik sanatlardaki gelişmelerin ve elbette sanatçı fotoğrafçıların hatırı sayılır yol göstericiliğinin bu gelişmedeki rollerini de unutmamak gerekir.

Fotoğrafın öteki sanatlar içindeki yeri hakkında neler söyleyebilirsiniz? Sizce sanat fotoğrafı başlı başına bir tarz mıdır? Türkiye’de ve dünyada sanat fotoğrafı gereken değere kavuşmuş mudur?

Fotoğrafın günümüzde öteki sanatları tümüyle etki alanına aldığı açıkça görülmektedir. Sanat galerileri, etkinlikler, bienaller ve uluslararası sanat fuarları bunun örnekleriyle dopdoludur. Bunun birinci nedeni, yaygınlaşan tekniklerden yararlanmaya çalışan öteki sanatçılar. İkinci neden de, yeni gerçekliği esas alan bir sanat anlayışının ortaya çıkmaya başlaması. Fotoğrafın gerçeklik dili, kanımca şimdi daha etkin bir anlama kavuşmuş görünüyor. Çünkü 18. yy’ın ikinci yarısında resmin geleneksel rolünü değiştiren fotoğrafın, günümüzde artık resmin içine doğrudan taşındığı yeni bir sanat anlayışıyla yüz yüze bulunuyoruz. Fotoğraf imgesinin resmi köşeye sıkıştırdığına, hatta onun yerini almaya çalıştığına tanık oluyoruz. Sanat fotoğrafının bunların ötesinde fotoğraftan ve hatta resimden farklı bir kulvar izlediği açık. Sanat fotoğrafı, temelde imgeyi gerçekten koparmadan sanatın dinamikleriyle yoğurmaya çalışır. Bu bakımdan bir ucu nesnel gerçeğe, öteki ucu da resmin geleneksel verilerine açılır. Sanat fotoğrafında an’ın, anlatımın ve tanıklığın rolü pek yoktur. Fakat yaratılan anlamın ve gerçekliğin önemi çok büyüktür. Günümüzün dünyasında, fotoğraf sanatı ürünlerinin sanat borsalarında ve koleksiyoncular nezdinde büyük prim yaptığı görülüyor. Hatta çok zaman genç bir fotoğraf sanatçısının modernist dönem ressamlarından daha fazla fiyata satıldığına tanık oluruz.

Fotoğrafa yeni başlamış olanlara ya da kendini bu alanda geliştirmek isteyen ileri düzeye ulaşmış amatör fotoğrafçılara neler tavsiye edersiniz?

Sanatın yüksek kültür işi olduğunu dikkate aldığımızda, eğitimin ve düşünsel birikimin sanatçı adayı için ne denli önemli olduğu daha iyi görülecektir. Genç sanatçının uzun soluklu ve sabırlı olması gerekir. Ayrıca sanatsal bir birikimin kolayca elde edilemeyeceğini söylemek istiyorum. Sonuç olarak amatör bir sanatçının kameranın boyunduruğu altına girmemesi, aksine kameraya hükmetmesi gerektiğini söyleyebilirim.

Çerkes Karadağ Web Sitesi: www.cerkeskaradag.com

Kategori: yazı