Gayet yakışıklı küfür

Ali Riza Esin, 3 Eylül 2013 — 2 dk.

“Seviyesine inmek” diye bir tabir var. Biri, negatif bir durum karşısında normalde ondan beklenmeyecek, ona yakışmadığını düşündüğümüz, tarzı olmayan(!) bir davranış sergilerse, “(karşındakinin) seviyesine inme!” şeklinde uyarırız onu dostça — ya da sessiz kalsak bile uyarmak geçebilir içimizden.

Çoğu durumda haklı ve yerinde bir uyarıdır bu ve kötü niyete karşılık iyi niyeti, hamhalatlığa karşı efendiliği, kavgaya karşı barışı savunur. Elbette pozitif motivasyonludur. Ancak biraz evvel gayet sakin ve akıllı bildiğimiz birinin, aklını bir an için kaybetmiş olabileceği ihtimali üzerinden, davranışlarına sizin kadar isabetle sahip çıkmadığı gibi bir anlam da içerir.

O an, —sevdiğiniz, içten içe kayırdığınız biri için doğru olanın bu olduğu gibi size masum gelebilen bir dürtüyle de olsa— kendinizi öfkesini kontrol edebilen “iyi insan” konumuna yükseltmiş, uyarmak ihtiyacı duyduğunuz kişiyi ise öfkesini yenemeyen, “kötü insan” konumuna indirmiş olursunuz — işte, ister istemez. Seviyeden bahsederken…

Yine de “yakışıksız” olan onun davranışıdır…

“Hiç sana yakışıyor mu?”, “Şu yaptığın hiç yakışık aldı mı?”, “Bırak! Onun seviyesine inme!”

Oysa, size ne, değil mi?

Öfke de gayet insana dair, yerine ve hedefine göre gayet tutarlı bir davranış biçimi… İnsanlar öfkelenebilir. Öfkelenmelidirler de…

Demek istiyorum ki, “yakışıksız” dendiğinde birtakım yakışık normları referans alınır; hiçbir ilgisi olmayan dümbüklerle dümbükçe konuşmak o normlara methiyedir özünde, aşındırmaz.

Demek istiyorum ki, kimse kimsenin iyiliğini düşünmese, yine de herkes herkesin iyiliğini düşünmüş olurdu.

Bu saçma mı?

En çok takdir ettiğim veya yatıp kalkıp kritik ettiğim entelektüel insan figürlerinden biri değil Sevan Nişanyan ama bu yazı, geçenlerde kendisini aşağılamaya yeltenen dümbelek dümbüklerinden birine verdiği bir yanıt üzerine yazıldı. Küfür etmişti ve belki Allah tarafından, belki değil, bu kendisine yakıştıramadığımız davranışlardan biri de değildi. Yaşam hakkına kasteden açık şiddeti savuşturmaya da ancak öylesi yakışırdı diye geçti hemen aklımdan.

Küfrettirene de bir bakmak gerekiyor, öncelikle değilse bile aynı kaygı önceliğiyle. Eğer gerçekten “kendisinden beklenmeyeni” yapıyorsa bir insan, sizden beklenen o davranışını da kına(ma)maktır, en azından. O hakkı kendinizde görmemek ya da… Daha kolay!

Bu acayiplikler dünyasında yaşanan ikiyüzlülüklerin her türlüsünden arınmaya ihtiyaç var çünkü. Politik doğruculuk bunlardan bir tanesi. Kurumsallaşmış öfke kontrolü de bir diğeri ve daha oralara gelmediğimiz hiç bugünlerdeki kadar aşikâr olmamıştı.

Cümle hiçe saymaların karşısında —ve— hiçe sayılanların yanında ancak böyle durulur. Yüksek ateş bir semptomdu ya hani… Haklı öfkelenmelerin hararetini —sebebini ortadan kaldırmadan— düşürmek istemenin en az akılcılık kadar ödleklikle de ilgisi var.

Bırakın da öfkelenelim rahat rahat.

Kategori: yazı