Gelecek Program: Facebooklu Android bahtiyarlığı

Ali Riza Esin, 31 Mart 2013 — 2 dk.

Facebooklike

Facebook, teknoloji bloglarındaki davetiye resimleriyle yayılan bir habere göre, söylentileri bir süredir devam eden telefonunu tanıtmak için 4 Nisan’da bir toplantı hazırlığındaymış. Bunun Android işletim sistemi modifikasyonuyla Facebook yetenekleri genişletilmiş bir cihaz olduğu yazılıp çiziliyor.

Online medya yansımalarından:

“With deeper control of a modified operating system would come huge opportunities to collect data on its users. Facebook knows that who you SMS and call are important indicators of who your closest friends are. Its own version of Android could give it that info, which could be used to refine everything from what content you’re shown in the news feed to which friends faces are used in ads you see.”

Çalaklavye:

“…Facebook kimleri aradığınız ve SMS attığınızın yakın arkadaşlarınızın kimler olduğunu saptamakta önemli göstergeler olduğunu biliyor. Bu bilgiyi sunabilen kendine ait bir Android sürümü, News Feed’de hangi içerikle gösterileceğinizden tutun da baktığınız reklamlarda yararlanılan arkadaş görüntülerine varana kadar her şeyi iyileştirmekte kullanılabilir.”

Eğlenceli görünüyor.

Ama öyle olmayabilir de… Çünkü bu tam da fi tarihli “Soru şu: Google mı yoksa Apple mı daha Big Brother?” yazımda anlatmaya çalıştığım duruma denk düşüyor —Google-vasıtasıyla-Facebook farkıyla. Buradaki biraderlerden Apple’ın, kişisel verilerin gizliliği söz konusu olduğunda üçüncü şahıs uygulamalarla sınırlı bir titizlik çabası gösterdiğini biliyoruz —ve Google’ın göstermediğini de…

Son cümledeki bağlantıda işaret edilen hadisenin devamındaki gelişmeler

Kimilerine ucuz komplo teorileriymiş gibi gelen kaygılardan bazıları, bazı sistemlerin nasıl işlediği bilen başkalarına (ben gibi hıyarlara?) hiç de öyle gelmeyebilir — özellikle gizli-saklı zannedilen anlı şanlı olanlarının nasıl delik deşik edildiği ortadayken. O sırça köşkleri yerle yeksan eden hareketlerin bazıları salt bunu gözler önüne serdikleri için bile önemli sayılmalı.

Sayılıyor da zaten…

Sıradan enayiliklerle palazlanmış şehir komiklerinin yaydıra yaydıra dalgasını geçtiği ve böylece git gide normalleştirmeye işleyen “Sen kimsin ki seni gözetlesinler…” mantığı, toplamda kişisel verilerin gizliliği ülküsünü (ilkesi var mı hâlâ?) kollamaya yaramıyor herhalde — işin bu tarafını umursamayanlar bir yana… (Bir şeyi umursamamak dahi bir ön farkındalık ister.)

Ne mal olduğunu bilmesi insanın, gerçekte ne kadar mal olduğunu anlamasıyla başlayan bir bilme hâli…

Ahmet İnam “hıyarlığını fark etmek” derken kastettiği buydu belki de.

Ve Sırça Köşk hikâyesinde Sabahattin Ali,

“Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?” derken…

Olmaz mı hiç! :)

Kategori: yazı