Halka açık devlet vs halkından korkan devlet

Ali Riza Esin, 5 Ağustos 2013 — 6 dk.

20130805-195352.jpg

Başlığa “halka açık devlet, versus…” yazdıktan sonra “halkından korkan devlet” demek, elmayla armut karşılaştırması gibi gelmesin; “halka kapalı devlet” diye bir şey mümkün mü?.. Halka kapalı park gibi… Ha, yaşanan absürdlükler gösterdi ki mümkünmüş gibi de sanki ama halka kapalı devlet mantıksızlığının hemen bir adım gerisinde duran şeyin, çünkü-eşeğin-zikinden-dolayı korkusunun, o suçluluk kompleksinin yeri tam orası.

Başta ABD olmak üzere, devletlerin vatandaşlarını terörden ve her türlü kötülükten(!) korumak gerekçesiyle (bahanesiyle) insanları —dünya çapında yaygın sistemlerden veri aktarımı ve depolaması yoluyla— gözetlediği gerçeği, bir Amerikan vatandaşının bu gerçeği sadece vicdanına ve Amerikan yasalarına, uluslararası insan hakları sözleşmesine1 dayanarak açığa vurmasını takip eden günlerde tüm dünyada tartışılan en önemli konu haline geldi.

Bu Orwell’e rahmet okutan gözetleme konusu sansürden çok daha tehlikeliydi, çünkü suçu önleme bahanesiyle insana hizmet edermiş gibi görünen kurumların selamet ve çıkarlarına öncelik tanıyarak, aslında insanların güvenliğine karşı kıyas kabul etmez büyüklükte sinsi bir tehdit oluşturuyordu.2

Bizler Türkiye’de Gezi Parkı direnişini konuşurken dünya bu olayla çalkalanmaktaydı. Daha sonra Edward Snowden’in, kendisine Rusya’da geçici siyasi sığınmacı statüsü tanınmadan önce barınmak durumunda kaldığı Moskova havaalanlarının birindeki transit bölümünden yaptığı açıklamasını izledik.3 İlk sözleri şuydu:

“Merhaba. İsmim Ed Snowden. Bir ayı biraz aşkın bir süre önce, ailem, cennette bir evim ve gayet konforlu bir hayatım vardı. Ayrıca herhangi bir arama emri olmaksızın tüm iletişiminize el koymak ve okumak yeteneğine sahiptim. Ne zaman olursa olsun herhangi birinin iletişimini… Bu insanların kaderini değiştirebilecek bir güçtür.”

Bakınız John F. Kennedy ne demişti, katledilmeden önce…

“We are not afraid to entrust the American people with unpleasant facts, foreign ideas, alien philosophies, and competitive values. For a nation that is afraid to let its people judge the truth and falsehood in an open market is a nation that is afraid of its people.”

Bakın Bradley Manning, Edward Snowden meselelerine, bakın “kahrolsun bağzı şeyler” temalı hadiselere… ve halkına karşı örgütlenmiş devletin ne menem bir şey olduğunu görün. Hani, adeta bugünleri (de) tarif eden sözleriyle andığımız Kennedy’yi kimlerin hangi amaçla öldürdüğünü bilmek için komplo teorileri üzerinden dolanıp gelmek ya da bir Oliver Stone olmak gerekmiyor.

Kennedy cümlelerindeki Falsehood sözcüğü, öyle okunup geçilecek bir sözcük değil. Bu devir devranın nasıl olup da bu kadar kolay döndüğüyle göbeğinden ilgili başka bir sözü, Samuel Johnson’ın bir sözünü hatırlayalım:

“Gerçeğe karşı ilgisizlik, dünyada epeyce yalan dolan olduğuna dair kandırmacadan çok daha büyük.”4

Fenerbahçeli Samuel Johnson değil; yazar, şair Samuel Johnson

Devletin olmadığı yerde sahtekârlıkların da dışlanabildiğini, gerçekte her şeyin ne kadar ahenkli yürüyebileceğini (de) gösterdi herkese Gezi Parkı deneyimi. Sokaklar şahittir buna.

Bizleri “Halkından korkan devletlerin halkından gizlediği bir şeyler de vardır mutlaka…” fikrini yürütmekten alıkoyan neydi sahi? Mantıklı ya da verili bir sebep?..

Gayet meşru açık devlet taleplerinin tosladığı duvardır bu. Açık devlete mukabil yurttaşların kişisel mahremiyetlerinin korunması ilkesiyle çelişen kendini-savunmacı devlet pratikleri… “Kamu düzenini ihlal edici sonuçlar doğurmak” filan gibi aslında o kayıtsız şartsız halk egemenliğine değil, iktidar dayatmacılığının mutlak kılınmasına, kendi yasalarını kendi çiğneyen heyetlerin, bariz gayrimeşrulukların arkasında arsızlıkla durabilen iktidarların egemenliğine işleyen acayip gerekçeler ve o kadük gerekçeler üzerine bina etmeye çalışılan adalet katliamları… Kamera görüntülerine bilhassa girmeyen ölü noktalarda işlenen suçlar… olmadı duruma göre pozisyonunu kafasına estiği gibi yeniden ayarlamak, kameraların… Gerçekler karşısında halkın başını öte yana çevirmek, resmen — ve bunu güdümlü, anal akım medyayla da pekiştirmek…

Kişisel mahremiyetin korunması, gözetilmesi falan derken gözetlemeyi mi anlıyorduk yoksa?..

“Ergenekon”la ilgili açıklanan mahkeme kararlarını şöyle özetliyordu bugün Berxwedan Yaruk:

“Eski devletin yeni devlete karşı işlediği suçlara müebbet. Her iki devletin de halka karşı işlediği suçlar beraat.”5

Tam bu noktadayız.

Bu noktadan sonrası ise insanların şimdiye kadar çektiği acılardan daha fazlasına gebe… Yarın, dünden daha karanlık görünüyor. Bunu da söyleyen ben değilim — izliyoruz, okuyoruz muhtelif kaynaklardaki sözü dinlenir kimselerin yorumlarından. Mesela, şu Bruce Sterling’in Snowden, Assange ve NSA’dan bahseden son yazısından:

“Geçmiş zaman, 2010’da daha ortada fol yok yumurta yokken, Wikileaks ve onun Cablegate skandalı hakkında bir şeyler yazmam istendi benden. Ben de bazı şeylerin bana nasıl ürkütücü, nasıl acı göründüğüne dair epey karamsar bir tablo çizen, biraz ağır ve antik Yunan tragedyalarını andıran bir makale yazdım. O 2010 makalesinde, hadiselerin iyiye gitmek şöyle dursun, daha da kötüleşeceği tahmininde bulundum. Gerçekten de hadiseler şu anda eskisinden çok ama çok daha kötü durumda. Cablegate’le olduğundan çok daha berbat.”6

Sterling’in yazısı bu paragrafla başlıyordu ve şu cümleyle de bitiyor:

“And there’s more coming. Lots, lots more.”

ABD’de Amerikan askerlerinin Irak kepazeliklerini ortaya koyan Manning’in bir daha gün yüzü görmeyeceğini garantileyen(!) sürelere tekabül eden hapis cezasının hemen ardından, bugün Ergenekon üyesi olmak gibi gerçekte olmayan7 suçlamalarla tecelli eden(!) —aleni hukuk ihlallerine karşı uyanık kalabilenlerin vicdanına ve aklıselime göre— adalet yamultmalarının aynı zamanlara denk gelmesi, talihin bir cilvesi değilse tarihin bir dürtüklemesi mi?..

Her şey daha kötüsüne doğru gidiyor, evet. Birileri çıkıp bu gidişata “Artık yeter ulan zebani bozuntuları!” demediği —ya da demeye devam etmediği— sürece… demek gerek ve “demokratik yollarla”, diye de eklemeliyim. Çünkü dün “komünizm bu kış gelecek” diyenler bugün “darbe” deyip duruyor, akılları sıra… Kafaları başkasına basmadığından değil, işlerine öyle geliyor,

başlarına gelecekleri biliyorlar çünkü.

“The winter is…”

  1. “It is also a serious violation of the law. The 4th and 5th Amendments to the Constitution of my country, Article 12 of the Universal Declaration of Human Rights, and numerous statutes and treaties forbid such systems of massive, pervasive surveillance.” —Edward Snowden ↩︎
  2. The Public-Private Surveillance Partnership, Bruce Schneier, Bloomberg ↩︎
  3. Edward Snowden statement: ‘It was the right thing to do and I have no regrets’, Guardian ↩︎
  4. Ben öyle çevirdim; sözün orijinali şudur: “It is more from carelessness about truth than from intentionally lying that there is so much falsehood in the world.” —Samuel Johnson ↩︎
  5. Berxwedan Yaruk, Tweet bağlantısı ↩︎
  6. The Ecuadorian Library, Bruce Sterling, Medium ↩︎
  7. Jenkins: Ergenekon otoriterliğin temelini attı, Radikal ↩︎
Kategori: yazı

Bir yorum yaz