Hayat tarzına müdahale…

Ali Riza Esin, 30 Eylül 2012 — 1 dk.

Sigara ve alkollü içeceklere getirilen yüzde bin beş yüzlük vergi artışlarını, büyük şehirlerin sonradan türeyen banliyölerindeki marketlerde “bira” satılmamasını, tek lüksü(!) ayağını yerden kesmek olabilmiş vatandaşların cebindeki paraya ortak çıkarak, “iletişim vergisi” gibi ismiyle bile özgürlükler adına bir garabet şeklinde sırıtan uygulamalardan vazgeçmeyerek yürütülen bütçeyi saymazsak, Türkiye’de kimsenin “hayat tarzına” müdahale edilmiyor.

“Bundan sonra da müdahale edilmeyecek!” lafına taktım ben asıl. Hayat tarzına… “Eyvah!” dedim…

Beyoğlu’nun, İstiklâl Caddesi ve çevresinin, çok değil, bundan üç-dört yıl önceki haliyle şimdiki halini kıyaslamak bile, Türkiye’de nelerin nasıl ve hangi amaçla “değiştirildiğini” anlatmaya yeter.

Anlayan çok güzel anlıyor neyin ne olduğunu ve bilinsin ki, kimse yemiyor bu sözde hoş özde boş demokrasi ağızlarını.

Türkiye’de Türkiye’nin yarısının işbaşına getirdiği bir iktidarın diğer yarısına karşı yürütmeye devam ettiği bir tahakküm var. “İktidar”, gününü bekleyenlerin günleri geldiğinde neyle ilgiliyse gazları—garezleri, ertesi gün havalandırdıkları bir tür nöbet yeri. Ağır ağır, yedire yedire, gerekirse… Bu durum sadece bu iktidara has bir durum da değil. Yabancısı değiliz.

Yabancıladığımız ve yabancılamaya da hep devam edeceğimiz şey, insanların yüzüne baka baka yalan söylemek. Hangi amaca hizmet ederse etsin en büyük ahlâksızlık budur —nihayetinde hangi “ulvî çıkar” ve “oyun” uğruna olursa olsun.

“Ulvî” ve “çıkar” kelimelerini yan yana kullanmak bile büyük bir hata esasen. Aslına bakılırsa…

Olmayınca olmuyor, bakınız.

Kategori: yazı