Hayırlı işler

Ali Riza Esin, 11 Kasım 2011 — 4 dk.

Dodge this.

Bu yazımızla da belki yine kendi yel değirmenlerimizi kendimiz inşa etmek suretiyle —kendimiz yarattık da demeden elbette— ve hiç çekinmeden saldırabilme serbestisini veriyoruz kendi kendimize sevgili seyirciler; kanatlarına kanatlarına…

Bizatihi ben ve kendim. Biz derken…

Yukarıdaki fotoğrafın yazıyla doğrudan bir ilişkisi yok, onu hemen belirtmiş olayım baştan. Amerikan arabalarını pek sevmem.

Olsun ama, dursun o öyle “orda”, dolaylı ilişkisini beğenip de koyduğumun markası…

Bunun eserekli ve zengin durması lazım. Yazının… Büyük laflar içeren, didaktik bir yazımızdır bu da en nihayetinde. Ve illa ki ironiktir! Veya öyle görünmeli. Öyle olması gerekmez ya da. Bu opsiyonel tamamen.

Yazım, dürüst görünümlü —herhangi— bir şahinimsi insanın “sıradan” bir davranışı üzerine… Üstünden üstünden… Fazla köpürtmeden…

Sonra değişebilir. Şimdisi şöyle…

İnsanları enayi yerine koymak (buna kalkışmak, bunu başarmak veya öyle zannetmek) yine insanlara mahsus bir davranış (veya oluş) biçimi.

Ama o işin motivasyonunu bilen, “gören göze” yine de komik, zıt yönde.

Büyük zavallılık…

Büyüklük ve zavallılık anlamları anlamında yan yana doğru olmuyor gibi ama “çok zavallılık” da diyemiyoruz “burda” maalesef. “Büyüklüğün” boyu değil, işlevi önemli “burda”; öyle düşünürsek… Kendisinden sonra gelen zavallılığın anlamını büyüten bir işlevi varmış gibi sanki… Öyle gibi…

Ha, “çok zavallıca” da olabilir bakınız. Böyle olsun.

Çok zavallıca…

İnsanları enayi yerine koymak…

İnsanın buna kendisini de katabiliyor olması durumu değiştirmiyor. Toplamı aynı sonucu veriyor. Bakınız, hani ilk salaklık…

Peki, gören göz?

O her yerde… Bilmeyenlere biraz daha bakınmalarını, çözdüklerini, bulduklarını, bitirdiklerini sandıkları her şeyi yeniden bir gözden geçirmelerini salık veririm; ama en hiçbir şey bilmeyen, en sezgisiz, en süzgün ve en poker bakışlı, —en sazan halimle. Bu çekinserlik vurgusu işe yararmış veya yaramazmış, hiç önemli değil. Bakınız, yine ilk salaklık…

Geçici kazançlar, geçici hevesler…

Bırakınız yapsınlar, bırakınız ş’apsınlar… Bırakınız n’apsınlar?..

Üç kuruşluk (veya beş, veya on…) menfaat uğruna kaybedecekleri şeyleri satabilenlerin, —hiç merak edilmesin— başkalarına verebilecekleri şeyleri de yoktur. Var görünenlerse tamamen sahtedir ve aslı kimbilir kime satılmıştır ilkin; eğer aradığınız şey bir “cevherse” gerçekten ve bunu umursuyorsanız. Yoksa önemsiz zaten, evet.

Cevher yerini tutabilecek başka bir “şey” ya da… Yenilir yutulur bir şey olmasa da o ve her neyse işte.

Bu çok temel bir “beklenti yönetimi” konusudur. Herkesin hesabı kendisinde saklı.

Hesabî olmayan özel veya tüzel kişiliklerin ise kendi bünyelerinin haricindekilerle yürüttükleri ilişkiler yumağıdır diyelim; artısız, eksisiz, beklentisiz; olumlu veya olumsuz sonuçlarıyla hür ve serseri, —mutlaka kendi başına buyruk. Ve o haliyle herkes için mutlaka “daha” faydalı…

Ve bir parantez paragraf daha… Daha küçük parantezlerle süslü, tam bir “Inception” (bu filmin en çok iç içe geçmiş “timeline”ların mekaniğini sana bana kolay anlatan yanını sevmişimdir) tarzı.

Siz (okur kişisi, bu yazıyı okuyan) öylesiniz diye değil veya siz de öyle olmayın diye değil, (bana ne!) sadece söze sizi de katmakla (edilgen cümle kurmakla ilgili de olmuyor) konuyu daha doğrudan demek istemekli bir ifadeyle yazıyorum ki;

ne iş “yaparsanız yapın”, kendinizi, “kendiliğindenliğinizi” kiralamayın bile, bırakın satmayı…

“Yapmaklar” niye tırnak içinde? Aslında yapmalarımızı kiralıyoruz ya da satıyoruz çünkü. Diğerine ise, —kendinize— siz kendi kendinizi kendiniz teslim etmediğiniz sürece kimsenin gücü yetmeyecektir. Yetmez. Gerekmiyor ki zaten.

“Kepi kaybetmiş” olursunuz yoksa. Aynı kep takılamaz bir daha, ayazda kalacaktır hep, bir yerler; örtmekle de kapanmaz, sadece siz biliyor olsanız bile —ki başa gelebileceklerin en kötüsü budur.

Bu mutlaka “para” karşılığı yapılan bir alışveriş olarak anlaşılmamalı. Öyle de olmuyor çoğu zaman zaten. “Menfaatin” mezhebi çok daha geniş paradan.

“Çıkar” daha yenisi… Böyle diyelim en iyisi.

Çıkar…

Bunu —böyle davranmayı— sonunda kendini “pahalıya satmak” olarak almanın ise bir bedeli yok elbette. Serbest… Öyle düşünmek bedava. Ve ancak öyle olmakla satın alanları da çıkabilir bunun. Piyasa oldukça hareketli çünkü ve her malın, her bedelin bir alıcısı var.

Bol kârlar, güzel kazançlar dilerim kendilerine.

Hayırlı işler…

Bir yazıya yazanının ifade ettiği iddiasıyla ortaya serdiğinden farklı anlamlar biçilmesi oldukça doğal. Yine de kimin ne ödediğini bir an için aklımızdan çıkarır ve bedel dediğimiz şeyi de bir sabite bağlamadan kavramak istersek… Bedava bazen daha pahalı.

Özet tekrarla; siz siz olun, siz olun; aslınız olun ve hep öyle kalın.

Yoksa bakınız, hani ilk…

Kategori: yazı