İç İçelik

Ali Riza Esin, 20 Mart 2008 — 2 dk.

Sevgi

Boyut ve algı…

Bu iki kelime zamanın ve hayatın anlamını arama yoluna çıkanların öncelikle üzerinde düşünmesi gereken kavramlardır. Öncelikle reddedilmesi gerekenlerdir aslında. Aksi durumda boyut ve algı tenis oynar sizinle —buradaki ‘siz’, ‘top’ olarak algılanmalı.

Normal algılama yöntemlerimizle bakıldığı sürece hayata, bir köpekten de bir lamadan da daha az şansa sahibiz. Hatta bir böcekten bile daha az. Çünkü evrimin efendi kılmasından itibaren doğanın dürtüklemeleri işlemez olmuş insana. Mevcut algı mekanizmalarımızı tetikleyen fiziksel duyular, hayatı sürdürebilmeye yarayan araçlardır; yaşamamız gerektiği gibi yaşamamızı sağlayan şeyler değil. Zırh kaplanmışız aklımızca, sonra sonra birbirimizin gözünü bağlamışız ve uygarlık doğmuş; aslında kör döğüşü.

Bilim de kendini bağlar ya zaten; duymadığını, görmediğini yok sayar ve insanın içine ve aslında evrene ‘ineceği’ yerde insanı insana kırdıran araçları satmak için işletilir düzen, ben atoma atom demem atomdan bomba yapmamışsam eğer dediğine şahidiz hepimiz ki önce havayla bir olmuşlara sormak gerek bir de bunu; ‘göz’ ardı edilenlere…

Tropik adadan uzaklaşmaya çalıştıkça gücünüzü tüketen, adanın etrafını çevreleyen şiddetli dalgalardır ki ötesindeki dinginliğe varabilirseniz ancak yol almaya başlarsınız. Algılama şeklinizi, öğretilenleri, güdülenmelerinizi bir tarafa koymadığınız sürece, mesafeler ve mesafesizlik konusunda mesafe kat etmek mümkün değildir. Herşey sizde gizli aslında, açığa çıkmak için can atar bir hali de yok üstelik.

İç içe herşey; birbirinin içinde. Evren ve atom, evren ve atom hakkında biliyor olduklarımızdan daha küçüğü ve daha azametlisi; birbirini modellemekte görülebilen şekliyle bile. İki uç diye birşey yok. Başı ucuyla aynı herşeyin. Öte, beri aynı. Ezel ebedle birleşir der Mevlana. Tanrı içimizde der çoğu bilge, kutsallarımız bile. Tanrı sensin der; daha ileri gidebilenleri Tanrı’yı öldürerek algı kapımızı zorlar.

Her şey birbirini doğuruyor. Renkler beyazdan, karanlık ışıktan doğuyor. Güneş doğumuzdan doğuyor ‘yere’ bastığımız için, doğu nereye göre doğu bir düşünsenize; var mı aslında bir mihenk noktası?

‘İç içelik’ diyorum ben buna.

Siz sevgi de diyebilirsiniz.

Kategori: yazı