İçinden okumanın faideleri

Ali Riza Esin, 24 Temmuz 2012 — 2 dk.

Biriyle konuşurken dikkatini iki dile birden vermek zorunda insan belki ama okurken yalnız.

Bir insan çok basit bir yazıyla, yazılı bir ifadeyle başbaşayken okuduğunu niye anlamaz? (Bir bilgi eksikliği ya da bir anlatım bozukluğu olmadığını varsayarak…)

Acaba okurken bile susmuyor olabilir mi?

Kendini sürekli meşgule almış, yorumcusu* durmaksızın işleyen bir insanın herhangi bir şeyi “anlaması” mümkün mü acaba?

“Üzerinde düşünülmeyen bir hayat, yaşanmaya değer bir hayat değil…”

Ta Sokrates zamanlarından beri…

Peki, bir şeyleri anlamadan, üzerinde düşünmek mümkün mü?.. “Bilmek” diyemiyorum, çünkü bilmenin bazısı anlamayı, anlamı açmayı (decode etmeyi), genişletmeyi (unzipping!), çoğaltmayı —dönüştürmeyi, değiştirmeyi, büyütmeyi— ilerlemeyi engelleyen bir unsur.

Dış seslerle minimum miktarda ilgileniyoruz çoğu zaman ve bunun farkında değiliz.

Farkında mıyız?

Cimriliği tarif ederken kullanılırdı; “o günahını bile vermez!” denirdi… Dikkatimizi bile çok görürken hayata, hayatın halihazırda yakalanmış unsurlarına…

—değil ki tutup günahımızı vermek onlara…

Okurken bile,

konuşmakla meşgulüz.

Akıl çelici şeylere kabahat buluyor, kolay yenilir yutulur şeylerin peşinde koşuyoruz. Arızayı kendimizde aramazken, o kolay yenilir yutulur şeylere yönelmeleri rasyonelize ediyoruz; ilkel cehalet yuvalarımıza açılan delikleri başka teknoloji arayışlarıyla yamamaya çabalıyoruz.

Belki de bu yüzdendir, okumuyoruz. Okumak istesek de okuyamıyoruz çünkü.

Durup dinlemek yerine, sürekli konuşmaktan…

Çok seslilikten… Çok seslilik denince ancak anlayabildiğimiz şeyden…

“Önce Kâmil Koç vardı…” Şimdi biz varız. En büyük ses, bizim sesimiz!

İşte böylece, bazen anlamsızlaşabiliyor her şey bizim için. Anlamak istesek de anlayamıyoruz çünkü.

Buna hazır değiliz.

Kendimizi bırakmıyoruz ki, hep hazırda tutsun kendisini…

Kendimizle aşırı meşgulüz, evet. Etrafımızla meşgul olduğumuzdan çok daha fazla…

Bir şahane tembeller** ülkemiz var, onun tam ortasında yaşıyoruz.

Oysa bunun aksi mümkün.

Nasıl mümkün?..

İçinden okumakla, sessiz okumakla…

Empatiymiş, duyumsamakmış… bunlar modern insanın lüks tüketim malzemeleri haline dönüşmüş durumda…

Sadece susup dinlemekle mümkündür diyebilir miyiz basitçe?

Böylece duymak…

en katıksız, en arı haliyle…

Ulan martıoğlumartılar!!!

Sizin alacağınız olsun!

* Prensese Mektuplar, Ayrık Beyin ve Yorumlayıcı, Nazım Keven

** Attilâ İlhan

Kategori: yazı