İçini boşaltmak mı? İçini dökmeden ye, seni küçük hayvan!

Ali Riza Esin, 9 Ekim 2011 — 3 dk.

İçini boşaltmak…

İçini dökmek anlamında değil. Boşalmak da değil. Bu ikisi birbirini andırmayan şeyler de değil hoş. Anıyorum bakınız.

O, içini dökmek ama nereye?

Birine içini dökmek, ona açılmak, onun içine boşalmak gibidir bir bakıma. Kendi içinizi boşaltmış olursunuz. Kendi içinizdeki yükü birine, bir başkasına veya başka bir şeyin içine boşaltmak… Kral Midas’ın zevzek berberi gibi, bir kuyuya mesela veya bir kuytuya…

Birisinin içine bir şeyler boşaltmasına açık kapı müdür odası gibi değilse o biri veya o şey, ortaya dökülmüş olur en çok içinizdekiler. Ortalık yere… Ama boşalmış veya boşaltmış olursunuz. Oraya buraya, ortaya…

Bir şeyin, —kendinizden başka bir şeyin— içini boşaltmaksa maharet isteyen birşey. Boşalmak içi dolu olanın eylemiyse, boşaltmak çift yönlü çalışabilen birşey.

“Boşaltmak” nitekim. Ve sonra doldurmak başka şeylerle içini… İçini boşalttığımız şeylerin…

Dolma böyle birşeydir mesela. İçini doldurmak için boşalttığımız birşey. Bazı dolmalar… Diğerlerine aslında sarma deniyor ama neyse ki dolma da diyebiliyoruz içine koyduğumuz şeylerin hatırına. Malzemelerin…

Her şeyin içi boşaltılabilir. Daha büyük şeylerin de hatta… Hayvanlarınkinde bolca sindirim organı mevcuttur misal ve diğer yaşamsal organlar. Bizim için hayatî bir meseledir taze sakatat.

Yürek, dalak, böbrekler, ciğerler, vs.… İşkembesi ve bağırsakları hele… Bağırsaklarından kokoreç yapar, yeriz; hele hele kuzu bağırsağıysa!.. Tadından yenmez! Yenir daha doğrusu. Tadından ötürü…

Büyük ve küçük baş hayvanların bağırsaklarından da güzel “mumbar dolması” yapılır ve o da afiyetle yenir. Ama önce bunların da içinin boşaltılmış olması gerekir. Yoksa olmaz. Dolduramayız.

Daha yenilir yutulur şeylerle doldurabiliriz bunların içini. Pirinçle mesela ve yine etle. Kıymayla… Etin içi etle doldurulur mu demeyin; bağırsak bu, et değil!.. Kalın bağırsak hatta…

O önce temizlenmiş, yıkanmış yuğulmuş ve uzunca uzunca dilimlenmiş bağırsak parçaları pirinçle, etle, soğanla ve envai çeşit baharatlarla doldurulur.

Hemen ardından uçları düğümlenerek bağlanır, çok tıka basa dolmamışsa dolmalar. İçini dolduracağınız malzemenin miktarına bağlı… İçindekiler dökülmemeli.

Bağırsak irice bir hayvanın bağırsağıysa ve fazla kalınsa, uçları ince bağırsaklarla bağlanabilir. Her biri adeta eşşek sikine benzeyen ve aynı parlaklıkta ama biraz daha beyaz, mutlaka eğri büğrü ve kalınca “mumbar”larımız olmuş olur. İçi dolu ama pişmemiş haliyle.

Sonra bu bostanda bulunup başı taşla ezilmiş ve derisi para eder diye soyulmuş yılanlara da benzeyen uzun parçalar, iğrenme eşiğinin aşılmasına ramak kala kaynar suya atılarak haşlanır.

Haşlanırken daha eğri büğrü hale gelmeleri, kıvrılmaları, küçülmeleri, incelmeleri, pişirilmeden önceki zinde ve parlak görünümlerini kaybetmeleri doğaldır.

Pişenler bir süzgeç yardımıyla servis tabağına alınır ve üzerine biraz da karabiber ekilerek afiyetle yenmek üzere bekletilir.

Suyundan pilav yapılıp onunla servis edilebilir. Edilmeyebilir de… Ama mutlaka yenilir o kadar uğraştıktan sonra. Veya bir başkasına yedirilir. Yiyen bulunur. Ziyan edilmez hayvanın hiçbir şeyi.

Zenginleştirmek veya daha zarif sunmak adına salçalı ve verev verev, kısa kısa dilimlenmiş olanları da varmış başka mutfaklarda ama benim bildiğim, zaten olduğundan daha az kaba olmayan, masaya içi hiç boşaltılmamış söğüş bağırsaklar şeklinde konan, daha ilkel ve antik bir gıdamızdır mumbar dolması.

İnsan, yeri doldurulamaz bir hayvandır. Bir dolu insan… Ancak içini boşalttığınıza değmez ve zaten bağırsaklarından da bir bok olmaz.

Yiyemediğim şeyden bana ne ki…

Kategori: yazı