İkinci bahar

Ali Riza Esin, 8 Ağustos 2011 — 6 dk.

Buralarda yaşayıp da Sezen Aksu’nun “İkinci Bahar” isimli şarkısını bilmeyen var mıdır bilmem. Güzel bir şarkıdır. En sevdiklerimizdendir hatta, biricikle benim.

“İkinci bahar”dan tam olarak ne anlamalıyız? Ben de bilmiyorum tam olarak. Bildiğim kadarını ve elbette kendi anladıklarımı yazacağım buraya, uzun uzadıya.

Sezen Aksu - Firuze

İkinci Bahar 1: Mithatcan
Mevzuyu bilmeyenler, öncü anlamıyla yetinerek Sezen Aksu’nun bir başka aşk şarkısı sayarlar İkinci Bahar’ı. Doğrudur da aslında, bu bir aşk şarkısıdır. Ama zannedildiği gibi kendisinin “her bahar aşık olduğu” bir durumla ilgili değildir bu şarkının sözleri. TRT de öyle görmüş zamanında ve yasaklamış güzelim şarkıyı. Sakıncalı bulunmuş sözleri. Oysa o biricik oğluna olan aşkından söz ediyormuş aslında, mesela “seni gül gibi / öpe koklaya” derken. Bizzat kendisinden dinlemiştim doğrusunu, onun yalancısıyım.

Sezen Aksu’ya onun aklını anlayabilecek kadar yakın olma şansını yakalamışsanız, (şiirini duymak, müziğini koklamakla da olabilir bu) ikinci baharla neyi veya neleri kastettiğini daha doğru anladığınızı zannetmeniz mümkün olabilir. Yazdıklarını severek okuduğumuz daha niceleri gibi, Sezen Aksu da bir mâna cambazıdır. Bu mantıkla dönemin TRT sansür kurulundakiler doğru anlamış bile olabilirler hatta kendisini. “İkinci bahar yaşıyor ömrüm” ne demek?! Yapılır mı bu Türk örf, adet ve bilmemnelerine? Aşık olmak falan… Evlerden dışarı!

O da evlerden dışarıda bir insandır zaten. Varsın bazı şarkıları da girmeyiversindir bazı evlere. Gönüllerde taht kurmuştur o; aynı dönemin klasiklerinden ama derdini güzel anlatan bir ifadeyle.

Kendisini şarkıcı bilir, öyle severiz — ya da sevmeyiz. Oysa şarkı sözü deyip de küçümsemezseniz, yazdığı şeyler buz gibi birer şiirdir. Ya da sıcacık… Şairdir. Bir şiir kitabı suretinde de yayımlamıştır bunları ve eğer alır, kitabından okursanız, daha çok verirsiniz hakkını — ki, haşa huzurdan!

İkinci Bahar 2: İlkbahar
Bahar, olumlu çağrışımları olan, güzel isimlerimizdendir. Herkesin sevdiği bir mevsimi söyler baskın anlamıyla. Dinlerde ve hatta dinler öncesi kültürlerde dahi bayramlarla kutlanan bir mevsimdir bu: İlkbahar!

İlkbahar, ışıkla kucaklaşmadır. Güneşle samimiyet tazelemektir, kış uykusundan uyanmaktır. Kabuk değiştirmektir, deri değiştirmektir ilkbahar. Tazelenmektir.

Sezen Aksu işte o ikinci bahar şarkısını yazarken öyle de düşünmüş müdür, düşünmemiş midir bilmiyorum ama, mutlaka bir mevsimi çağırmasını istiyorsak zihnimize, baharlardan ilkbahardır o aslında; sonbahar değil. Bir tazelik, tazelenme anlatılır çünkü o şarkıda. Bir ateş yanar sözlerinde; sevginin ateşidir bu ve ateş zannedildiği kadar kötü bir şey değildir. Arınmadır. Temizlenmedir.

Ateş, yanmak, bir yeniden doğuştur. “Küllerinden doğdu” derler ama onu diyenler de ne dediklerini bilmezler çoğunlukla. “Güneş balçıkla sıvanmaz.” Buyrun, bir tane daha…

İkinci Bahar 3: Sonbahar
Bir de sonbahar vardır ve ikinci bahar deyimi, bu baharı, mevsimlerden sonbaharı da alır koynuna ve “sakınır, saklar” bir yandan.

İkinci Bahar dizisi vardı bir de ve onu da bu fasıldan sayarak belirtmek lazımdır ki, Sezen Aksu’nun ikinci bahar şarkısını ilkbaharlardan alıp sonbaharlara taşımıştır, başrol oyuncularının hikâyeleri itibarıyla.

Dilbilgisi ve fonetik olarak da uygunu ve doğrusu budur belki; siz benim yazdıklarıma bakmayın. Bakınız; ilkbahar (birinci bahar), sonbahar (ikinci bahar) şeklinde…

İkinci Bahar 4: Yaşını başını almış erkek
İkinci bahar, başka bir anlamıyla daha anılır. Hayatının sonbaharını yaşayan erkeklerin kimi hallerini anlatır. “Kırkından sonra azanı teneşir paklar.” sözüyle de pekiştirilmiş bir bakış açısını yansıtır bu anlam; daha çok erkeklere yönelik. “Teke” diye de geçer hani… “Azgın teke sendromu” diye bir şey vardır. Üstelik, kadınlı erkekli kullanılan “Baharı başına vurmuş” deyimindeki hoşgörü, o yarım yamalak sempati dahi yoktur bu pozisyonunda. Her durumda fauldür. Ofsayttır. Kusurlu hareketlerden biridir.

Şimdi var mı bilmiyorum ama askerliğini yapmakta olan erkekleri birbirlerini bellemesinler veya güçten görevden kesilmesinler diye yediklerine şap katılan bir millet için hiç de şaşırtıcı değil bu durum. Tıpkı yaşadığımız coğrafyada âdet olmuş bir “ellili-altmışlı yaşlarındaki adam ve büluğ çağına henüz girmiş kız çocuğu” evliliklerinin şaşırtıcı gelmemesi gibi, kimilerine — ki kimileri diye ötekileştirirmiş gibi yaptığıma bakılmasın; maalesef içinde bulunduğumuz toplumun ezici bir çoğunluğu tarafından böyle görüldüğünü biliyoruz ve bu durumun ötekileri bizleriz aslında.

Bu ülkede mülkün temelini bekleyen savcılar, hakimler dahi bu duruma karşı çıkmazlar. Kararlarında aklı, mantığı ve insanlığı değil, bariz insanlık arızalarını ve ayıplarını gözetmeye devam ederler. “Kamu vicdanını…” Nasıl bir vicdansa o!.. Devletin belediye başkanları, imamları, böyle nikahlar kıyarlar. İkinci bahar deyiminin toplum hafızasında bu travmatik haliyle de yer etmiş olması anlaşılabilir bir durumdur ama kabul edilebilir bir durum değildir elbette.

Velhasıl kelam, orta yaşların sonlarına ermiş yurdum erkeklerinin — ve dahi aslında dünyadaki tüm erkeklerin yaşadığı bir döneme de işaret eder ikinci bahar. Kadınlarda östrojen hormonunun azalmasıyla başgösteren menopoz döneminin bir benzerini erkekler, testosteron hormonları üzerinden yaşamaktadırlar ve Antik Yunan dilini iyi bilen erkeklerimiz, bir sevsem sevsem kimi sevsem paniği içinde bulurlar kendilerini. Ya da böyle olmalıdır bu. Erkeklerin erkeklikleri dünyadaki tek varlık nedenleridir çünkü. Bir süre sonra erkeklikten düşeceklerdir veya kendileri düşmese de bir şeylerin düşeceği kuşkusuna kapılırlar. “Her Türk asker doğar” ama kırklı yaşlarından sonra biter askerlikleri. Ondan sonra evlerinin bahçelerinde veya balkonlarındaki saksılarda soğan, maydanoz falan yetiştirmeye başlayacaklardır.

İkinci Bahar 5: Yaş almış kadın
Buraya hayli güzel şeyler yazılabilir aslında ama yazmamakta fayda görüyorum.

İkinci Bahar 6: İlk ölüm
Gelelim bir başka anlamına… Dün Twitter’a yazdığım sözler hatırlattı aslında bu yazıyı bana. Şu sözleri not etmiştim orada:

Oscar Wilde: “Her şeyi bilecek kadar genç değilim.” ve “Genç olmak uzun zaman alır.” Picasso, Pablo.

Ölmeden önce ölmek diye bir kavram vardır. Kimi mistik öğretilerde açık seçik ve bazı din kitaplarında üstü kapalı bir şekilde bahsedilir. Rumi, üstü kapalı olanı açmış, anlayanlar çıkmıştır. “Kapları, testileri hele bir kır” demekle biraz da bunu kasteder veya kendisiyle buluşacağımız bir yere işaret etmekle. “Zamanın yörüngesinden sıyrıl ve sevgiye gel.” derken de böyledir bu.

Ondan 700 yıl kadar sonra yaşamış Carl Sandburg’un şu söylediği çok da farklı değil; “Bir insan doğabilir ama doğması için önce ölmesi ve ölmesi için de önce uyanması lazımdır.” der.

O uyanmaktır ki, bir çeşit ikinci bahardır insana dair.

Ölüm iyidir, evet, ve ikinci bahar…

Kategori: yazı