İkna ve samimiyet ve yalakalık ve “güzel kardeşim” üzerine

Ali Riza Esin, 15 Ocak 2012 — 1 dk.

Eski bir mektuptan…

“Sevgili kardeşim,

güzel kardeşim,

geçenlerde yolda karşılaştığım bir olay bana eski günleri hatırlattı. Eski günlerdeki benzeri olaylar üzerine konuştuklarımızı. Daha doğrusu o tür olaylara mukabil yaklaşımlarımın (uzaklaşımlarımın) seni tedirgin eden bir durgunluk derecesine varması üzerine kaygılarını. Gülümseyerek hatırlıyorum şimdi.

Aradan uzun zaman geçti. Sadece bu konu üzerine ettiğimiz kavgalar geldi de aklıma, sana hak verdim. Hak vermekle kalmayıp, madde madde döktüm düsturlarımı.

(…)

1) Yaptığım şey beni ikna ediyorsa, başkasını ikna etmesi umurumda olmaz.

2) Yaptığım şey beni ikna edemiyorsa, başkasını ikna etmesini de mümkün görmem zaten. İkna edemem.

3) Yaptığım şeyin başkasını ikna etmesi gerekiyorsa, önce kendimi buna ikna etmem gerekir.

4) Kalitatif olarak kolay ikna oluyorsam, zor ikna olanlarla işim zor zaten. İkna edemem.

5) Kendisini ikna edememiş, dolayısıyla gerçekliğini, samimiyetini ispatlayamamış şeyler kolaylıkla anlaşılabilen şeylerdir. Farkedenler bulunur en azından. Giyenin üstünde emanet gibi dururlar. Sırıtırlar. Dünyanın en akıllısı daha doğmadı.

6) Bu tür şeyleri (nesneler veya özneler), yere göğe sığdıramayanlar içinse iki ihtimal mevcuttur. Ya bunu hissedemeyecek kadar basittirler ya da yalakadırlar. İlki olmadığını bildiklerin için ikincisi kesin gibidir.

Mesela güzel kardeşim demek bizim köyde (herkesin meşrebi kendine) yalakalık değildir ve bu beni ikna eden bir şeydir.

Umurumdasın ki ve her daim,

sevgilerimle,

İsim–İmza”

Muhatabını sevgiyle ve rahmetle anıyorum.

Kategori: yazı