“İletişim” sözcüğünü kim buldu?

Ali Riza Esin, 3 Eylül 2015 — 8 dk.

“İletişim” önemli

Can Yücel’e atfedilen1 metinlerden; “En uzak mesafe, iki kafa arasındaki mesafedir / birbirini anlamayan.” Bunun Can Yücel’e ait olup olmadığını bilmiyorum. Okuyabildiğim kitaplarında rastlamadım çünkü şahsen; internetlerde gördüm.

Merak ederseniz arayın, üzerine yazılmış yüzlerce şeye rastlarsınız. Metindir, çizimdir, fotoğraf üstü yazıdır… Birini de ben eklemiş olacağım belki —yeri olduğunu düşünerek— ama asıl derdim başka.

İletişim sözcüğünün kökeni

Bu yazı, “iletişim” sözcüğünün etimolojisiyle (köken bilimiyle)2 ilgili sayılabilir. Tam değil… Kaynak belli aslında; “communication” kelimesi… Ancak ben Türkçe karşılığını ilk kimin önerdiğini anlamaya çalışmak istedim bir zaman önce… Meraktan değil, kafa karışıklığından… Belli bir projeyle ilgili çalıştığım ancak rafa kaldırılan bir başlıktı bu ve bir süre sonra unutmuştum açıkçası.

Konuyu bir yazı (Ecdattan seçmeler, 18 Ağustos 2015) 3 hatırlattı bana. On beş bini aşkın kelimeyle hesaplaşmaya devam eden birinin, Nişanyan’ın yazdıklarından utandım biraz. İzlenimlerim üzerinden tek bir kelimeyle de olsa katkı sağlayamaz mıydım…

Bunun böyle bir katkısı olacağını sanmıyorum yine de ama… Bir biçimde vedalaşmam gereken bir konu halini aldı benim için.

“İletişim” sözcüğünün isim babası kimdi hakikaten?

Ekran-Resmi-2

Bundan birkaç yıl önce böyle bir derdim yoktu, kimsenin de olmaz normalde ama iki ayrı kaynaktan iki ayrı malumat keşfedince… Nişanyan Sözlük / Çağdaş Türkçenin Etimolojisi bunlara sonradan eklendi.

“Gerçek orada bir yerde”

“İletişim” sözcüğünü kimin ya da kimlerin “çıkardığı” ile ilgili erişebildiğim üç ayrı kaynak var.

1. Sevan Nişanyan

Nişanyan Sözlük’te sözcüğe ilk olarak 1971’de, Cumhuriyet Gazetesi’nde rastlandığı4 bilgisi veriliyor.

Tarihçe (tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler)

“mükâleme, Fr communication karşılığı” [Cumhuriyet – gazete, 1971]

Bu iletişim kurulmadığı için halk, sömürüldüğünün farkına varmamıştır.

Köken

YT yazılı örneği bulunmayan iletiş– fiilinden Yeni Türkçe +Im ekiyle türetilmiştir. fiil TT ilet– fiilinden türetilmiştir.

Diğer iki kaynak (kişi) ise sözcüğü ilk kendilerinin türettiğini söyleyen Murat Belge ve Doğan Cüceloğlu5 isimleri… İki farklı tarihte ve iki ayrı TV kanalındaki programlarda söyledikleri üzerinden yazıyorum bunu. Sohbet konularından bağımsız, laf arasında sözcüğü ilk kendilerinin bulduklarını, kullandıklarını iddia etmişlerdi — ya da ben birinin böyle söylediğini zannetmiştim.

2. Murat Belge

Ekran-Resmi-3

Murat Belge’nin iddiası6 gayet net idi. Şerif Mardin ve Gündüz Vassaf’la birlikte katıldıkları “Dil ve düşünce” alt başlıklı bir yayının son bölümünde şunları söylemişti:

“Mesela ‘anlam’ diyoruz, Ataç’ın bulduğu bir şeydir. Kullandığımız bir çok kelime… Demin konuştuk; ‘söylem’… ‘Söylem’ benim icadım; ‘iletişim’, benim icadım. İlk ben bunları icat ettim. Yani… Şimdi bunu söylerken de iftiharla söylemiyorum, tersine utançla söylüyorum. Yani… Adamlara böyle mal edilen kelimeler, bilmemne olan bir dil olur mu…”

Gerçek Orada Bir Yerde, 16 Ocak 2011, NTV (Bu fasıl programın sonlarında geçiyor. 58:40’da.)7

Olmaz!

Yok böyle bir dil.

Var ya da…

Ekran-Resmi-4
Murat Belge’nin adamlara mal edilen “kelimeler” bahsinden hemen sonra ekrandaki alt yazıdan “Bir dil bir adama mal edilemez” cümlesini okumamız

ama işte…

ancak bu kadar.

Murat Belge’nin sözlerini “bağlamı” içinde dinlediğimizde, “iletişim” kelimesinin kendi icadı olduğunu ama kendisine mal edilebilecek olmasından hoşnut olmadığını/olamayacağını anlıyoruz. Çünkü bu durum bir dilin doğasına aykırı (anonimlik esası bakımından).

Her şeyi kendi doğal seyrine bırakmak lazım.

Oluruna…

3. Doğan Cüceloğlu

Doğan Cüceloğlu ise Kanal D’de yayınlanan bir Abbas Güçlü programındaydı yanılmıyorsam, iletişim kelimesini Türkçe’ye kendilerinin kazandırdığını söylemişti — diye hatırlıyorum. Başka bir kaynakta8 “Türkiye’de iletişim kelimesi bile yoktu.” şeklinde bir ifadesi de mevcut hatta, ancak ben kendi hafızamdakilere takıldığımdan, —program tarihini ve kullanılan cümleyi de not almamış olduğumdan—, doğrudan kendisine sormak istedim ve sağolsun, asistanı vasıtasıyla oldukça ayrıntılı olarak yanıtladı beni.

Yanıtının hem sorumu hem de (belki) durumu aydınlatan bir mektup olması ve içeriğinin özel yazışma mahiyeti taşımaması nedeniyle aynen9 paylaşmakta bir sakınca görmüyorum:

“Ben ABD’den doktoramı yaparak 1968 yılında geldiğimde ‘iletişim’ kelimesi yoktu.

1970 yılında Ankara’da yedek subay olarak bulunurken aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi’nde Psikoloji bölümünde ders vermeye başladım ve terhis olduktan sonra orada kaldım. Eğitim Fakültesi’nden Eğitim Felsefesi Profesörü Selahattin Ertürk ve yine Hacettepe Üniversitesi Bilgi İşlem bölümünün başındaki Aydın Köksal arasıra buluşur ve Türkçe terminolojiler üzerinde sohbet ederdik.

Bu sohbetlerin sonucu olarak ‘message’ karşılığı ‘ileti’ ve ‘communication’ karşılığı ‘iletişim’ bu sohbetin içinde oluştu ve benden önce rahmetli Selahatin Ertürk kullanmaya başladı. Sonra ben devreye girdim ve aktif olarak kullanmaya başladım. Aydın Köksal aynı dönemde ‘computer’ karşılığı ‘bilgisayar’ karşılığını önerdi.

Bu yeni kelimeler önce yadırgandı ve eleştirildi, ama sonra belki de çaresizlikten, çünkü başka önerilen olmadığı için, yaygın olarak kullanılmaya başlandı.

Gönderdiğiniz bağlantıyı dinledim; Murat Belge Bey de bağımsız olarak böyle bir üretme süreci içinde aynı kelimeyi eş zamanlı olarak, ya da önce veya sonra, önermiş olabilir.

Ben tek başıma kelimeyi üretme sürecinde bulunmadım; Selahattin Ertürk Bey’le sohbet içinde kelime oluştu ve aydın Köksal’ın da desteğini alarak önce Selahattin Bey tarafından derslerde ve yazılarda kullanılmaya başlandı. Ben biraz geriden geldim.

Durumu budur.”

Doğan Hoca yazısını yeni kaynaklar bulursam paylaşmamı rica ederek bitirmişti ama bulamadım ve konuyu bundan daha yeni bir yere götürme şansım olmadı maalesef.

Evet, sözcüğün durumu böyleyken böyle.

Şu ilginç yanını da not düşmekte fayda olabilir belki, çağrışımları bakımından:

“İletişim (Communication) ve Topluluk (Community) sözcükleri aynı köke sahiptir.”

İşin kaynak kişi tarafına ise bir yorum olarak şunları eklemek istiyorum:

Dağarcıklarımızdaki her kelimenin de bir yaratıcısı (kişi ya da grup) vardır elbette. Olmalı.10 Dilbilim (linguistik) anlamında değil, varlık felsefesi (ontolojik) anlamında… Bir ortaya atanı, türeteni diyelim… Kaynak kişi yani…

“Yaratıcı” denince devreler yanıyor; “orijinatör” dense kurtulur muyduk?

Bir kaynak kişinin olup olmamasıyla isminin bilinip bilinmemesi (bilinmesinin gerekip gerekmemesi) ayrı konular sanki.

Kabaca “Yaratıcılık diye bir şey yoktur; insanlık her şeyi birbirinden kopyalayıp üstüne koyarak ilerler” şeklinde özetlenebilecek genel düzlem tezlerine karşılık, eğer evrenin yaratılışından (oluşumundan) bahsetmiyorsak, her üretime karşılık gelen bir kaynak kişisi de olmalı.

Olmamalı mı yoksa?

Tekerleğin tekerlek olabileceğini idrak eden ilk insan yok mudur?

İsmi lazım değil…

“Yaratıcılığın sırrı kaynaklarınızı gizlemeyi bilmektir.” diye bir söz11 daha vardı ya, asıl kaynağında görmediğimden bunu da gerçekten Einstein mı söylemiş yoksa başka biri mi, bilemiyorum.

Var ama…

 

Dipnotlar

  1. Doğru olup olmadığını bilmiyorum. Şu bahiste başka şey söyleniyor örneğin: Ekşi Sözlük ↩︎
  2. Buradaki “bilim” kelimesinden ya da yazımın genelinden bunun akademik/bilimsel bir çalışma olduğu izlenimi doğmamasını dilerim. Öyle değil çünkü. ↩︎
  3. “Nişanyan Sözlük’ü geliştirmekle uğraşıyorum. Öncelikle, her bir sözcüğün (ve her bir sözcüğün değişik anlam ve nüanslarının) Türkçede yazılı kayıtlara geçtiği en erken ya da en erkene yakın metin örneklerini derlemeye çalışıyorum. (…) Şimdi sözlükte maddebaşı olan on beş bini aşkın kelimeden hangisini sorsanız, son 150 yılda çıkmış kelimelerden ise hangi onyılda, daha eski ise hangi yüzyılda ilk kez kullanıma girdiğini hemen hemen kesin bir şekilde söyleyebiliyorum. Son otuz yılın kelimeleri ise yılına, hatta bazen ayına kadar doğum tarihini belirlemek mümkün aslında. Ama bunun için internet lazım, o imkânım olmadığı için en yeni kelimeleri biraz ihmal ettim.” —Sevan Nişanyan ↩︎
  4. Nişanyan Sözlük’teki “İletişim” maddesi: “mükâleme, Fr communication karşılığı” [Cumhuriyet – gazete, 1971] ↩︎
  5. Doğan Cüceloğlu’dan katkısı bulunan iki ismi daha sonra öğrendim. ↩︎
  6. Buradaki iddia sözcüğünü işin aslını çözemediğimden kullanıyorum; söz sahibinin söylediklerine kuşkuyla yaklaşmam gerektiğinden değil. ↩︎
  7. [Video] Gerçek Orada Bir Yerde, 16 Ocak 2011 (En son erişim tarihi: 3 Eylül 2015) ↩︎
  8. “İletişim konusunun insanlarla ilgili birşey olduğunu yurt dışında öğrendim. Türkiye'de iletişim kelimesi bile yoktu. Çünkü kültürümüz bireye değil, ilişkiye önem veren bir kültür.” —Doğan Cüceloğlu, İş Yaşamında İletişim ↩︎
  9. Her güzel mektubu özel kılan nezaket cümlelerini hariç tutarak. ↩︎
  10. Bazı olguların bir fenomen, duyularımızla algılanabilen bir görüngü olması gerekmiyor. ↩︎
  11. İngilizcesi farklı kaynaklarda “The secret to creativity is knowing how to hide your sources.” —Albert Einstein şeklinde geçiyor. ↩︎
Kategori: yazı