İlk duyduğunda tutuklu kalmak

Ali Riza Esin, 25 Ağustos 2011 — 1 dk.

Günlük diyaloglar esnasında insanların söylediklerini “sesli düşünceler”, henüz olgunlaşmamış ham fikirler olduğunu varsayarak dinlerseniz, iletişimin size yansıyan tarafındaki renklerin değiştiğini bizzat gözlemleyebilirsiniz.

Bu, insanlara birbirlerini daha doğru anlayabilmeleri için zaman kazandıran, tek taraflı bir pratiktir. Tahammül etmektir ama daha çok kendinize tahammül etmektir, karşınızdakine değil. Tersini yaptığınız anda bu her şeyi “edinmeye” açık olduğunuz anlamına gelir ve edindiğiniz her şey, hayatınızın yolu, suyu ve elektriğine dönüşür, o ilk haliyle.

Duyduğunuz her şeye duyduğunuz anda tepki vermek, — bu içsel bir tepki olsa da — o âna mahkum eder sizi ve üstüne yeniden düşünmeye fırsat bile bulamadan hep o geçmişte yaşamaya başlarsınız. Üstelik, “yaşattığınız” her yeni yargı kararıyla katmerlenen, firarı zor bir müebbet hapse de dönüşebilir bu — ceza indirimi bile olmayan.

Evet, “gösterileni” sesli düşünceler şeklinde algılamak “zaman kazandırır” derken, karşınızdakine değil, “size zaman kazandırır”ı kastediyorum. Olumlu veya olumsuz düşüncelerden sıyrılmak ve belki de daha doğru bir şekilde anlamak için karşınızdakini (veya bir ağacı?) — ya da anlamın kendisini doğrulamasına veya düzeltmesine fırsat tanımak için. Zamanı büyütmek için… Şimdiyi…

Aklınızdan kötü bildiğiniz bir şey geçirdiğiniz olmaz mı hiç? Olumsuzluk haline dönüştürmeden içinizde söndürebildiğiniz çeşitli olumsuzlukların muhasebesini yapmaz mısınız her an? Herkes yapıyor mu?

Bazı insanlar akıllarına geleni akıllarına geldiği anda söyler ve söyledikleri şey size olumsuzmuş gibi gelebilen bir şeyse, bu onları “kötü” yapmaz. Sizin düşüncelerinize, dilinize ve eylemlerinize hakim olmanız ve başkalarının olmaması da, sizi daha “iyi” yapmaz.

Bu ve hayatımıza yön veren daha pek çok şey, bizi insan yapar sadece.

Ne eksi– ne fazla.

Kategori: yazı