İtiraz etmeden…

Ali Riza Esin, 4 Ağustos 2012 — 1 dk.

Dedim ki:
“Merhaba…

(…) Sadece görmek istiyorum. (…) rica edebilir miyim? İtiraz etmek için değil.”

Dedi ki:
“Zaten itiraz edemezsiniz.”

Dedim ki:
“Sonuç alamayabilirim ama itiraz edebilirim.”

Dedi ki:
“İtiraz edemiyorsunuz işte.”

Dedim ki:
“İtiraz etmek başka şey, itirazına mutlaka bir sonuç almak için itiraz etmek başka şey.”

Dedi ki:
“Pazartesi gelin, ‘Müdür Bey’den isteyin. O değerlendirsin.”

Dedim ki:

“Peki, teşekkür ederim. İyi akşamlar…”

Ve çıktım oradan.

Durağa doğru yürürken başka bir mesele düştü aklıma, onu düşündüm. Yürüdüm. Durağa vardığımdaysa aynı monolog geri geldi. Önce “Demek ki söyleyeceklerim bitmemiş…” diye geçti aklımdan. Sonra şunu söylerken buldum kendimi:

“Seni sonradan haklı çıkarabilecek adi bir haksızlığın itiraza değer tek yanı, sıradanlığını aşıp seni itiraza ikna etmesi olabilirdi.”

Gülümsedim. Konuşurken aynı cümleyi kuramazdım belki ve belki bu yine, ancak kendi kendime söyleyebileceğim bir sözdü —ama sözlerim bitmişmişti demek ki. Yeni bir kendini haklı görme seansından daha alnımın akıyla çıktığım konusunda ikna oldum. Haklıydım muntazaman.

Hemen sonrasında bunun zihinden mırıldanmak için fazla fiyakalı bir cümle olduğunu düşündüm. Not aldım.

Beklediğim otobüs geldi sonra işte.

Kategori: yazı