İyi geliştirmeler

Ali Riza Esin, 14 Şubat 2010 — 6 dk.

“Tüm kötülüklerin anası internet!”

Bunu yazalım bir kere en başa. Peki, öyle mi? Yoksa bu, bunun uyarlandığı ve buna uyarlanabilecek başka şeyler gibi pörsümüş kuralları, köhnemiş krallıkları yıkma tehlikesine karşılık aslında asıl “kötülüklerin” lehine uydurulmuş, onlar için işleyen bir laf mı sadece?

Kendini şefkatiyle var etmeye değil, şiddetiyle yok etmeye motive etmiş, neredeyse insanlık tarihi kadar eski, gizli kapaklı, sansürcü bir yönetim anlayışının harcıdır aslında “iyi” ve “kötü” kavramları.

Konumuza geçelim.

İşlevi her ne olursa olsun, bir elektronik cihaz üreticisi olduğunuzu düşünün. Ya da bir otomobil üreticisisiniz.

Yeryüzünde ne kadar insan varsa o kadar farklı zevk ve renk var. Herbirini gruplayarak azaltabildiğinizi düşünün.

Zaten tarzlar var, moda olan akımlar, beğenilmiş ve benimsenmiş estetik deneyler, deneyimler. Cebinde parası olanları esas alacaksınız, unutmayın. Bu işinizi kolaylaştırabilir. Diğerlerinin ergonomisi bile okunmaz. Azalttınız mı zevkler ve renkler yelpazesinin kanatlarını? Tamam. Ferahlayalım bakalım ne olacak…

Aynı işi görecek olsa da, yine de elinizde onlarca ürün modeli ihtimali ve onların yine onlarca farklı kombinasyonu kalacaktır. Bunları farklı ülkelerin farklı demografik özelliklerine, tüketim davranış alışkanlıklarına, olmadı distribütör taleplerine göre azaltır ve piyasaya öyle dağıtabilirsiniz. Böylece toplamda bir kalite algısı yaratırsınız. En ucuz ürününüzle en pahalı ürününüz arasındaki maliyet farkı aslında fazla değildir ama kafaları ne kadar karıştırabiliyorsanız fiyat makasını o kadar açabilirsiniz, korkmayın.

Başrolü vereceğiniz üründen emin değilseniz, lüksü veya sağlamlığı çağrıştıracak, model ismini pekiştirecek harfler ve rakamlar imdadınıza yetişecektir nasılsa, öyle değil mi?

O kadar çok çeşitli şey üretiyorsunuz ki, her birine ayrı isim vermeye yetişemiyorsunuz. Zaten bir sonraki yıl tarih olacak her biri; ekonomik ömürleri ne ki? Soyu, sopu olmayacak, devam etmeyecek birer deney bunların hepsi; müşteriler de denekleriniz. Tutmazsa başkasını yapacaksınız, tutarsa daha sonra bakarsınız çaresine.

Numara verin. Modellerinizin her birinin bir numarası olsun, ama çok olsunlar; sıradan olmaktan başka bir numaraları olmasa da olur. Sıradan mı dedim ben? Tamam işte. Sıralı… Numaralı.

Müşteriler veya müşteriden saydığınız fokus grupları bir özellik daha talep eder, siz onu da yamarsınız ürünlerinize. Her kafadan bir ses çıkar, siz o seslerin her biri kendisine yankı bulsun istersiniz satacağınız son şeyde. Tüketiciler de onu ister zaten, “Aa, bak bunun altından şöyle bir zamazingo çıksa daha iyi olur diye demiştim ben!” derler; kendi buluşları olduğunu zannederek, bir nedenle ve türlü yöntemlerle kalabalığa önceden pompalanmış şeylerin. Geliştirmelere(!) devam edersiniz hep birlikte.

Peki bu toz duman arasından çıkar mı “mükemmel” veya ona yakın bir şey? “Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?” Nerde bunun yaratıcısı? Neyin arkasında duruyor şimdi? Yoksa zaten o da biliyordu da başına gelecekleri, ona göre prematüre bir şey mi yarattı(!) en başında, şimdi arkasında duramadığı? Kendi başına büyüsün, insanlığın ortak şartlanmalarını özümseyerek yürüsün gitsin işte! İcat çıkarmanın alemi var mı?

Çoğunluk da olsalar kalabalıkların ağzına bakıp onların istediklerini sırf onlar istiyor diye herkese dayatmak çoğunluğun faydasına mı oluyor acaba her şekilde? Bunun olsa olsa gelişmeyi istemeyen veya arada kazandıkları zamanı kendi çıkarlarını geliştirmekte kullanabilmek için gelişmenin yavaş gelişmesini isteyenlerin, kendi gri güvenli alanlarında mutlu olanların işi olabileceğini öğrenmek için daha kaç kez dönmesi gerekiyor acaba çarkın?

Her yıl değiştirerek, kendiniz yapıp kendiniz bozarak, olmadı aynılarına yeni kılıflar uydurarak yakalayabilir misiniz kalite algısında başarıyı? Ya daha iyisini yaptığını gördüğünüz birilerini taklit ederek? Beceremezseniz taklidin de yine onlarca benzerini üretip yol kesmeye çalışarak peki? Yakalayabilir misiniz?

Yapabilirsiniz. Tüketiciyi buna alıştırdınız çünkü. Onlar buna “teknolojik gelişme” diyorlar ve her yıl aynı şeyin “yenisini” talep ediyorlar.

Diğer yandan, kazın ayağının artık öyle görünmemeye başladığı da söylenebilir. Nasıl olmuşsa olmuşunu boş verin şimdi, anlatması bundan çok daha kısa sürer ama… Yeni yeni, başka başka fikirler, ürünler dolaşmaya başladı ortalıkta; yukarıda sayılan hiçbir şeyden nasiplenmemişler üstelik. Kavramlar şekil değiştirmeye başladı çoktan.

Artık internet var, görenler de görmeyenlerle paylaşabiliyor artık. Fayda açığa çıkmaya başladı.

Faydası sadece kendine yarayanlar dilediği kadar saklansın, kafayı kuma gömmeye devam etsinler devekuşu misali. Ne kadar saklarlarsa ve saklanırlarsa, o kadar şüpheli ve kendileri adına o kadar tehlikeli hale geliyor pozisyonları.

Yıllardır karıştırıla karıştırıla allak bullak olmuş kafalarda oluşan görüntüler berraklaşmaya başlıyor artık. Artık ucuzla pahalı arasında bir orta yol bulunmuş durumda. Başarabilen üreticinin lehine bir fiyata oturmuş bir şekilde üstelik. Lehte fiyattan ne anlaşıldığına da bağlı olarak. Sürüden değil, sürümden kazanmaktan bahsediyorum. Demek ki yapılabiliyormuş.

Demek ki internet iyi bir şeymiş, gözlerdeki, kulaklardaki bağı çözen. Kimin için iyi? Yine çoğunluk için, çoğumuz için iyi. Çoğunluğu kullanıp kendisini çoğunluktan saymayanlar için iyi olması mümkün olmayacak kadar iyi.

Sizi gidi tüketiciden daha kararsız, ürünleri kendilerinden kararsız, eskimiş pazarlama modellerinin kölesi, çaresiz üreticiler sizi! Akıl fikir satanlarınız dahil!

Gidin, bir daha gelmeyin. Ya da durun, hemen gitmeyin; biraz daha kalın. Durun, halen size ihtiyacı olanlar var. Adapte olmamayı marifet sayan kocamış koca bir nesille birlikte kaybolacaksınız nasılsa, acele etmeseniz de olur.

İş, ehline aittir. Fayda empoze edilebilir; faydayı faydalanandan daha faydalı tarif edebilenler tarafından; doğaya karşı olmadan, tamamen doğal yöntemlerle. Buna faşistlik diyenler çıkabilir. Her söylemi etiketlemeye meraklı olanlara derim ki; eğer mutlaka karikatürize etmemiz gerekiyorsa hayır, bu düpedüz bir komünistliktir.

Bir düşünelim… Örneğin Apple otomobil üretseydi, kaç ayrı modeli olurdu, kaç opsiyonu? Neredeyse herkesin, neredeyse aynı arabaya bindiğini düşünün ve hadi çıkın bakalım işin içinden?

Ha, tekeller olmasın, aynı yalın fayda anlayışını benimsemiş başka üreticiler de olsun, içimiz rekabet, dışımız reklam olsun… İnsanlar el ele tutuşmasın ama hayat yine de bayram olsun; dönme dolaplara binelim, korku tünellerine girelim. Çarpışan arabalar tokuşturalım…

Amen ve Amenna!

Ama “halk” öbür türlü istiyor… Yok ya!?

Kategori: yazı