Kısa bir kabalık hikâyesi

Ali Riza Esin, 21 Temmuz 2012 — 1 dk.

Dün sabah, Taksim’de, her zaman kullandığım hattın otobüsünü beklerken bir genç ve annesi olduğunu zannettiğim bir kadın yanıma yaklaşır. Kısa boylu, esmer, şiveli ama düzgün tonlamayla konuşan genç:

“Bayazıt’a nasıl gideriz, hangi otobüsle?..”

Ben: Hangisi olduğunu bilmiyorum tam, (elimle işaret ederek) şuradaki Hat Amirliği’ne sordunuz mu?..

Genç: Ya bu İstanbullular ne kadar kaba insanlarmış! Ne zormuş size soru sormak… Sordum ama ters ters baktı bana…

Ben: Ben de kaba mı davranmış oldum size şimdi? Yanlış bir yere yö…

Genç söylediklerimi hiç dinlemeden yoluna yollanmıştır bile; annesi de arkasından… Annesi yalnız, imalı bir sesle hak ettiğim lafı yetiştirir, bana dönük bir şekilde yürümeye devam ederken.

“Yok oğlum yok! Aman… Hiç kaba davranmadın…”

Arkalarından bakakalırım. Hat Amirliği kulübesinin önüne varana kadar gözlerimle izlerim bana garip gelen bu durumu.

Bilemem. Bilmemem…

Genç… Annesi yanında… Pencereden kafasını uzatır, sorar sorusunu —diye tahmin ederim ve umarım…

cevabını almıştır, sorusunun.

Her zaman kullandığım hattın otobüsünü beklemeye devam ederim,

kaba kaba…

Kategori: yazı