Milletin patlıcan merakı

Ali Riza Esin, 28 Mart 2011 — 1 dk.

“Patlıcandan varoluşçu bir yazı yazmasını bekleyemezsiniz; aslında, patlıcandan yazı yazmasını bekleyemezsiniz. Patlıcanın kendini ifade biçimi kimine göre parlaklığı ve rengi, kimine göre ise lezzeti olabilir ancak. Ama onun ağzından dile gelebilir patlıcan, patlıcanca.”

“Beğendili Yazı” diye bir yazı yazmışım ta 2008’de. Yukarıdaki paragrafla başlıyor ve bir yemek tarifi değil.

Peki, ne olsa beğenirsiniz?


Durumsama’nın gelmiş geçmiş en fazla ziyaretçi alan yazısıdır. Tüm zamanlarımın en önemli yazısı, patlıcanlı bir yazı diyebilirdim, en çok bakılan yazıya en önemli yazı denilebilseydi.

Bazen merak edip incelerim buraların oraların (başka site ve bloglarımın) istatistiklerini ve bu bilgi sadece bugünün toplamı değil, hangi zaman aralığı sonunda baktıysam öyle çıkan bir sonuçtu ve ben bunu ilginç bulmaya devam ediyordum her defasında.

Ama artık akıllandım. Kıssadan hisse çıkardım; şöyle bakın:

O söz doğru değil. Hani, “Yediğin içtiğin senin olsun, sen gördüklerini anlat.” dedikleri… İnternette durum bunun tam tersi.

O kadar dil döküp ahkâm keseceğine insan, yediğinden içtiğinden ve hatta sevdiğinden, seviştiğinden bahsetmeli.

Ha, öyle yapanlarla ilgili ince veya kalın bir eleştiri değil bu. Eli kalem tutan herkesin konu evreninde tutturduğu bir yol var; dil gibi, üslup gibi yapışıyor insana, yakışıyor zamanla. Herkes kendisine yakışanı giyiyor ve faydalısı da odur.

Ama nelerden bahsediyor olursa olsun insan, ne yazıyor olursa olsun, yanında mutlaka bir hünkâr beğendi veya bir patlıcan oturtma yazısı da yazabiliyor olmalı; onu bunu bilmem ama söylerim.

E, birileri havadan sudan yazacak, birileri havaya suya…

Böyle bu yazı işleri.

Kategori: yazı