“Minareden at beni, in aşağı tut beni”

Ali Riza Esin, 11 Mart 2011 — 3 dk.

Eleştiri, kullanması da kolay, faydalanması da kolay, üzerine titrenmesi gereken, çok büyük ve çok güzel bir şey.

Ve evet, çok güzel bir kurumdur eleştiri kurumu; bu çok doğru. O kadar güzeldir ki hatta, yıkan altında kalır.

Eleştiriliyor olmak bir sorun değildir. Eleştirilmiyor olmak bir sorundur.

Eleştiriyi reddetmek şöyle dursun, her bünyenin onu içeriye buyur edecek mekanizmalarını önceden kurmuş ve her zaman çalıştırmaya hazır bir şekilde bekletiyor olması gereklidir. Bunun bireyden başlayıp, bireylerden oluşan daha büyük bünyelere doğru genişleyen bir böyleliği vardır.

Eleştiri, mutlaka açık bir kapı bulabiliyor olmalıdır kendine.

Eleştirinin olumlusu olumsuzu yoktur. Eleştiri eleştiridir. İçeriğiyle de eleştiridir, üslubuyla da eleştiridir.

Saldırı, hakaret, meydan okuma, argo, küfür ve olumsuz sayılabilecek başka davranış kalıpları, ancak karşısında buna “değeceğini” öngördükleri bir şeyler varsa hareket alanı bulabilirler kendilerine. Bunu böyle bilmek gerekir ve eleştirilerin ne yöneltildikleri bünyenin büyüklüğüyle orantılı olmaları beklenebilir, ne de onunla danışıklı olmaları.

Eleştiriye muhatap bir bünye sahibinin, öncelikle o kütle veya makro-plazmasının farkındalığıyla davranması beklenir. Kalıbına sahip her bünye bilir ki, eleştiri azaltan değil, çoğaltan bir şeydir.

Şimşekleri üstüne çekmek her yiğidin harcı değildir; yiğitlik simgesine de emanet edilmesi mümkün bir büyüklük, bunun için var olmasa da buna var olmaktır her zaman. Büyüklükte hiçbir korkuya yer yoktur.

Eleştiriyi bilmek, gereğince davranmak, hoşgörü gerektirmezden önce bir içgörü ve bir üstgörü gerektirir. Bu sonuncusu, eleştirene tepeden bakan bir görmek değil, –alttan alan bir görmek hiç değil– denk bir diyaloğa girişmeyi göze almakla kendini gerçekleyen bir görme biçimidir. Bu bir bakış açısı asla değildir; üç yüz altmış derecelik bir görüş açısıdır her yöne doğru. Yine de zor değildir görmek istedikten sonra.

Eleştiriye dudak bükmek veya karşılık olarak başka bir eleştirel yaklaşım çabası içine girmek, eleştiriyi nötrleştirmek, bertaraf etmek veya ortadan kaldırmak gibi yıkıcı amaçlara hizmet edebilir ancak. Eleştiriye ondan daha eleştirel bir anti-eleştiriyle karşılık vermek, sizi eleştirinin sadece olumsuz etkilerinden değil, olumlu etkilerinden de korumuş olabilir; korur belki ama aynı zamanda mahrum eder.

Eleştiriyi reddetmekle onu soğurmak arasında bir fark yoktur. İkisi de eleştirinin etkisini geçici bir süreliğine savuşturmaya yöneliktir. Oysa bir Uzakdoğu bilgeliğine göre örneğin, salt bir enerjiyi kavramış olmakla bile onu faydalı enerjiye çevirmek mümkündür.

Eleştiri almak edilgen olmak demek değildir; çünkü eleştiri iletkendir ama çarpmaz. Muhatabı onu monoloğa mahkum etmediği sürece bir diyalog biçimidir.

Her şeyden önce eleştiri, eleştirene verilmiş bir ödev değildir. Eleştiren bunu kendi öyle istemişse yapar.

Eleştiri, eleştirenin ödevi değilse de eleştiriyi anlamak, eleştiriyi kavramak, eleştirilenin görevidir; erinilmemesi, yerinilmemesi, gocunulmaması gereken bir görev…

Eleştiriden çıkarılması gereken ders, eleştirilenin ödevi haline gelmiştir artık. İhmal edilmemesi gereken ve göz ardı edilemeyecek denli önem taşıyan bir ödev. Bu sonradan yapılıyor bile olsa, ödevleri üzerinde çalışılmış bir ders, sınıfta kalmaktansa geçer not almayı ve sınıf atlamayı garantiler. Eleştiri, size tanınmış bir haktır. Bir durumu kurtarma sınavıdır.

Eleştiri öyle bir derstir ki, asıl sınıfta kalması maharet(!) ister ve bu derste gösterilen maharet, siz bilseniz de bilmeseniz de mutlaka ödüllendirilmektedir bir şekilde.

Eleştirenlerimizin olmadığı yerde kendi kendimizi eleştirebiliriz. Her bir insan bunu kendi başına yapabilecek –neyse ki ikircikli– bir ikiliğe sahiptir. Kimileri buna vicdan muhasebesi der ve yine kimilerine göre kimilerinde bu vicdan denen şeyin zerresi bile yoktur.

İsmine vicdan dediğimiz şey, tıpkı akıl gibi ancak işletilme ihtiyacı duyulduğunda ortaya çıkan ve çalışan bir şey olsa gerektir. Yokluğu hissi, olmadığını göstermediği gibi, varlığı hissi de olduğunu göstermeyebilir.

Eleştiriye ilişebiliyor olmak mühim şey. Büyüten bir şey.

Tahammülün olmadığı bünyelerde tekâmül nefes alamaz.

Kategori: yazı