Nereye kadar

Ali Riza Esin, 3 Aralık 2010 — 2 dk.

Canlı cansız her şeyin bir “aura”sı olduğu (enerji-beden), yaşam enerjisi diye de isimlendirilen bu alanın canlılarda daha geniş olduğu söylenir. O kadar ki, doğu bilgeliği kaynaklı batı felsefesi dallarından Teozofi’ye ait bir terim olan bu “Tam dış aura”nın sonsuza doğru genişlediği ifade edilir. Anlamlı gelmese bile bunu sinek pislemedik bir yere not ediniz.


Bu ucu bucağı olmayan dış çeperin içinde (çeperi kelime çaresizliğime verin), insan bedeninin –dört bir yöne doğru– iki katı genişliğinde bir “Dış aura”, onun da içinde –“çoğumuzun” gözle algılayamadığı bir frekansla ışıyarak 3 ila 8 cm. kadar ayrılan– “İç aura” bulunduğu söylenmekte. Bu iç auranın içi ise bedenimizle bir “Yapışık aura”ymış hatta. Bedenimizdeki önemli enerji alanlarını, noktalarını içeren yapışık aura, akupunktur uzmanlarının iğne oynattığı coğrafyası insanın.

Beden çekirdek, dışı çekçek dört ayrı katmandan müteşekkilmişiz yani göründüğümüzün haricinde. Bu iç aura’nın, “Kirlian” fotoğrafçılığı tekniğiyle “elektro-fotoğraf”lanabildiğini biliyoruz ve her insanda farklı kalınlıkta olduğu o sayede gözlemlenmiş, İsviçreli değil, Rus bilim adamlarınca.

Aura denilen hadise, “özel yetenekleri olanların” görebildiklerini söyledikleri güç alanıymış; ışıma ve ışımayı oluşturan partiküllerin adı değil… Eflül denmiş onlara. Biz Behlül desek de olur.

Şimdi ne yazık ki buraya kadar yazdıklarıma “bilgi” diyemiyoruz. Bu bir ham bilgidir günümüz dünyasındaki pozisyonu itibariyle; bir enformasyon, bir malumat, doğrulanmamış bilgi, hatta “bilim çevreleri”nce yalanlanmış bir “şey” diye geçer.

Kim doğrulayabilir? Doğrudan dudak bükenler mi?

Peki ne yapalım? Atalım mı kafamızdan bunu? Yoksa atmayalım da bekleyelim mi?

Ben sadece kendi yaşam pratiklerinize işlememiş veya eskaza yanlış işlemiş bile olsa, bir “bilgi”yi yok saymamalısınız demek istiyorum. Bir şeye başkaları bilgi demese bile, o ana değin öğrendiğiniz hiçbir şeye yapıştıramıyor, hazmedemiyor olsanız bile, reddetmeden hazır kuvvet bekletmenizde fayda olabilir diyorum sizin açınızdan. Başka bilgiler doğurma potansiyeline sahip şeyleri yabana atmak bu kadar kolay olmamalı. Kuşkuyu çağırmalı peşisıra, üzerine düşünmeyi özendirmeli en azından; araştırmayı…

“Dünyamızdakilerden başka yerde hayat yok, varsa da bizim kadar akıllısı yok. Tanımlanamamış uçan nesneler gerçek değil, yalan! Uzayda uzaylı filan yok!” diyen birileri çıktığında aksini bırakın söylemeyi, üzerine düşünmekten bile kaçınırsanız mesela, zamanı geldiğinde düşünceye ket çekenler cenahından başkaları çıkıp “Yaşamın temel elementleri bildiğimiz gibi değilmiş, pardon.” diyebilirler çünkü ve siz hayatı öyle tanıyıp öyle tanımlamışsanız, her şeyi sil baştan etmeye “zaman” bulamayabilirsiniz. Arkanızdan “pardon” diyecek kimseniz de olmaz üstelik.

Pardon yani…

Kategori: yazı