“Olaylı” 1 Mayıs’ın ardında kalanlar

Ali Riza Esin, 5 Mayıs 2013 — 4 dk.

Medyanın bir haberi “olaylı” başlığıyla verdiği noktadan itibaren gerisini okumaya hiç gerek olmayabilir (o tek kelimenin içine gömülmüştür her şey). Gerisi, “toplum tarafından istenmeyen” olayların “toplum tarafından istenen(!)” teferruatlarıdır. Aynen yutturulması için löp et…

Medyaların1 bir şeye “olaylı” demesi, mesela senin “olaylı” demenden farklıdır. Olaydan ne anladığına da bağlı elbette. Eğer ne anlaşılması gerektiğiyle(!) ne anladığın arasında doğrudan bir bağ kurulmasına izin veriyorsan mütemadiyen, geçmiş olsun. Bu, bu kadar net. Bir o kadar da hazindir.

Bahsetmeye çalıştığım haliyle “olay”ın ne olduğunu “hatırlayalım”:2

Ulus Baker: “Skandalların birbiri ardına sıralanışı, medyanın en esaslı iki tekniğiyle soyut, hayali ve düşüncesiz bir dünya anlayışını dayatmaktadır — yani tekrar ve ısrar teknikleri: birincisi gündeme getirilmiş bir olayı bıktırıcı bir tekrarla üsteleyerek kafalara işleme yoluyken ikincisi, kitle iletişiminin bütün kanallarını mobilize ederek, aynı olayı şurada duygusal, burada politik, bir yerde biçimsel, başka bir yerde enformatif biçimlerde, farklı mesaj türleriyle verip duruyor. Bu durumun en önemli sonucunun dezenformasyon yoluyla zihinleri etkileme değil, “olayları düşünülebilir olmaktan çıkarmak” ve tekdüzeleştirmek diyebileceğim bir durum olduğunu düşünüyorum.”

Öyle olur mu bilmiyorum ama yine de isterim ki başlığım hem söylenenleri hem de söylenmeyenleri mimlesin. Destekleyenleri, desteklemeyenleri oldu 1 Mayıs meselesinin; birinci el taraflarından bağımsız bir şekilde. Bir de elbette her zaman olduğu gibi, gık çıkaramayanları (“gık çıkarmayanları” diyemiyorum; “gık çıkaramayanları”dır aynen)…

Peki, kim onlar?

Yetvart Danzikyan: “Muhafazakar ama Taksim Meydanı’ndaki tek yeşil alanın imha edilip onun yerine yapılacak bir sembolik Topçu Kışlası’nın AVM ve rezidansa dönüşmesinde problem görmeyen bir çoğunluk. Bunun için İstanbul’da neredeyse sokağa çıkma yasağı ilan edilmesine ses çıkarmayan, bunu anlayışla karşılayan bir çoğunluk. Büyük meselelerde sözü “Şef”e bırakan, böyle meselelerde ise bir 12 Eylül otoriterizminin sahne almasını anlayışla karşılayan, hatta destekleyen bir çoğunluk.”3

Nuray Mert: “Unutmayalım bugünlere böyle geldik. Konu ne olursa olsun itiraz etmeyi hak saymak yerine, itirazın konusunu tartışmaya açmak da bu kapıya çıkıyordu, itiraz edenin kimliği kişiliği ile mesafe koymak adına sindirme harekatlarına ses çıkarmamakta.”4

29 Haziran 2010 tarihli bir yazımın sonundan tekrardır:

“İnsanlık sorunlarına ilgisiz kalan birinin insan ile hiçbir benzerliği yoktur.”
–Spinoza

Sorun var mı? Yok. Sorun yoksa ilgi de olmaz. Bunda anlaşılmayacak ne var?..

Bugün duydum ki, Başbakan, “gösterdiği” yerde miting yapılmasını buyurmuş da, efendim, dinleyen olmamış.

Burak Cop yazmış: Miting yapmayın demiyoruz, hobi olarak (yine) yapın

Kurban Bayramı düzenlemeleri gelmez mi insanın aklına… Gelir.

Peki bu “olayda” bir sorun var mı?.. Yok.

Tamam o zaman.

Gündüz Vassaf: “Egemen düzen, eleştirilmiş olmanın getirdiği demokrasi görüntüsünde, yoluna devam eder.”5

Demokratik tepki… Bir uzlaşma yöntemi olarak gaz koyvermek suretiyle halkla etkileşim kurduğunu zannetme — ya da iktidarla…

Demokrasi bu de(y)il!

Ulus Baker’in yukarıda (da) alıntıladığım yazısının devamında bahsettiği “alternatif medya” tespiti (tahayyülü diyeceğim), bugünlerde iktidar icraatlarının meşrulaştırmasına yarıyor sadece. Çünkü iktidara karşı başka iktidarlar, başka egemenlik alanları yaratmaya çalışmaktan öte bir kaygıları varmış gibi görünmüyor. Çıplak gerçeklikte…

Atlıyorum…

Ahmet İnam: “Bilginin, üretimin toplumsal yaşayışla bütünleşmediği durumlarda içimizin özekliğinden söz edemeyiz. İçimin özerkliği, başka içlerin özerkliği ile birliktedir. Toplumsal çevreye bağlılığım bundandır. İçimin özgürlüğü, yaşadığım toplumun özgürlüğüne bağlıdır. İçimin yaratılması, içini yaratmış insanlarla paylaştığım yaşamayla elde edilebilir. Toplumsal yasakların kalkması, ideolojik baskıların aşılması, içimin yaratılmasında bir ön koşuldur. Birbiriyle içlerini paylaşabilen, birbirini ezmeyen bir çevreye gerek var.”6

Böylesi bir “geniş çevre”, takip ettikleri sosyal çevreler ve beslendikleri kaynaklar birbirinden apayrı, birbirini ancak niyet okumayla anlamaya çalışan, tek geçtiği ahlâkını başkasına dayatmakta hiçbir beis görmeyen, okumaya dahi tenezzül etmeyen taraflarla kurulabilir mi?

“Ama demokrasi tam da böyle bir şey; kimliğe, niyete, kişiliğe, geçmişine bakılmaksızın temel hak ve özgürlüklerin tavizsiz savunulması.”7

Bunun tersine işleyen her durumda: “Temas muhakkak”tır.

Neymiş efendim? Bilyeymiş…

  1. İşbirlikçi ya da sindirilmiş basın ve televizyon kanalları ve onlara kaynaklık edenler. ↩︎
  2. “Bilmiyorsak öğrenelim”in kibarcası. ↩︎
  3. Derin devletle değil, otoriter kapitalizmle…, Yetvart Danzikyan (Radikal) ↩︎
  4. Burası işte böyle bir ülke!, Nuray Mert (birgün.net) ↩︎
  5. Eylem tüketimi, Gündüz Vassaf (Radikal) ↩︎
  6. Teknoloji Benim Neyim Oluyor, Ahmet İnam (İnsanın İçini Yaratmada Teknoloji, S. 143, ODTÜ Yayıncılık) ↩︎
  7. A.G.Y., Nuray Mert ↩︎
Kategori: yazı