Ölüm volüm II

Ali Riza Esin, 11 Haziran 2011 — 1 dk.

“Ölenle ölünmez.” diye bir söz vardır hani, bilirsiniz. Bildiğimiz anlamıyla işini gören bir sözdür tabii; doğrudur. Ama ölenle ölünebilir de aynı zamanda. Ölünebiliyor bir miktar. Sonra belki bir miktar daha… Dozuna bağlı.

Biraz önce ölmüş bir insanın yüzündeki ve gözlerindeki ifadeye (veya ifadesizliğe) bakarsanız, -adına her ne dersek diyelim- insanın içinde bir yerlerde bir can taşıdığını (veya artık taşımadığını) farkedebilirsiniz. Sizde de var ondan. Canınızın kıymetini bilin -fakat sözün bildiğimiz anlamıyla değil. Canın kıymetini bilin. Her ne surette olurlarsa olsunlar, diğer canların… Kıymetini bilin.

Biraz önce ölmüş bir insanın yüzündeki ve gözlerindeki ifadeye (veya ifadesizliğe) bakarsanız…

Solcu diye vurulan sağcı bir bakkala, başka kalacak yeri olmadığından kepengi üzerine kilitlenmiş plastik yelpaze atölyesinde yanan bir işçiye, Cerrahpaşa’nın izbe bodrum salonlarından birindeki kavanozlarda yüzen bebeklere, dayıma, anneme, anneanneme, babama, gördüğüm başkalarına, görmediğim nicelerine…

Siz hiç bakmamış olun. Ve ölmeden önce hiç bakmayın da… Ölün önce bir. Ölmeden önce. Onlar ölmeden önce en azından…

Anlatabildiğimi sanıyorum ama yine de pek anlaşılabileceğini sanmıyorum bunun. Bu yazıda bir hüzün gördüyseniz anlamamışsınızdır diyebilirim mesela. Görmediyseniz bile bu anladığınızı göstermez. Ya da yanılıyorumdur tamamen. Anlamışsınızdır pek iyi veyahut pek âlâ. Durum budur veya bu değildir durum.

Şunu da yine mecazen eklemek istiyorum ama ironi olsun diye değil; mecaz ironiden ibaret değil.

Ölüm iyidir.

Kategori: yazı

Bir yorum yaz