Oscar Ödülleri ve Politik Sinema

Ali Riza Esin, 27 Şubat 2011 — 3 dk.

Oscar Ödülleri Türkiye zamanına göre bu sabaha karşı sahiplerini bulacak. 2011 en iyi film adaylarına şöyle bir göz gezdirelim; Tom Hooper’ın “King’s Speech”i, David Fincher’in “The Social Network”ü, “Black Swan”, “The Fighter”, “Inception”, “The Kids Are All Right”, “127 Hours”, “Toy Story 3”, “True Grit“, “Winter’s Bone”.

Bu listedeki Toy Story 3 sanki en hafif filmmiş gibi görünüyor değil mi?

Bağımsız sinemanın popülerleşmesi ve sinema endüstrisinin bağımsız sinema eserlerine görünür görünmez katkısı…

Grevler, isyanlar, ayaklanmalar, kalkışmalar desteklenmelidir. Otorite yerle bir edilmelidir. Son fenomenimiz isyan… Bu söylediğimi “sinek pislemedik bir yere” yazın.



Sadece son Oscar’a değil, son on yıllık bir perspektifte örneğin, daha eskilerine bakın birer birer ve dünyaya hakim olan sistemin cari söylemlerini dile getiren, –o söylemleri bizzat söyleyen değil, ustalıkla söyleten– bir büyük yapı canlandırın gözünüzde ve her ne canlanırsa canlansın zihninizde, bunu kimseyle paylaşmayın sakın.

Nur içinde yatsın, Samuel Goldwyn’in bir sözü var; “When I want your opinion, I’ll give it to you (“Fikrini istediğimde onu sana ben veririm.”). Bu söz bence “asıl politik sinema”nın mottosu olabilecek önemde bir sözdür.

Politik sinema etiketine sahip sinema politik sinema değildir. Bu etikete sahip olmayan her sinema politik sinemadır, mutlaka yapıştıracağımız bir yer aramamız gerekiyorsa. Yanlış anlaşılmasın, tanımı genişletirken andığım sinemayı yapanlar bunu politika olsun diye yapıyorlar demiyorum. Günü işleyen, dünü işleyen, bir kişinin hayalini veya yüz kişinin hayalini işleyen her sinema politik sinemadır ve benim diyen politik sinemadan daha etkilidir.

Buna çarpıcı bir örnektir; devrim sineması değil, Eisenstein filan değil, Yılmaz Güney veya onun gişesinden ilham alan 70’lerin başka filmleri değil, Türkiye’de bugün politik sinema denince, galiba “kürt filmleri”, “kürtçe filmler”, “kürtçe sinema” (…) “etnik filmler” gibi anahtar kelimeler gelmeli aklımıza (bkz. politiksinema nokta net). Google öyle diyor.

Bana göre Politik Sinema bunlardan hiçbiri değil sayın seyirciler. Neden diye sorduğumda kendime, “Bir şey eğer ben buyum diye ortaya çıkıyorsa, orada o şeyin çoğunluğa absürt gelebilen abartılmış bir hâli vardır ve bir şey ne kadar bariz bir biçimde ortaya atılıyorsa, insanları etkilemekten o denli uzaklaştığı varsayımında bulunulabilir galiba.” diyebiliyorum kendi kendime –en azından böyle bir etkisizliği de barındırıyordur içinde sonucuna varıyorum.

Kendini böyle “ayrıştıran” bir sinemanın (veya herhangi başka bir fikrin) kendi söylemini destekleyenlere ezberlerini tekrar ettirmekten başka bir amacı veya faydası olabilir mi?

Politik sinemanın ve politik propagandanın (sadece propagandanın diye de düşünebiliriz) sorunlu yanı, söylem ve eylemlerini zaten kendi taraftarı olan kitleye seslenir birer yapıda ortaya koymaktaki ısrarıdır. Bu anlamda sadece kendini tatmin etmeye yarayan bir işlev üstlenerek temsil ettiği değerleri yaymaya değil, en çok onları pekiştirmeye yaradıkları söylenebilir.

Ben söylemem gerekeni ancak söylemem gerektiği şekilde söylerim, dinleyen dinler, anlayan anlar tarzını dayatan anlayışların iletişime değil, insanları bir fikir etrafında birleştirmeye değil, tam aksine kutuplaşmalara doğru yönelttiğine dair pek çok örnek vardır insanlık tarihinde ve kutuplaşmaların olduğu yerde sadece güç veya güçlük vardır. Gücü yeten kazanır ama zor kullanarak.

Ve zorla gelen zorla gider.

* * *

Bugün dünya nüfusu 6.9 milyar. Artık altı milyar demekten vazgeçmemiz demek bu; zaten yedi milyara dayanmış bir rakam. 7 milyar desek mi artık?

Rakam GoodPlanet projesinin “6 Billion Others”ı kaynaklı ama onlar bile insan nüfusunu altı milyar şeklinde yuvarlamayı sürdürüyorlar görebileceğiniz gibi.

Dünya nüfusu beş milyar demelerimizin üstünden ne kadar geçti, hatırlayanınız var mı?

* * *

Politik sinema diye bildiğimiz şey zaten birer başkaldırı manifestosu değil mi sahi?

Emellerine ulaşmaları yakındır. Sizin bizim zamanımızla değil elbette…

Sinemanın daha görecek günleri var.

Kategori: yazı